Anasayfa Anasayfa

Sayfa 5 / 12« İlk...«34567»...Son »

‘Deneme’ Kategorisi için Arşiv

Çoksesli sessizlik


Zelin Artuğ

Meral’i o gece uyku tutmadı. Kalktı, mutfağa gitti. Bir bardak su içti. Su, sürahide ılımıştı. Bir bardak daha doldurdu, içine bir küp buz attı, biraz bekledi, yudum yudum içti. Çalışma odası yaptığı küçük odaya geçti. Işığı yaktı. Kitaplığa bir göz attı. Ezbere bilirdi kitapların yerini. Yine de her defasında göz atmaktan geri durmazdı. Nasıl olmuşsa kitabın biri ters konmuştu, düzeltti. Üst raflardan bir kitap çekti, pencere yanına koyduğu tekli koltuğuna oturdu. Bu kitabı okuyalı yıllar olmuştu. Yeniden sayfalarını karıştırma isteği vardı içinde.

Galileo yüzünden bunlar!


Zelin Artuğ

Yeni doğmuş bir bebeğin bakışları dikiz aynasından bakan dikkatli bir sürücünün bakışlarına benziyor. Onun bakışlarındaki keskinlik, hiçbir bilim adamının bakışlarında yok! Bazen yeni doğmuş bir bebeğin, dünyayı gözbebekleriyle içtiğini düşünüyorum. Nasıl ki doğar doğmaz hayata tutunmak için, derin bir yaşama güdüsüyle memeye sarılıyor, hayata karışabilmek için de gözbebekleriyle dünyayı, bütün görüntüleri, ışığı, renkleri, nesneleri içiyor.

Ölüm döşeğinde birinin bakışları da park etmekte olan bir aracın sönmek üzere olan farları gibi ölgün! Belki de her şeyi çok erken fark ediyoruz da yaşadıkça beynimiz bulanıyor, kafamız karışıyor! Yün çilesi gibi… Baştan yolunda giden hayat yumağı, çileyi tutanın ya da yumağı saranın beceriksizliği, bazen de dikkatsizliği yüzünden arap saçına dönüyor! Dolaşıklığı açmaya çalışmak zaman kaybı olunca da ipi koparıp, yeni bir yumak dolamaya başlıyoruz! Hayat böyle bir şey işte!

Yazının tamamını okuyun »

Cumhuriyet tokadı


Zelin Artuğ

Ortaçağlarda batıda şövalyelik kültü vardı. İyi bir şövalye tanrıya tapındığı ölçülerde kadına da tapınmak zorundaydı. Tabi bu, romantik bir tapınmaydı. Karı koca arasında aşk olmazdı. Aşk, evlilik dışı ilişkilerde mümkündü yalnızca. Bir erkeğin karısı olmak, kadın için ne kadar aşağılanma nedeniyse, bir erkeğin sevgilisi olmak da o denli kadını üstün kılardı. Bir bakıma, aşkın kendisi feodalleştirilmişti. Çünkü aşık, sevgilisine köle gibi hizmet etmek zorundaydı. Bütün aşk şiirleri sevgiliye yazılırdı. Dolayısıyla aşk, evliliğin dışında aranmalıydı.

Yazının tamamını okuyun »

Kırmızıyla yeşilin dansı


Zelin Artuğ

Salata yapmak göründüğü kadar sıradan bir iş değildir. Bir kere bu konu ciddi bir ustalık gerektirir. En ünlü aşçıların bile aklına getiremediği püf noktaları vardır salata yapma işinin. Kullanılacak olan malzemenin temizliği, tazeliği, sağlığa uygun oluşu yeterli değildir. Renk uyumu gerek. Salata, biri diğerine karışmayan,  yalnızca birbiriyle dans eden renklerden oluşursa, görsel bir şölene dönüşebilir.

Kırmızıyla yeşil, birbirine karışmaz. Çünkü kırmızı ana renklerdendir; yeşil ise maviyle sarının çocuğu… Kırmızı, diğer ana renklerle, mavi ve sarıyla aşk yaşar. Ne güzeldir, kırmızının maviyle, sarıyla, yani diğer ana renklerle aşkı. Kırmızı, maviyle kucaklaştığında, menekşeye, leylağa, lavantaya, mor laleye dönüşür; sarıyı kucakladığında da altın rengi, portakal, turuncu… güneşin sımsıcak renkleri çıkar ortaya.

Yazının tamamını okuyun »

Düşle gerçeğin sınırındaki dost (2)


Zelin Artuğ

Yaz, çöl sıcaklarıyla geldi. Yol boylarındaki ağaçlar, bakımsız çocuklar gibi kavruk, solgun… Düş tarlalarındaki ekinler, susuzluktan kurumuşlar.

Gerçek, gerçek değil; düş kurmaksa sakıncalı! Yasaklardan, yanılsamalardan, boşluklardan, düşlerden yorgunum. Hep bir dost beklerim, çocuk yanımla.Çocuk yanım, “ bekle, gelecek!” der, olgun yanım “sen daha çok beklersin!” diye gülümser.
Çocuk yanım iki yanı bahar çiçekleriyle bezeli bir yolda düş kurar, olgun yanım gerçeğe giden sarp yolu gösterir. Hangi yöne gideceğimi bilemem. Hangi yandan çıkıp gelecek bakalım, düşle gerçeğin sınırındaki dost? Hiç gelmeme olasılığı da var!

