Anasayfa Anasayfa

Sayfa 3 / 11«12345»...Son »

‘Deneme’ Kategorisi için Arşiv

Alın terin düşünceme karışıyor


Zelin Artuğ

“Hız veriyor şimdi yüreğime / daha gür yapraklanacağını düşünmek / budanan ağaçların önümüzdeki yıl.”

(Kemal Özer, İstanbul, 1994)

Gündelik heyecanlarımızı, acılarımızı, sevinçlerimizi, öfkelerimizi, sloganlaştırdık yıllar içinde. Acaba diyorum, bu yüzden mi sadede gelemiyoruz bir türlü? Böyle de yapmasaydık, bunca haksızlığa, adaletsizliğe, beceriksizliğe, dengesizliğe zor katlanırdık. Sevindik, üzüldük, duygulandık… Sonra duygularımızı uç uca ekledik, türküler yaktık, şiirler yazdık, resimler çizdik! Acaba duygulanmanın kıyılarında çok mu oyalandık? Düşünmeyi öğrenmeyi çok mu savsakladık? Çok mu oturup kaldık, kitaplar ve kitaplarda yazılan sözler arasında? Oysa ayaklarımızın bizi götürdüğü yerlerde çok daha fazlasını öğreniyoruz. Nasıl öğrenmeyelim? Bire bir yaşıyoruz hayatı.

Yazının tamamını okuyun »

Öcü diye bir şey yoktu hani?


Zelin Artuğ

Çocukken öcülerden çok korkardım. Öcü nasıl bir şeydi, canlı mıydı cansız mı bilemezdim. Nasıl bir kötülük yapardı çocuklara? Yer miydi onları? Döver miydi? Öldürür müydü? Kaçırıp keser miydi? Bilmiyorum. Belki de tutup kolundan, sürüye sürüye karanlıklar ülkesine götürürdü. Bir dolu öcünün bulunduğu yere! Gözümün önünde canlandırdığım bir öcü imajı vardı. Uzun, bol giysili bir yaratık. Ardımdan koştukça etekleri uçuşan… Yüzü nasıldı peki? Yüzü olmazdı öcünün. Öcüler yüzsüz olurdu. Çocukları korkutan bir “şey” hangi yüzle bakabilir ki insanların suratına. Tabi ki yüzsüz olacak. Yüzsüz olunca da kötülük üstüne kötülük yapacak.

 

Yazının tamamını okuyun »

Biz daima buradayız!


Zelin Artuğ

Bunca yıl yaşadım, nice insan tanıdım, nice güzel dostluklar edindim.  Hepsi de yüreği güzel, aklı aydınlık, sevgideğer, sevgiyedeğer insanlar! Onlarla dostluğum ve kalem paydaşlığım daha nice uzun yıllar sürsün isterim.

Bu güzelliklerin yanı sıra, bir avuç da olsalar; bir düşünceyi, bir duyguyu paylaşmaktansa, ortalığı kavga meydanına çeviren, bunu yaparken de her türden ucuz ve demode silahı kullanmaktan kaçınmayan kişiler de gördüm, görmekteyim.

 

Yazının tamamını okuyun »

Kan damlıyor kalemimden


Zelin Artuğ

Bir gün Tanrıya sorarlar “yağmurları neden yarattın” diye. “Gökyüzü başka nasıl yıkanırdı ki?” der. Bu kez yıldızların niye yaratıldığını sorarlar. Tanrı, yanıtlar: “Geceyi aydınlatmak için. ” Bu sorular döner, dolaşır… “Peki, düşünen insanı neden yarattın”a gelir. Tanrı şöyle bir bakar soru soranlara…”Onu ben yaratmadım ki!” der.

Tanrının yarattığı her canlı, bir başka yaratılana zarar vermek üzere programlanmış. Tanrının yarattığı canlılardan adı insan olan, dünyanın son çivisini de çıkarmak üzere!

 

Yazının tamamını okuyun »

Yaşamı ateşe verenler


Zelin Artuğ

Gerçeği yalnızlığınızda aramaya başlamışsanız eğer, gerçeği aldatmacalara sürükleyen kişilerin arasında kalmışsınız demektir. Böyle anlarda, ya uyumlu olmayı seçer insan, ya da isyan etmeyi! Dünya dağılmaya başlamıştır gözünüzde. Kendinize şaşmakla başlarsınız ilkin.. Sonra dilinizi yutarsınız.

