Anasayfa Anasayfa

Sayfa 3 / 24«12345»...Son »

Yağmur


Zelin Artuğ

Yağmur başladı. Birazdan gök gürüldeyecek. Her yağmur yağdığında gökyüzü ilençle inilder böyle.

“Turnalara bir semahı çok gördün” diyordu şairin biri. Hangisiydi, anımsamıyorum.

Tozlu köy yolları nasıldır şimdi? Yağmur damlaları iri iri yola düştüğünde, kalın toz tabakası suyu yutar, toprak bir süre kuru kalır. Sonra, yağmur suları ince dereciklere dönüşür, kıvrılarak akar yokuş aşağı.

Yazının tamamını okuyun »

Baba malı Titanic


Zelin Artuğ

Bu coğrafyada soyut ya da somut ne varsa, hepsi de birilerinin babasının malıdır! Din, iman, kitap, cami, medrese, bankalardaki banknotlar, evler, apartmanlar, hamamlar, gemiler… Ne varsa!

Babası olmayanın vay haline!

Babası olmayan ya “yanaşma” olacak, ya da “yanaşma” olmayı onuruna yediremiyorsa, “babası olanlar” tarafından itilip kakılacak! Kural böyle.

Yazının tamamını okuyun »

Pervaneli uçakla Axum yollarında -3


Oğuz Serdar Öztürk

Ben de, Camelia da sıkılmıştık ve turu yarım bırakıp otellerimize dönelim diye anlaştık. Haa, bu arada, pazarda (market diyorlar burada) gezerken, 50 Birr’e (ETB) (o da yaklaşık 5 dolar yapıyor) (ve uzun süren pazarlıklardan sonra) ince bir kep aldım güneşten korunmak için.

Otelime geldim, odama çıktım ve hemen bilgisayarı açıp, Skype ile oğlumu aradım. Uzun uzun konuştuk, arada kamerasını açtırıp onu hasretle seyrettim. Bir müddet sonra, konuşacak fazla bir şey kalmadı, zira daha dün akşam birlikteydik ailecek. Tekrar arama umuduyla kapatıp bu kez Skype kontörü ile onun cep telefonundan sarı şekerimi aradım, hasret giderdik. Fazla uzatamadım zira çok hızlı tükeniyordu kontörüm (onu da Gökhan’ım kendi harçlığından yüklemişti). Zaman hızla tükeniyordu şimdilik. Asıl yaşayacağım ve çalışacağım yere geldiğimizde, saatlerin hiç geçmeyeceğini adım gibi biliyordum.

Yazının tamamını okuyun »

Addis Abeba yazında bir kış yolcusu -2


Oğuz Serdar Öztürk

“16. 03. 2009 sabaha karşı saat 02. 30 sıralarında Addis Abeba’ya indi uçağım. Körükten çıkıp, Avrupalı olduğunu sandığım yaşlı bir kadını takip ederek, nereden çıkabileceğimi anlamaya çalıştım. Çünkü ilk kez yurt dışı seyahati yapıyordum, hiçbir kültür ve kural bilgim de yoktu. Üstelik, İngilizcem yetersiz olduğu için, kendime olan güvenim biraz sarsılmış, hatta epey tedirgin olmuştum : “Ulan b..u yedik galiba. Nereye geldim lan ben? Hiç mi Türkiyeli yok acaba yanaşabileceğim? Keşke gelmeseydim” söylentileriyle yaşlı kadını takibe devam ediyordum ki, kısa boylu, kendisine güvenlik görevlisi yakıştırması yapılmış kavruk bir oğlan yanıma geldi ve kendine has bir aksanla İngilizce olarak bana bir şeyler söyleyerek, belli bir bölgeyi işaret etti. Anlamadım, yoluma devam etmeye çalıştım, zira yaşlı kadını kaybetmemem lazımdı. Ama güvenlik tarafından engellendim. Baktım, aynı şeyleri diğer yolculara da söylüyorlar. Çaresiz işaret edilen bankonun başına gittim. Baktım, bir kâğıt parçası, hem İngilizce hem de Amharikçe* bir şeyler yazıyor : “isminiz nedir? Pasaport no? Ethiopia’yı ziyaret nedeniniz?” türünden sorular (İngilizcem zayıf dediysem de, o kadar da “Fransız” değilim hani).

Yazının tamamını okuyun »

Afrika Güncesi – Etiyopya Yolcusu -1


Oğuz Serdar Öztürk

Mart 2009

“Hayatımda ilk kez 23 yıl sonra işsiz kaldım. Tüm çalışma hayatım boyunca pratik, sonuç odaklı ve üretken olmaya gayret ettim. Ama hayatım boyunca da şikâyet etmekten geri kalmadım. Bu da benim nazar boncuğum olsun.