Yazının tamamını okuyun »

Kendini okuyan kitap


Zelin Artuğ

Kitap kendini okuyabilir mi? Bir süredir bu soru takıldı aklıma. Bir tür düşünme, ya da içe bakış mıdır kitabın kendisini okuması? İnsandan ne farkı var kitabın? Kitap da yazarının yaşadığı sancılı bir süreç sonunda doğmuyor mu? Çoğu kitap ölümlü, bazıları da ölümsüz değil mi kimi insanlar gibi?

Bugün kitap olmaya, sayfalarımı en başa çevirip kendimi okumaya karar verdim. Duyan gelmiş, derler ya tam bir cümbüş! Yazarımı tebrik ediyorum. Her kişiye nasip olmaz bu kadar mevsimi, coğrafyayı, çiçeği, börtü böceği, ırmağı, denizi, dağı, köylüyü, kentliyi, kasabalıyı raftaki bir kitaba sığdırmak… Sıradan ya da Nobel ödüllü bir yazar olmak da yetmez böyle bir mahşer-i cümbüş yaratmaya! Biraz uçuk, biraz kaçık olmalı beni yazan. Meğer ne çok yaşamlar barındırıyormuşum sayfalarımda da haberim yokmuş! Yazarıma ne demeli? İşini gücünü bırakmış, yazmış da yazmış!

Yazının tamamını okuyun »

Çakma şövalye Don Quichotte’un maceraları


Zelin Artuğ

Ortaçağda kendini şövalye sanan, yel değirmenleriyle savaşan, mahallenin delisi bir Donkişot vardı. Bugün herkese posta koyan, kendini bir şey sanan birileri bana onu hatırlatıyor!

***
At, bunu yakında atar sırtından! Yıllardır bunu taşımaktan dizlerinde derman kalmamış. Attı, atacak!…Yalaka Şanzo Panza olmasaydı, çoktan attıydı!…

Mahallenin delisi! Herkese posta koyuyor! Yel değirmenleriyle savaşıyor! Kendini soylu mu soylu bir şövalye sanıyor!

Yazının tamamını okuyun »

SUÇ


Gökhan ÖZTÜRK

Suç bireysel bir eylemdir. Kişiler suç işlemek için herhangi bir örgüt oluşturmuş olsalar bile bunlar ayrı ayrı ele alınıp cezalarını birey olarak çekmelidir, tüm gruba ya da o grubu temsil ettiği düşünülen bir takım kitlelere ceza verilemez.

Devlet dediğimiz örgütlenme şekli, bu örgütün unsurları olan kendi halkına zulmetmemelidir. Yargı organının dahli olmadan bireylerin zarar gördüğü her eylemse zulümdür.

Yazının tamamını okuyun »

Köpekli köyde değneksiz dolaşmak


Bingöl GÖÇMEN

Bir canlının yaşama kabiliyeti; yaşama olanaklarını elde edebilme kabiliyeti ile onları, aynı yaşama olanaklarına ihtiyaç duyan diğer canlıların yağmalama girişimlerinden koruyabilme kabiliyetinin toplamıdır.

Her yağmalama kabiliyeti, hedef canlıdaki yağmalatmama kabiliyeti ile birlikte gelişir. Bu kabiliyetlerin karşılaşmasında, üstünlüğün el değiştirmesi; yağmalamayı ortadan kaldırabileceği gibi, bazen de sadece yağmalamanın yönünü değiştirir.

Emekçi insan; yaşama olanaklarını elde edebilme bilgisini, becerisini sömürücü insana yağmalatmama konusunda başarısızdır. Bu sonuç; sömürücü insanın yağmalamak için, emekçi insanın ise yağmalatmamak için ortaya koyduğu somut güçlerle alakalıdır.

Sömürücülük; doğası gereği akıldışı, mantıkdışı, adaletdışı ilişkileri dayatır. Dolayısıyla sömürücü; sömürü ilişkilerinin sürdürülebilirliğini sağlamak için, sömürüye maruz kalan insanın bir şekilde bu olan bitene karşı çıkmamasını sağlamak; onu, akıldışılığın ve adaletdışılığın içindeki akılla ve adaletle idare etmeye razı etmek zorundadır.

Yazının tamamını okuyun »

Umut için senfoni dinliyorum


Zelin Artuğ

Uğur Kökden’in denemeleri , çoğu kez çetin bir yolculuktur okur için. Denemeleri okurken tıpkı bir senfoni dinler gibi uyumlu sesler alırsınız. Denemelerin yazarı, çağının tanığı değil, “sanığı” gibi davranma yürekliliğini göstermiş. Okur da aynı duyarlılıkla tanıklık edince çağına, umudun fısıltısı giderek çok sesliliğe, bir senfoniye dönüşüyor.

Denemeler -belki de rastlantıdır – Kafka ile başlayıp, Kafka ile bitmiş. Kafka ile benzerliği var yazarın. O da Kafka gibi, “yargılanan ve izleyen biri” günümüz dünyasında. Ülke insanının nabzını bütün dünya ülkelerinin halklarının nabzıyla birlikte yakalayan bir “sanık doktor.” İzlenirken bile izleyen bir halk adamı…

Yazının tamamını okuyun »