Anasayfa Anasayfa

Sayfa 5 / 24« İlk...«34567»...Son »

Tanrı olmasaydı


Zelin Artuğ

“Tanrı olmasaydı, bir tane yaratmak zorunda kalacaktık.” (Voltaire)

Ne demek şimdi bu? Ne söylüyor Voltaire bize? Tanrı var mı, yok mu? Olmasaydı, bir tane yaratmak zorunda kalacağımıza göre var olduğu söylenebilir mi? Ya da olmasaydı dediğine göre, tanrının var olduğunu mu söylüyor bize? Eğer bir tanrı varsa, neden insanlar onu inkâr etme yoluna gidiyorlar? Eğer bir tanrı yoksa neden ille de varlığını kanıtlamaya çalışıyorlar, ya da inkâr edenleri neden tarih boyu cezalandırmışlar?

Yazının tamamını okuyun »

Mavi kitap


Zelin Artuğ

Saatlerdir okuyorum mavi kitabı. Yoruldum. Kapadım gözlerimi, dinleniyorum biraz. Gözümün önünde rengârenk şekiller uçuşuyor. Mavi bir kuş konuyor dala. Hüzünlü bir ötüş tutturuyor. Bir ağıt gibi daha çok.  Ötüşüyle bütün savaşları; din savaşlarını, ırk adına yapılan savaşları, kardeş kavgalarını, halkları birbirine düşman eden zalimleri lanetliyor.

Barış zamanında kolaydır insanları sevmek. Birlikte yemek, içmek, yarenlik etmek, el ele, kol kola dolaşmak… Peki ya savaşlar? İnsanı insan olmaktan çıkaran, gözünü kan bürümüş psikopatlara çeviren savaşlar?

Yazının tamamını okuyun »

Söyleyeyim sırası gelmişse


Zelin Artuğ

Niçin yazıyorum?

Başımın üzerinde dönen bulut için, pis bir savaşın ortasında kalmış bebek için… Sirkeci’de simit satan genç, tarlada çapa yapan köylü kadın için… Kaba kuvvetin sırtını yere getirmek, emeğe kurşun sıkan eli kırmak için… Seherde açan kır çiçekleri, sazın teline vuran mızrap için… Gürrr diye havalanan kuş sürüleri için… Başı dumanlı dağlar, rüzgârda hışırdayan yapraklar için… Kıyıya vurmuş denizyıldızları, kıyıda dalganın titrettiği ölü balık için… Kapkara bulutların ardında gümbürdeyen gökyüzü ve sağanak yağmurlar için!

 

Yazının tamamını okuyun »

Ay ışığı ağıtı


Zelin Artuğ

Balkondayım. Gökte ay, yusyuvarlak. Taş yığını yapılar… Soğuk, nemli bir hava… Aşağıdaki yolda gelip giden arabaların farları… Uzaklarda bir iki köpek havlaması… Kaldırımda yürüyenlerin ayak sesleri ve burnuma düşen bir yağmur damlası… Alt katlarda biri öksürüyor. Yaşlı bir adam olmalı. Öksürmesi, titrek ve ölgün. Ay ışığı da öyle… Ay, kış havasında titrek ve ölgün oluyor. Mevsimler insanlara benziyor bir yönüyle. Ya da belki insanlar benziyordur mevsimlere. İnsanların benzemediği bir şey mi var?

 

Yazının tamamını okuyun »

Paris Hilton


Zelin Artuğ

Uçak Paris semalarında… Takım elbiseli, sarışın, genç adam, yuvarlak uçak penceresinden bakıyor. Hiçbir şey göremiyor. Bembeyaz bulutlar var uçağın altında. Uçak, sanki pamuk yığınlarının üzerinde süzülüyor. Birazdan bir anons gelecek. Yolcular kemerlerini bağlayacaklar. Uçağın Orly’ye inmesi biraz daha sonra… Hilton’daki toplantıya geç kalması söz konusu değil. Hava limanından alacaklar onu.

Yazının tamamını okuyun »

Alın terin düşünceme karışıyor


Zelin Artuğ

“Hız veriyor şimdi yüreğime / daha gür yapraklanacağını düşünmek / budanan ağaçların önümüzdeki yıl.”

