Anasayfa Anasayfa

Sayfa 4 / 24« İlk...«23456»...Son »

Kafkaslar’a yolculuk


Zelin Artuğ

“Alev sarısı” bozkırlara düştü yolumuz yine. Başımızın üzerinde dost selamı, Hidalgo’nun terkisinde bin bir çeşit kır çiçeğinin rengi, doludizgin yollardayız. Tepemizde sarı sıcak bir güneş. Güneşin hışmından başımızın üstündeki dost selamı koruyor bizi. Gökyüzünün mavisi, güneşin sarı sıcağından bakır çalmış, açık kirli yeşil bir renk almış. Bir süre sonra güneş sıcak sarısını maviliklerden sıyırıp tepelerin ardına çekilecek. Yerkürenin öteki yüzündeki halklara dost selamı göndermeliyiz hemen. Selamlarımızı baş üstüne alıp, sarı sıcaktan korunmaları için. Yağmurları küstürenler, yer küreyi sarı sıcaklara mahkûm edenler gizliden gizliye sevinemesinler diye! Bu halk düşmanlarına karşı, dünyanın dört bir yanında sarı sıcak savaşlar çıkaran bu silah tüccarlarına karşı bütün halklar dayanışma içinde olmalı.

Yazının tamamını okuyun »

Laik-antilaik farkı


Zelin Artuğ

“Konya’nın Balcılar beldesinde dini içerikli eğitim veren kız öğrenci yurdu tüp patlaması sonucu çöktü. Çökmenin etkisiyle bina yerle bir olurken ilk belirlemede yaşları 12 ile 16 arasında değişen 50′den fazla öğrenci enkaz altında kaldı. Kurtarma çalışmalarının devam ettiği binadan 15 öğrencinin cesedi çıkartıldı. Enkaz altında hâlâ yaralılar var.”

Geçtiğimiz yıllardaki sinir bozucu haberlerden biri de buydu. Bu ülkede sinirlerimiz bozulmadan bir gün geçiremeyecek miyiz? Ölen çocuklara mı yanalım? Cahil halkın din duygularını sömürüp, hiçbir üretim yapmadan, dayanaksız, kanunsuz, işlerine geldiği gibi davranıp kendilerine tatlı kazanç kapıları açan ve bu işi ülke genelinde tehlikeli boyutlara ulaştıran fırsatçılara mı kızalım? Yoksa oy avcısı siyasetçilerin böyle cinayetlere göz yummalarına mı kahrolalım?

Yazının tamamını okuyun »

Şeriatın kestiği parmak acır


Zelin Artuğ

Özellikle de sekiz yaşında bir çocuksa, şeriatın kestiği parmak acır!

Çocukları çok severim.

Hayvanları da… İlim adına bile olsa, hayvanları denek olarak kullananları bağışlamak gelmiyor içimden. Ne gerek vardı Ayşe hocamızın bizi kürsünün etrafına toplayıp, operatör gibi canım kurbağayı kesip biçmesine! Ne oldu sanki? Ayşe hocamız brifing mi vermiş oldu bilim dünyasının astlarına? Ya bizler? Ameliyathane asistanları gibi pür dikkat gözümüzü kurbağanın kesik bacağına, koluna dikmiş, sanki bu sahneyi iyi algılayamazsak bilim dünyası tarihten silinecekmiş de bu yükü taşıyamayacakmışız gibi ne işimiz vardı orada! Neden içimizden biri çıkıp da “Hocam, yazık oluyor kurbağaya, en iyisi siz bize eğrelti otunun yararlarını anlatmaya devam edin!” diyemedi ki? Nasıl deriz? Nasıl itiraz ederiz Ayşe hocaya? Çocukluk işte… Şimdi olsa, kahramanca bir atakla kurbağayı kurtarırdım o deney masasından. Salıverirdim eğrelti otlarının arasına. Eğrelti otunun hiçbir yararı kalmamış aklımda. Oysa Ayşe hoca o kadar da anlattıydı. Hiç değilse, bugün eğrelti otu azizleşirdi gözümde. Kurbağanın kurbağa cerrahı Ayşe hocadan saklanması için elzem bir ot olurdu.

Yazının tamamını okuyun »

Birileri emeğin asabını bozuyor


Zelin Artuğ

Emekçiyi adam yerine koyan mı var zaten? Köle işte o! Platon’un öğrencisi Aristo’nun bir sözü kalmış belleğimde. “Kölelerinize, kadınlarınıza ve hayvanlarınıza iyi davranın!” diye öğüt veriyordu. Bu sözü duyduğumda çok gençtim ve “İlkel!” diye tepki vermiştim. Kölelik kaldırılsın, diyeceğine kölelerinize iyi davranın, dediği için. Şimdi bu sözler hiç de şaşırtıcı gelmiyor bana. Tam da bugüne uyarlanabilecek sözler. Doğru söze ne denir ki! Köle, kadın ve evcil hayvan… Tarih boyunca, bu üçüne; köleye, kadına ve hayvana el kaldıran her kimse, zorbadır! Demek ki bu üçüne nasıl kötü davranılıyormuş ki Aristo, böyle bir öğüt verme gereği duymuş.

