Anasayfa Anasayfa

Sayfa 2 / 33«12345»...Son »

İmkânsızı başarmamayı başarabilmek


Bingöl Göçmen

Emekçinin emeğini, bilgisini, becerisini katmadığı kendiliğinden değerli hiçbir şey yoktur.

Sömürü sistemleri; sömürüye konu olan bütün zenginleri üreten emekçilerle, sömürü ilişkileri içinde bu zenginliklerin sahipliğini ele geçirmiş çeşitli ekonomik güç seviyelerindeki sömürücülerden oluşur.

Sömürü, rekabet ve müşteri ilişkileri içinde emeğin ucuza alınmasıyla başlar; emekçilerin ürettiği zenginliklerin pahalıya satılmasıyla devam eder. Yazının tamamını okuyun »

Sömürüsüz bir dünya düzeni


Bingöl Göçmen

Canlıyı kendiliğinden ne doğru-yanlış ne adalet kavramları ilgilendirir. Bu diğer canlılar için olduğu gibi insan için de geçerlidir. Yaşamasına, daha güzel yaşamasına hizmet eden her şeyi mubah görür. Tartışma konusu yapılmasını istemez. Akıl, ait olduğu canlının yaşaması hilafına tutum almaz; onu korumakla görevlidir. Hatta odur. Bir etobur avlanmayı tartışmak istemez. Bir mirasyedi, kendisi çalışmadığı halde varlık içinde yaşıyorken; çalışan insanların iki yakalarını bir araya getirememelerini tartışmak istemez. Ev sahipleri, kiraların maaşlardan fazla olmasını tartışmak istemez. Patronlar, verdikleri maaşların kiraya bile yetmemesini tartışmak istemez…

Yazının tamamını okuyun »

İşsizlik


Bingöl Göçmen

İşsizlik; işçinin açlıkla, açıkta kalmayla, kendi başının derdine düşmeyle, kendine yetmemeyle cezalandırıldığı bir mahkûmiyettir. Değersizlik duygusu çok az durumda bu kadar katışıksız şırınga edilebilir bir insana.

Sermayenin dağılıp yok olmaya terk ettiği işsizine sahip çıkmayan, bunun ihmal edilemez bir sorumluluk olduğunu kavrayamayan, mücadeleyi halen işçiliği devam edenlerle oynanan bir oyun olduğunun hissiyle idare eden bir işçi sınıfı, kapitalist vahşilik karşısında emeği savunamaz. Ve kendi içindeki dağılmayı önleyemez. İşçinin haklarını savunmak, işsizin haklarını savunmaktan geçer. Aksi halde işsizlik, işçi mücadelesinin eylem kırıcısı olur. İşçiler arasındaki güven bunalımı çözülemez.

Yazının tamamını okuyun »

En iyi olma yarışı


Bingöl Göçmen

Bir sömürü sisteminde, sömürücünün emekçiden beklediği mükemmellik; sınırları belli olan bir mükemmellik değildir; benzerleri içinde en iyi olmaktır. Bu sert mükemmellik tanımı, emekçiyi ilgili olduğu kulvarda sürekli bir yarış stresi içinde tutar. Sömürücü tarafından tercih edilmeyi garanti altına almak; tüm benzerlerinden daha iyi olmak anlamındadır. Kendi benzerleri içinde en iyi olma zorunluluğu; dolayısıyla kendi benzerleriyle giriştiği en iyi olma mücadelesi, onun bütün zamanını alır. Ve emekçi, sömürücüden değil; en iyi olma konumunu kendi elinden alacak diğer emekçilerden korkar. Sömürücü, en iyi olanı ödüllendiren kişi rolündedir. En iyi olanı ödüllendirmek, Sezar’ın hakkını Sezar’a vermek, adalet hesaplarımıza uymaktadır. Ama bu ‘en iyi olma yarışı’ emekçileri bencilleştiren bir yarıştır. ‘İyi olan kazansın’ sözü; emekçinin acılarını, hayatını hesaba katmayan içeriğiyle sömürücü patentlidir.

Yazının tamamını okuyun »

Emek avcıları


Bingöl Göçmen

İnsan türü, binlerce yıllık geçmişine rağmen, ne tür ilişkiler içerisinde, ne tür değerlere bağlılık göstererek yaşayacağını kavrayamadı bir türlü. Adil olamadı, bencilliğine yenik düştü hep. Hep çoğunu, daha iyisini, daha güzelini kendine ayırdı. Kötülüğü hep başkaları kendine yaparken gördü. Ama kendi yaptığı kötülükleri, başkalarına yapılan kötülükleri görme derinliği serçe parmağının boyunu geçmedi bir türlü.

Şiddet karşısında, başka canlılarda olmadığı kadar müthiş bir boyun eğme kapasitesi gösteriyordu. Bazı insanlar, insanların bu yönlerini kullanma yoluna gittiler: Diğer canlıları avlayıp evcilleştirmek yerine, insanı avlayıp evcilleştirmek…

Böylece iki tür insan tipi ortaya çıktı: Emekçiler ve emek avcıları… Ve iki tür kültür oluştu: Emekçilerin kültürü ve emek avcılarının kültürü…

Yazının tamamını okuyun »

Emek evrenseldir


Bingöl Göçmen

Şu dinden, bu milletten olabiliriz; ama hayatımızı kazanmak için çalışmak zorundayız. Muhtemelen de aynı dinden, aynı milletten olduğumuz birine ait bir iş yerinde… Sigortamızı eksik gedik yatıran odur. Maaşımızı zamanında vermeyen, sendikasızlaştıran, işten atan odur. İşten atar korkusuyla zam talebinde bulunmaktan tamamen vazgeçtiğimiz, sigortamızı eksik gedik yatırışına ses çıkarmadığımız odur.