Ülkedeki bir azınlık ulusa kendi dilinde konuşmayı yasaklayan zihniyet, size de yasaklamıştır ana dilinizle konuşmanızı. Ana dilinizde küfredildiğini işitmeniz, hele o yılışık küfürbazlardan çok daha iyi bilip konuşuyorsanız dilinizi, size daha da ağır gelir. Öfke, giderek yerini acıma duygusuna bırakır.

 

Yazının tamamını okuyun »

Alçaklardan esen eylül rüzgarları


Zelin Artuğ

Sınıflı toplumlar, aynı zamanda sömürünün olduğu toplumlardır. Sömürenler, sömürü koşullarının devam etmesi için, toplumun gerçek ayrışması olan sınıfsal ayrışmanın anlaşılmaz hale getirilerek başka bir takım değerler çevresinde parçalanmasını isterler! Bunların en işe yarayanları, etnik ayrıştırma ve dinsel ayrıştırmadır.

Toplumdaki sömürü sorununu bireyler, kendi bireysel sorunları olarak, ya da sınıfsal bir sorun olarak düşünüp çözmek isteyebilirler. Bireysel bir sorun olarak görüp çözmeye kalkıştıklarında rakipleri sömüren sınıf değil, kendi sınıfının bireyleri olmaya başlar. Bu, sömürülen sınıfın birey birey parçalanması demektir.

 

Yazının tamamını okuyun »

Quosimodo, seni seviyorum


Zelin Artuğ

(Bir zamanlar, Ankara’da ANADOLU EKİNİ adıyla sımsıcak bir Sanat ve Edebiyat Dergisi çıkardı.
Bu dergide 1990′da yayımlanmış bir deneme yazımı paylaşmak istedim dostlarla.) Bakalım, otuz yıldır Ortaçağ’dan çıkış kapısını bulabilmiş miyiz?)

Düşle gerçeğin sınırındaki dost


Zelin Artuğ

Bahar geldi. Yol boylarındaki ağaçlar, bakımsız çocuklar gibi kavruk, solgun… Düş tarlalarındaki ekinler, susuzluktan kurumuşlar. Gerçek, gerçek değil; düş kurmaksa yasak!

Yoksa ışık mıydı kırılan?


Zelin Artuğ

Tam da bir sevincin ortasında yaşarken, gülüşüp dururken ip atlama kuyruğunda, tozlu rüzgarlar başımızdaki solmuş kasketlerimizi yol kıyılarına uçururken, örtülerde kurutulan kayısılardan en küçüğünü yuvaya taşırken karıncalar, acı soğuk ellerimizi çatlatır, kulaklarımızı pancar gibi kızartırken, kaşla göz arasında büyüyüverdik.
Yıllar var ki iki şey hiç silinmemiş belleğimden. Biri, betonda yuvarlanan cam bilyenin kırmızı, sarı ya da mavi ışığı betonda sürüklemesi; biri de sulama arkına attığım yonca yaprağının suyun berraklığında peşi sıra sürüklediği ışıltılı gölgesi…
Bilye, bir fiske atışıyla öne fırlayıp, ışığını da yanında yuvarlayarak az ötedeki bilyeye çarpıp duruyor!

Önce insan olmak


Zelin Artuğ

İnsan hep güzeli arar. Çirkinliklerin içinde yaşasa bile… Yaşam, beklentilerin, özlenen güzelliklerin toplamıdır. Yaşama derinden bağlı olmak, sevgiye, güzele derinden bağlı olmaktır bir anlamda.
İnsan birilerine, bir şeylere bağımlı olduğu sürece, ulaşmak istediği nokta, milim milim uzaklaşır ondan. Güzele, iyiye ulaşabilmenin ilk koşulu önce bu bağımlılık zincirlerini kırmaktır. Kimi zaman, bilinçsizce yapılır bu eylem. Öyle ki ilgi alanı zincirleri kırma eylemi üzerinde odaklaşacağına, tâli işlere kalkışıldığında, varmak istenen nokta unutulur. Sonuç… Karmaşa, uyumsuzluk, özden uzaklaşma, yenilgi…