Anasayfa Anasayfa

Sayfa 3 / 4«1234»

‘ebrulî’ Kategorisi için Arşiv

bebek


Zelin Artuğ

Benim adım Bebek. Bir bebek için en güzel adın bu olduğunu düşünüyorum. İyi ki adımı Bebek koymuşlar.

Bugün beni yıkadılar küvetimde. Biliyorsunuz, bebekler için plastik küvetler satılıyor artık.! Su sıçrattım, çığlık attım yıkanırken. Çok eğlendim. Bir ara kafama biraz sıcak su döktüler galiba. Kabak kafam yandı biraz. Ağladım. Ben ağlayınca annem dayanamadı, beni tombiş yanaklarımdan öptü. Suyu biraz daha ılıştırdı. Bu sefer de çok mu soğudu su ne, ürperdim. Ürperince bacaklarımı gerip, ellerimle denge sağlamaya çalışırım. Ne yapayım, küçücük bir dengesizlikte yerlere yuvarlanırım. Çoğunlukla da kabak kafam bir yerlere çarpar.

Yazının tamamını okuyun »

masal evi


Zelin Artuğ

 

İnsanlar pek severler böyle tabloları. Topluluğa açık yerlerde, özellikle de restoran ve kafelerde, ya da büyük yapı marketlerin yağlıboya tablo satılan bölümlerde bu türden tablolara sıkça rastlarız.

Ben, başımı çevirip pek bakmam bu tablolara. Ne bakacağım?… Al birini vur ötekine. Hepsi de birbirinin aynı neredeyse. Pamuk Prenses ve yedi cücelerin evi! Uzaklarda çamlıbeller, şırıl da şırıl akan bir derecik ve romantik bir ortaçağ köprüsü. Yazının tamamını okuyun »

iblis, beklediğimden erken geldi


Zelin Artuğ

Uzun kış gecelerinde İblis‘le saatlerce karşı karşıya oturdum. Sivri dişleri ve boynuzlarıyla, cehennem alevine benzer sakalıyla, yılan yuvasına benzeyen kıvrımlı suratındaki iki küçük delikten oluşan gözleriyle bana bakıp duruyordu monitörden. Farklı bir dilden konuşuyordu, yanındaki yöresindeki kişilerle. Bazen de bir anda görünmez oluyor, monitörü kendisi gibi başkaca karanlık yüzlere bırakıyordu. Başkan Dush Cold gibi…Hepsi de farklı bir dilden konuşuyorlardı, ama konuşulanları çok iyi anlıyor, masa üstündeki bir word dosyasına kendi anadilimde kaydediyordum.

Yazının tamamını okuyun »

atını hiç durmamanın ağacına bağlamak


Zelin Artuğ

“Atımı, hiç durmamanın ağacına bağladım.” diyordu Kemal Özer, bir şiirinde. O, şiirlerini severek okuduğum şairlerden biridir. Bir ağaç var. Çam gibi, ladin, köknar, söğüt, ardıç gibi bir ağaç. Ama bu ağacın adı “hiç durmamanın ağacı”. At, hiç durmamanın ağacına bağlanırsa ne olur? Hidalgo’yu böyle bir ağaca bağlasam ne yapar acaba? Ağacı kökünden söküp bozkırlarda koşmaya mı devam eder ? Yoksa dolapçı beygirleri gibi ağacın çevresinde mi dolanıp durur ? Bu ikinci olasılığı hiç sevmedim. Tehlikeli bir durum gibi görünüyor. Dizginlerine dolanır, başı döner, belki de boğazına dolanan dizginler boğulmasına neden olur. Hidalgo, böyle bir risk almaz. Söker o ağacı kökünden. Hidalgo önde, ağaç arkada bozkırların yolunu tutarlar. Yazının tamamını okuyun »