Yazının tamamını okuyun »

Köle pazarından işçi pazarına


Bingöl Göçmen

İlk köleleşenler, bu fikri canlarını kurtarmak adına kendileri akıl edip önerdiler herhalde. Onlara, evcil hayvanları gibi hizmet edebileceklerini söylediler. Öyle bir hizmet ettiler ki, canlarını bağışlayanlar, ‘iyi ki ’onların canlarını bağışladıklarını anladılar.

Hizmet eden insan, öbür evcil hayvanlardan farklı olarak, hizmetinin bir ‘helalleşme’yle noktalanmasını, ‘azat’ edilmesini bekliyordu.

Hizmet edilen, hizmet edenin hizmetinin yaşamında vazgeçemeyeceği yeni bir standart yarattığını bu azatlardan sonra fark etti. Bu onu, her azattan sonra yeni bir insan avına çıkmaya yöneltti. Bir yandan da hizmet eden insanın dayanma sınırlarını anlamaya çalışıyordu. Öldürme tehdidini yineleyerek azadı ne kadar geciktirebilirdi?

Yazının tamamını okuyun »

Haklılık kazanana kadar!…


Bingöl GÖÇMEN

Her canlının, canlı olmaktan kaynaklanan “ihtiyaçlar”ı vardır. Her ihtiyaç kendine özgü “dayanılmazlık”larla belli eder kendini. Dayanılmazlıklar, canlının ihtiyaçlarına yönelmesinin itici gücüdür. İhtiyaç nesnelerinin çeşitlenmesi veya değişmesi çevresel olanaklarla ilgilidir. Çeşitlenme ve değişme, iyi yönde ve yapıcı olabileceği gibi; kötü yönde ve yıkıcı da olabilir. Örneğin; hareket eden canlıların otoburlukla başlayan asalak beslenme süreçlerinin etoburlukla ve emek sömürücülüğüyle çeşitlenmesi, sömürücü insanı dışarıda tutarak baktığımızda, bir şekilde doğal dengenin devam etmesi olarak yorumlanabilecekken; sömürücü insanın otoburluğu için de, etoburluğu için de, emek sömürücülüğü için de söylenecek tek söz vardır: Doğayı ve dengesini tahrip etmektedir.

Yazının tamamını okuyun »

Bilince doğru


Bingöl Göçmen

Her dinin, bilimin, kültürün sahipleri vardır. Her din, bilim, kültür kendi sahiplerini korur ve kendi sahipleri tarafından korunur. Sahiplerini korumayan ve sahipleri tarafından korunmayan bir din, bilim, kültür olmaz.

Bir bilginin sahibini koruması (sahibine yarar sağlaması) düşünceden fiile dönüşmesine, dolayısıyla hayatı belirlemesine bağlıdır. Bunu sahiplerinin gücüyle başarır.

Bir bilgi, sahiplerinin gücüyle ya zarar vereceği kesimlerin bilgilerine sızar, onların öylece aklını çeler, ya da sahipleri tarafından zarar vereceği kesimlerin gözü korkutularak onları bu bilgiye ve bu bilginin hayata geçmesi halindeki zararlara ‘katlanmak’ durumunda bırakır. Bu iki faaliyet eşgüdümlü bir şekilde yürütülür. Buna, onlar adına bir isim verecek olursak ‘yersen-yemezsen yöntemi’ diyebiliriz.

Yazının tamamını okuyun »

Köpekli köyde değneksiz dolaşmak


Bingöl GÖÇMEN

Bir canlının yaşama kabiliyeti; yaşama olanaklarını elde edebilme kabiliyeti ile onları, aynı yaşama olanaklarına ihtiyaç duyan diğer canlıların yağmalama girişimlerinden koruyabilme kabiliyetinin toplamıdır.

Her yağmalama kabiliyeti, hedef canlıdaki yağmalatmama kabiliyeti ile birlikte gelişir. Bu kabiliyetlerin karşılaşmasında, üstünlüğün el değiştirmesi; yağmalamayı ortadan kaldırabileceği gibi, bazen de sadece yağmalamanın yönünü değiştirir.

Emekçi insan; yaşama olanaklarını elde edebilme bilgisini, becerisini sömürücü insana yağmalatmama konusunda başarısızdır. Bu sonuç; sömürücü insanın yağmalamak için, emekçi insanın ise yağmalatmamak için ortaya koyduğu somut güçlerle alakalıdır.

Sömürücülük; doğası gereği akıldışı, mantıkdışı, adaletdışı ilişkileri dayatır. Dolayısıyla sömürücü; sömürü ilişkilerinin sürdürülebilirliğini sağlamak için, sömürüye maruz kalan insanın bir şekilde bu olan bitene karşı çıkmamasını sağlamak; onu, akıldışılığın ve adaletdışılığın içindeki akılla ve adaletle idare etmeye razı etmek zorundadır.

Yazının tamamını okuyun »