(Kemal Özer, İstanbul, 1994)

Gündelik heyecanlarımızı, acılarımızı, sevinçlerimizi, öfkelerimizi, sloganlaştırdık yıllar içinde. Acaba diyorum, bu yüzden mi sadede gelemiyoruz bir türlü? Böyle de yapmasaydık, bunca haksızlığa, adaletsizliğe, beceriksizliğe, dengesizliğe zor katlanırdık. Sevindik, üzüldük, duygulandık… Sonra duygularımızı uç uca ekledik, türküler yaktık, şiirler yazdık, resimler çizdik! Acaba duygulanmanın kıyılarında çok mu oyalandık? Düşünmeyi öğrenmeyi çok mu savsakladık? Çok mu oturup kaldık, kitaplar ve kitaplarda yazılan sözler arasında? Oysa ayaklarımızın bizi götürdüğü yerlerde çok daha fazlasını öğreniyoruz. Nasıl öğrenmeyelim? Bire bir yaşıyoruz hayatı.

Yazının tamamını okuyun »

Kınalı bir düş


Zelin Artuğ

Yusuf bir düş gördü. Kınalıydı… Yumuşacık, beyaz tüyleri vardı düşün… Önü sıra yürüyordu. Sonra yok oldu. Kınalı düşü yok oldu. Anasına sordu: “Sen biliyor musun? Sen gördün mü nereye kayboldu? Nenemin saçları da böyle akça pakçaydı… Nenemin saçı da kınalıydı. O ne zaman yok oldu ana? Nereye kayboldu, sen biliyor musun? Bana, “kurbanın olam!” derdi… Kurban mı oldu nenem, ana? Kaybolanlar hep böyle kınalı mı olur?” Anası yüzüne öylece baktı, sustu, cevap vermedi ona. Nenesi öleli iki yıl oluyordu.

Güneş yiyen adam


Zelin Artuğ

Sabah… Tan aydınlığı… Adam, sessizce kalktı. Giyindi, dışarı çıktı. Bugün iş yok. Tatil değil. İzin günü de değil. Bugünün öteki günlerden bir ayrıcalığı var. İşten atıldıktan sonraki ilk sabah… Ne yapacağını bilmeden yürüdü sokaklarda. Ayakları onu yalnızlıklara çekiyordu. Kimsenin olmadığı, kimsenin soru sormayacağı yerlere. Sabah ayazı çarptı yüzüne. Yakalarını kaldırdı, elleri ceplerinde yürüdü.

Otobüs durağının önünden geçerken ani bir kararla durdu. Durakta başka insanlar vardı otobüs bekleyen. Onların arasına karışmadı. Birkaç adım daha attı, az ötede, durağın dışında durdu. Otobüs bekleyenler kuyruğa girmeye başlamışlardı bile. Orada durursa kesinlikle oturacak yer bulamayacaktı otobüste. Bunu umursayacak durumda değildi.

 

Yazının tamamını okuyun »

Öcü diye bir şey yoktu hani?


Zelin Artuğ

Çocukken öcülerden çok korkardım. Öcü nasıl bir şeydi, canlı mıydı cansız mı bilemezdim. Nasıl bir kötülük yapardı çocuklara? Yer miydi onları? Döver miydi? Öldürür müydü? Kaçırıp keser miydi? Bilmiyorum. Belki de tutup kolundan, sürüye sürüye karanlıklar ülkesine götürürdü. Bir dolu öcünün bulunduğu yere! Gözümün önünde canlandırdığım bir öcü imajı vardı. Uzun, bol giysili bir yaratık. Ardımdan koştukça etekleri uçuşan… Yüzü nasıldı peki? Yüzü olmazdı öcünün. Öcüler yüzsüz olurdu. Çocukları korkutan bir “şey” hangi yüzle bakabilir ki insanların suratına. Tabi ki yüzsüz olacak. Yüzsüz olunca da kötülük üstüne kötülük yapacak.

 

Yazının tamamını okuyun »

Kırmızı başlıksız kız


Zelin Artuğ

Deniz kıyısı… Durgun, pırıl pırıl bir su… Suyun dibinde çakıl taşları görünüyor. Sarımtırak, saydam, küçük kaya balıkları dolaşıyor taşların arasında. Yüzümü suya daldırıp, gözlerimi açıyorum su altında. Işıklı hareler dolaşıyor kumun üzerinde. Kum, incecik… Bir yengeç yürüyor kumun üzerinde. Yan yan basıyor sanki. Kaya balığı, yengece dokunup kaçıyor. Güvende olacağı bir noktaya gelince salına salına yüzmesine devam ediyor.

 

Yazının tamamını okuyun »