mavi dolap


Zelin Artuğ

Kendine dolap yaptı. Hem de mavi. Üstelik, bir de kilit taktı kapısına. Kimbilir ne ilginç şeyler koyacak dolabın içine. Ben göremeyeceğim tabi. Gökhan abim ne zamandır bu dolabı hayal ediyordu. Muhtemelen dün akşam o yüzden girdi tuvalete ve bir saat çıkmadı dışarı. Çünkü tuvalette kimsenin kendisini rahatsız etmediğini, tuvaletin çok özgür bir ortam olduğunu ve orada en hayatî projelerini düşünebildiğini söylemişti bir keresinde. Bu kez de öyle oldu sanırım. O mavi dolabın ilk tasarımı, ardından da projesi tuvalette şekillendi. Yazının tamamını okuyun »

tharıkof ane


Zelin Artuğ

Fotoğrafta görünenler, suda yüzen tepsiler değil. Singapur’daki bir botanik bahçesinde bulunan yapraklar. Bunların üzerinde beş yaşındaki bir çocuk batmadan durabilirmiş. Şimdi çocuk olmak vardı. Bu yapraklara binip Alice’in harikalar ülkesine doğru yola çıkmak… Bu fotofrafı bir başka dev yapraklı bitkiyi ararken buldum. Tharıkof adında bir bitkiyi arıyordum nette, bu tepsi görünümlü yapraklar çıktı karşıma. Muzaffer arkadaşımdan duydum o bitkinin adını. “Çerkes söylencelerinde Tharıkof Ane diye bir deyim geçer, ne olduğunu bilmez, merak ederdim…” diye anlattı.

Yazının tamamını okuyun »

kahve molası


Zelin Artuğ

 

Bir süredir durmadan yazıyorum. Yalnızca blogda yazsam iyi! Eski dostlarla yazışıyorum. Yazma işi böyledir işte. Bir kez yazmaya başladınız mı aklınıza geldiği anda, aklınıza gelen yere yazmaya başlarsınız. Hiç bir şey bulamasanız yazacak, belediye otobüsüyle yollardan geçerken gördüğünüz, harfleri bir nedenle düşmüş tabelaların düşen harflerini yerine koyarsınız gözlerinizle. Yazının tamamını okuyun »

moha souag ve yapıtı


Zelin Artuğ

Faslı yazar Moha Souag, yapıtlarında söz kalabalığına kaçmadan, doğru sözcüğü seçerek, dünü ve bugünü yoklayıp elden geçiriyor. Geçmişte yapılan yanlışlarla ve insanî olmayan tutumlarla hesaplaşmaya bırakıyor okuru. Acı Çayda ele aldığı konu, yaşamın çeşitli evrelerinde  hepimizin karşılaşabileceği türden, son derecede sıradan sahneleri barındırıyor içinde. Romanın kişileriyse sanki sokakta, markette, belediye otobüslerinde, hastanede, parklarda, aklımıza gelen her yerde  karşılaşabileceğimiz türden insanlar. Neredeyse içlerinden bazılarını tanıdığımızı bile söyleyebiliriz. Ama Souag’ın kaleminde, herbiri, okur olarak  yeniden kavramaya, tanımaya kalkıştığımız, sayelerinde, dünyaya değişik açılardan bakma gereği duyduğumuz varlıklara dönüşüyor.

Yazının tamamını okuyun »

MOHA SOUAG (Thé Amer) ACI ÇAY


Zelin Artuğ

Yazının tamamını okuyun »

balkonda çay keyfi


Zelin Artuğ

Bardaktan boşanırcasına yağmur yağdı iki gün önce. İstanbul yağmura susamış.
Mis gibi çay kokusu yayıldı evin içinde. Hayatlarımız acı çaya çevrilse de böyle yağmurlu havalarda, camekana vuran yağmur tanelerine bakarak balkonda çay içme keyfimizden vazgeçemeyiz. Yağmur, tozu toprağı yıkar da çatılar, ağaçlar, yollar dupduru bir görüntü alır ya, yağmurlu havada çay da bir başka berrak görünüyor bardakta. İçtikçe içesi geliyor insanın. Yok. Çayın markasını sormayın, bu kadarı reklama girer.

Yazının tamamını okuyun »