İş hayatıma, abimin arkadaşı olan ATE’nin açtığı kısmet kapısı sayesinde başladım. Hani eskiden kurmalı arabalar vardı, kurardın makarasından, bırakırdın, bir yerlere giderdi. İşte ben de ATE tarafından kurulup, bırakıldım ve 23 yıl boyunca bir yerlere gittim. Uğradığım yerlerde bazen çok eğlenceli molalar verdim, bazen küçük hasarlı kazalar yaptım. Ama pert olmadım çok şükür.

Yazının tamamını okuyun »

“Bir canlıyı ağlatmak” üzerine değinmeler


Zelin Artuğ

Eve gidince bir yazı yazacaktı. “Bir canlıyı ağlatmak” üzerine… “Bilinçli olarak bir canlının kafasında soru işaretleri bırakmak” üzerine… “Kanadı kırık bir bulut düşlemenin saçmalığı” üzerine! “Yaşamanın anlamı” üzerine!

Gitti eve. Lavaboya yöneldi önce. Yüzünü sabunladı. Gözüne sabun kaçtı. Tek gözünü açıp, kafasını kaldırdı, aynaya baktı. Böyle tek gözü açık tek gözü kapalı komik görünüyordu. Yüzüne bol bol soğuk su çarptı. Buz gibiydi su. Havluyu aldı, yüzüne bastırdı. Havlunun altında, böyle sıcacık ısınırken yüzü, içini bir sevinç kapladı.

Yazının tamamını okuyun »

Yeni ölüm tarifleri


Zelin Artuğ

Herkese ayak uydurmak için var olanlar, bir yerlerde “doğru” yapıyor demektir. Çünkü sistemin kuralı budur. Sistemi karşılarına almak istemeyenler böyle yapar. Böyle biri, her koşulda yüzünde yeni bir tarifle dolaşır.

Yağmurda ıslanarak yürümek, anılarını bir çıkmaz sokakta bırakmak, tanımlanamayacak kadar derin acıları olmak, yapılan haksızlıklara birilerini tanık göstermek, birilerinden bir takım davranışları hiç ummamak, kalbi tutmak, tansiyonu yükselmek, dersini almak, söylenenlere bir daha inanmamak, midesi kaldırmamak, hep haksızlığa uğrayan olmak, dostlarını kendi sıkıntılarıyla üzmek ve bunun için bağışlanma dilemek, canına okunmak… Daha yüzlercesi!

Yazının tamamını okuyun »

Âşıkların sözü kalır!


Zelin Artuğ

“Bir tek insan ayrılır sizden

Ve dünya çöle döner”

(La martine)

Okumayı sökememiş çocuklar gibiyim. Hep başkalarının hayatını yaşamaktan yorgunum. Sımsıkı kundaklara sarmışlar ilkin. İşin o kısmını hiç mi hiç anlayamıyorum.

Bilirim o kundakları. Daha doğduğu gün zincire vururlar çocukları. Ayaklar, eller dümdüz uzatılır, sımsıkı “belenir” kundağa bebe. Elini kolunu kıpırdatamaz, tespih böceği gibi sağına soluna kıvrılır, boynuna kadar kıpkırmızı kızarır. Dişsiz ağzıyla bir yaygara koparır. Geceden uykusuz kalmış anne ağlamaklı bir “pışpış” tutturur dişlerinin arasından, emziği tıkıştırır bebenin ağzına.

Yazının tamamını okuyun »

Yaşayan ‘ölü’ler… Ölü ‘can’lar…


Zelin Artuğ

Zaman deresi, fırtınada, kasırgada kökünden sökülmüş ne kadar can varsa, katmış önüne sonsuzluğa doğru akıp gitmekte… Bebeler ölüyor bir yerlerde. Beşiğinde uyurken öldürülmüş, yalan dünyanın yalanlarını duyamadan, yalancı emziği dudağının kıyısında kalmış, kan revan bir bebe fotoğrafı gördüm nette. Saçlarıma kar yağıp duruyordu ne zamandır. İlk kez, bu akşam çok kederli bir kar yağdı saçlarıma. İnce ince ağladı kar! İndi, saçımın örgüsünün basamaklarından, ipince ak bir iz bırakarak ardında. Kendimi iyice fazla yaşamış, artık fazlalık olmuş hissettim.

Yazının tamamını okuyun »

Kafada yazmak


Zelin Artuğ

Otobüste insan iyi düşünüyor. Bir yandan sıcak, bir yandan trafik… En iyisi yasla başını koltuğa, kapat gözlerini, düşün. Öyle yaptım bugün. Şöyle bir soru geldi aklıma. “İnsan neden yazar? Neden yazma gereği duyar? ” Yüzyıllardır yazıp duruyor insan. Yazıyor da ne oluyor? Amaç, yöntem, nedenler, koşullar… Her biri ayrı bir araştırma konusu.

Yazının tamamını okuyun »