Yazının tamamını okuyun »

Çağdışı güvenlik sistemleri


Zelin Artuğ

Büyümenin yavaşlamasından bu yana, yani 70’li yılların ortalarından beri, özellikle de taşeron şirketlerin büyük patronları, çıkar sağlamak için eski makineler iş görmeye devam ettikçe yeni makinelere yatırım yapmaktan olabildiğince kaçınıyorlar. Kuşkusuz bu durum, çok eskiden kalmış bu makineleri kullananların çalışma koşullarını oldukça zorlaştırmaktadır. Geçici işçilerden Alain, XX. Yüzyılın sonlarında bir atölyede güvenlik sistemlerinin nasıl müzelik olduğunu anlatıyor bize:

“Benim ilk işim, bir ilaç endüstrisi fabrikasındaydı. Ürünlerin ambalajlanması işinde çalışıyordum. Kartonları doldurmaktı işimiz. Bu iş için birçok insanın çalıştığı çok hızlı bir çalışma ağı vardı. Başlangıçta işin ağır olmadığını düşünüyorduk, ama bir günde binlerce kartonun elden geçmesi gerektiğini düşünürsek, tonlarca ağırlığında bir iş çıkıyordu karşımıza.

 

Yazının tamamını okuyun »

Aşk gemisi


Zelin Artuğ

Elimde Fransızca yazılmış bir kitap var. Bir süredir kitabı okuyor, fırsat buldukça da Türkçeleştirdiğim bazı metinleri not alıyorum. Kitaptaki bir bölüm, beni alıp çok uzaklara, geçmiş yıllarda TV’de gördüğüm Amerikan yapımı bir dizi filme götürdü. “Aşk Gemisi” adlı diziye…

Masmavi, durgun sularda bütün heybetiyle yol alan bir gemiydi bu. Yolcuların hepsi birbirinden şık, birbirinden şen şakraktı. Geminin üst düzey çalışanları da öyle… Pırıl pırıl, bembeyaz denizci giysilerinin içinde çevrelerine ışık saçarlardı.

Yazının tamamını okuyun »

Körler ülkesinde şaşı padişahlar


Zelin Artuğ

İnsanın hası, at gözlükleriyle bakmaz dünyaya. Burnunun dibini de uzağı da çok iyi görür. Gözlerini yitirse, gönül gözüyle görür. Bu yeteneğini “iyi” insan, “yeni” insan olma bilincine, birikimine borçludur. Ben, tam da böyle birini tanıyordum. O bir deryaydı. Beş yıl önce yitirdi onu düşün dünyası. İsmet Zeki Eyuboğlu… Bazen çok özlerim onu, kitaplarını yığarım masamın üzerine, rasgele okur, okudukça çoğalırım! O öldüğünde, yazın dünyasından bir değil, birkaç küme yıldız kaydı. Çoğul insandı o… Anadolu kültürünü iyice özümsemiş, arının sabrıyla petek petek işlemişti kitaplarında. Yine onun satırlarını okumaya başlamasaydım, belki de böyle bir yazı yazmayı aklımdan geçirmeyecektim.

Yazının tamamını okuyun »

Yakınları uzak edenler


Zelin Artuğ

“En uzak mesafe ne Afrika’dır

Ne Çin, ne Hindistan

Ne seyyareler

Ne de yıldızlar geceleri ışıldayan…

En uzak mesafe iki kafa arasındaki mesafedir

Birbirini anlamayan”

Can YÜCEL

 

Bu günlerde anlamak eylemi üzerine modalar var. Anlamak… Anlamamak… Anlatmamak… Anlatamamak… Anlatılsa da anlamamak…

Yazının tamamını okuyun »

Güğüm


Zelin Artuğ

Ali, dirseğini deniz kıyısındaki korkuluğa dayadı, ağır ağır suya batan teneke güğüme kaçamak bir bakış attı. Yarısı su dolu güğüm, sapına iple bağlanmış iki bardakla birlikte denizin derinliğine inip gözden yiterken o günkü kazancı, yarına dair umudu, insana inancı da yitiyordu. Elini cebine attı, o günkü kazancını yokladı. Yeni bir güğüm almaya çıkışmazdı parası. Bir an, soyunup suya atlamayı, zabıtalar gelmeden güğümü çıkarıp kaçmayı geçirdi aklından. Yüzme bilmiyordu. Suya dalıp bir daha çıkamamak da vardı işin ucunda. Biri atlar, kurtarırdı belki, ama kim yapacaktı? Kıyıdaki kalabalığa bir göz attı. Eminönü, insan kaynıyordu. Çımacılar, dolmuş taksi kâhyaları, halka tatlısı, şambali, turşu suyu, sepette lahmacun, balık ekmek satıcıları, midyeciler, allı morlu giysileriyle Anadolu’nun her yanından, iş arayan erlerinin ardı sıra gelmiş köylü kadınlar… Gördükleri her ilginç şeye sümüğünü çeke çeke bakarak analarının ardında sürüklenen, bazen analarının elinden kurtulup koşarken düşüp yaygarayı basan çocuklar…

 

Yazının tamamını okuyun »

Tharıkof sofrası


Zelin Artuğ

Singapur’daki bir botanik bahçesinde bulunan devasa yaprakların fotoğraflarını gördüm. Bunların üzerinde beş yaşındaki bir çocuk batmadan durabilirmiş. Singapur halkının da doğaya, hayvanlara ve bitkilere çok düşkün olduklarını okumuştum. Demek ki Singapurlular akıllı insanlar. Bitkiler ve hayvanlar olmadan, insanların varlıklarını sürdüremeyeceğini; bütün doğal dengelerin alt üst olacağını biliyorlar. Onlar, kapital hırslarına yenik düşenler gibi doğayı kelleştirmemişler.

 

Yazının tamamını okuyun »