Anasayfa Anasayfa

Sayfa 3 / 12«12345»...Son »

‘Deneme’ Kategorisi için Arşiv

Şeriatın kestiği parmak acır


Zelin Artuğ

Özellikle de sekiz yaşında bir çocuksa, şeriatın kestiği parmak acır!

Çocukları çok severim.

Hayvanları da… İlim adına bile olsa, hayvanları denek olarak kullananları bağışlamak gelmiyor içimden. Ne gerek vardı Ayşe hocamızın bizi kürsünün etrafına toplayıp, operatör gibi canım kurbağayı kesip biçmesine! Ne oldu sanki? Ayşe hocamız brifing mi vermiş oldu bilim dünyasının astlarına? Ya bizler? Ameliyathane asistanları gibi pür dikkat gözümüzü kurbağanın kesik bacağına, koluna dikmiş, sanki bu sahneyi iyi algılayamazsak bilim dünyası tarihten silinecekmiş de bu yükü taşıyamayacakmışız gibi ne işimiz vardı orada! Neden içimizden biri çıkıp da “Hocam, yazık oluyor kurbağaya, en iyisi siz bize eğrelti otunun yararlarını anlatmaya devam edin!” diyemedi ki? Nasıl deriz? Nasıl itiraz ederiz Ayşe hocaya? Çocukluk işte… Şimdi olsa, kahramanca bir atakla kurbağayı kurtarırdım o deney masasından. Salıverirdim eğrelti otlarının arasına. Eğrelti otunun hiçbir yararı kalmamış aklımda. Oysa Ayşe hoca o kadar da anlattıydı. Hiç değilse, bugün eğrelti otu azizleşirdi gözümde. Kurbağanın kurbağa cerrahı Ayşe hocadan saklanması için elzem bir ot olurdu.

Yazının tamamını okuyun »

Birileri emeğin asabını bozuyor


Zelin Artuğ

Emekçiyi adam yerine koyan mı var zaten? Köle işte o! Platon’un öğrencisi Aristo’nun bir sözü kalmış belleğimde. “Kölelerinize, kadınlarınıza ve hayvanlarınıza iyi davranın!” diye öğüt veriyordu. Bu sözü duyduğumda çok gençtim ve “İlkel!” diye tepki vermiştim. Kölelik kaldırılsın, diyeceğine kölelerinize iyi davranın, dediği için. Şimdi bu sözler hiç de şaşırtıcı gelmiyor bana. Tam da bugüne uyarlanabilecek sözler. Doğru söze ne denir ki! Köle, kadın ve evcil hayvan… Tarih boyunca, bu üçüne; köleye, kadına ve hayvana el kaldıran her kimse, zorbadır! Demek ki bu üçüne nasıl kötü davranılıyormuş ki Aristo, böyle bir öğüt verme gereği duymuş.

Yazının tamamını okuyun »

Körler ülkesinde şaşı padişahlar


Zelin Artuğ

İnsanın hası, at gözlükleriyle bakmaz dünyaya. Burnunun dibini de uzağı da çok iyi görür. Gözlerini yitirse, gönül gözüyle görür. Bu yeteneğini “iyi” insan, “yeni” insan olma bilincine, birikimine borçludur. Ben, tam da böyle birini tanıyordum. O bir deryaydı. Beş yıl önce yitirdi onu düşün dünyası. İsmet Zeki Eyuboğlu… Bazen çok özlerim onu, kitaplarını yığarım masamın üzerine, rasgele okur, okudukça çoğalırım! O öldüğünde, yazın dünyasından bir değil, birkaç küme yıldız kaydı. Çoğul insandı o… Anadolu kültürünü iyice özümsemiş, arının sabrıyla petek petek işlemişti kitaplarında. Yine onun satırlarını okumaya başlamasaydım, belki de böyle bir yazı yazmayı aklımdan geçirmeyecektim.

Yazının tamamını okuyun »

Yakınları uzak edenler


Zelin Artuğ

“En uzak mesafe ne Afrika’dır

Ne Çin, ne Hindistan

Ne seyyareler

Ne de yıldızlar geceleri ışıldayan…

En uzak mesafe iki kafa arasındaki mesafedir

Birbirini anlamayan”

Can YÜCEL

 

Bu günlerde anlamak eylemi üzerine modalar var. Anlamak… Anlamamak… Anlatmamak… Anlatamamak… Anlatılsa da anlamamak…

Yazının tamamını okuyun »

Tharıkof sofrası


Zelin Artuğ

Singapur’daki bir botanik bahçesinde bulunan devasa yaprakların fotoğraflarını gördüm. Bunların üzerinde beş yaşındaki bir çocuk batmadan durabilirmiş. Singapur halkının da doğaya, hayvanlara ve bitkilere çok düşkün olduklarını okumuştum. Demek ki Singapurlular akıllı insanlar. Bitkiler ve hayvanlar olmadan, insanların varlıklarını sürdüremeyeceğini; bütün doğal dengelerin alt üst olacağını biliyorlar. Onlar, kapital hırslarına yenik düşenler gibi doğayı kelleştirmemişler.

 

Yazının tamamını okuyun »

Tanrı olmasaydı


Zelin Artuğ

“Tanrı olmasaydı, bir tane yaratmak zorunda kalacaktık.” (Voltaire)

Ne demek şimdi bu? Ne söylüyor Voltaire bize? Tanrı var mı, yok mu? Olmasaydı, bir tane yaratmak zorunda kalacağımıza göre var olduğu söylenebilir mi? Ya da olmasaydı dediğine göre, tanrının var olduğunu mu söylüyor bize? Eğer bir tanrı varsa, neden insanlar onu inkâr etme yoluna gidiyorlar? Eğer bir tanrı yoksa neden ille de varlığını kanıtlamaya çalışıyorlar, ya da inkâr edenleri neden tarih boyu cezalandırmışlar?

Yazının tamamını okuyun »

Mavi kitap


Zelin Artuğ

Saatlerdir okuyorum mavi kitabı. Yoruldum. Kapadım gözlerimi, dinleniyorum biraz. Gözümün önünde rengârenk şekiller uçuşuyor. Mavi bir kuş konuyor dala. Hüzünlü bir ötüş tutturuyor. Bir ağıt gibi daha çok.  Ötüşüyle bütün savaşları; din savaşlarını, ırk adına yapılan savaşları, kardeş kavgalarını, halkları birbirine düşman eden zalimleri lanetliyor.

Barış zamanında kolaydır insanları sevmek. Birlikte yemek, içmek, yarenlik etmek, el ele, kol kola dolaşmak… Peki ya savaşlar? İnsanı insan olmaktan çıkaran, gözünü kan bürümüş psikopatlara çeviren savaşlar?

Yazının tamamını okuyun »

Söyleyeyim sırası gelmişse


Zelin Artuğ

Niçin yazıyorum?

Başımın üzerinde dönen bulut için, pis bir savaşın ortasında kalmış bebek için… Sirkeci’de simit satan genç, tarlada çapa yapan köylü kadın için… Kaba kuvvetin sırtını yere getirmek, emeğe kurşun sıkan eli kırmak için… Seherde açan kır çiçekleri, sazın teline vuran mızrap için… Gürrr diye havalanan kuş sürüleri için… Başı dumanlı dağlar, rüzgârda hışırdayan yapraklar için… Kıyıya vurmuş denizyıldızları, kıyıda dalganın titrettiği ölü balık için… Kapkara bulutların ardında gümbürdeyen gökyüzü ve sağanak yağmurlar için!

 

Yazının tamamını okuyun »

Ay ışığı ağıtı


Zelin Artuğ

Balkondayım. Gökte ay, yusyuvarlak. Taş yığını yapılar… Soğuk, nemli bir hava… Aşağıdaki yolda gelip giden arabaların farları… Uzaklarda bir iki köpek havlaması… Kaldırımda yürüyenlerin ayak sesleri ve burnuma düşen bir yağmur damlası… Alt katlarda biri öksürüyor. Yaşlı bir adam olmalı. Öksürmesi, titrek ve ölgün. Ay ışığı da öyle… Ay, kış havasında titrek ve ölgün oluyor. Mevsimler insanlara benziyor bir yönüyle. Ya da belki insanlar benziyordur mevsimlere. İnsanların benzemediği bir şey mi var?

 

Yazının tamamını okuyun »

Alın terin düşünceme karışıyor


Zelin Artuğ

“Hız veriyor şimdi yüreğime / daha gür yapraklanacağını düşünmek / budanan ağaçların önümüzdeki yıl.”

(Kemal Özer, İstanbul, 1994)

Gündelik heyecanlarımızı, acılarımızı, sevinçlerimizi, öfkelerimizi, sloganlaştırdık yıllar içinde. Acaba diyorum, bu yüzden mi sadede gelemiyoruz bir türlü? Böyle de yapmasaydık, bunca haksızlığa, adaletsizliğe, beceriksizliğe, dengesizliğe zor katlanırdık. Sevindik, üzüldük, duygulandık… Sonra duygularımızı uç uca ekledik, türküler yaktık, şiirler yazdık, resimler çizdik! Acaba duygulanmanın kıyılarında çok mu oyalandık? Düşünmeyi öğrenmeyi çok mu savsakladık? Çok mu oturup kaldık, kitaplar ve kitaplarda yazılan sözler arasında? Oysa ayaklarımızın bizi götürdüğü yerlerde çok daha fazlasını öğreniyoruz. Nasıl öğrenmeyelim? Bire bir yaşıyoruz hayatı.

Yazının tamamını okuyun »