Anasayfa Anasayfa

Sayfa 2 / 12«12345»...Son »

‘Deneme’ Kategorisi için Arşiv

En uzun gece


Zelin Artuğ

“Topumuz bir tek inciyiz, bir tek./Başımız da tek, aklımız da tek./Ne diye iki görür olup kalmışız / İki büklüm gök kubbenin altında, ne diye?” (Mevlânâ)

Bu dizeleri okuduktan yıllar sonra bir başka bilge kişi, bu sorunun yanıtını şöyle veriyordu: “Hoşgörü, bireye yönelik olmalı. Biri bana haksızlık yaparsa, hoşgörülü davranırım. Ama bu haksızlık bana değil de bir başkasına ya da topluma yapılmışsa, işte o zaman hoşgörülü davranamam.”

Yazının tamamını okuyun »

En tehlikeli virüs


Zelin Artuğ

Tarihî kaynaklar ikinci dünya savaşında 80 milyon kişinin öldüğünü söylüyor. İstatistiklere göre her yıl dünyada 10 milyon kişinin açlıktan öldüğü saptanmış. Bu rakamlara göre, dünyada 8 yılda bir, ikinci dünya savaşındaki ölü sayısı kadar insanın açlıktan öldüğü anlaşılıyor. Yani bu gözü kana doymaz insanlık, her yüzyılda yaklaşık 13 dünya savaşındaki kayba bedel insanı açlıktan öldürüyor! İnsanları vuran açlık, en tehlikeli virüstür. En çok, dünyanın en yoksul coğrafyalarında can kayıplarına neden olan açlık virüsü!

Hani öcü diye bir şey yoktu?


Zelin Artuğ

Çocukken, bazı çocuklar gibi ben de öcülerden çok korkardım. Öcü nasıl bir şeydi, canlı mıydı cansız mıydı bilemezdim. Nasıl bir kötülük yapardı çocuklara? Yer miydi onları? Döver miydi? Öldürür müydü? Kaçırıp keser miydi? Bilmiyorum. Belki de tutup kolundan, sürüye sürüye karanlıklar ülkesine götürürdü. Bir dolu öcünün bulunduğu yere!
Gözümün önünde canlandırdığım bir öcü imajı vardı. Uzun, bol giysili bir yaratık… Ben kaçarken ardımdan koştukça etekleri uçuşan… Yüzü nasıldı peki? Yüzü olmazdı ki öcünün. Öcüler yüzsüz olurdu. Çocukları korkutan bir “şey” hangi yüzle bakabilirdi ki insanların suratına. Tabi ki yüzsüz olacak. Yüzsüz olunca da kötülük üstüne kötülük yapacak.

Baba malı Titanic


Zelin Artuğ

Bu coğrafyada soyut ya da somut ne varsa, hepsi de birilerinin babasının malıdır! Din, iman, kitap, cami, medrese, bankalardaki banknotlar, evler, apartmanlar, hamamlar, gemiler… Ne varsa!

Babası olmayanın vay haline!

Babası olmayan ya “yanaşma” olacak, ya da “yanaşma” olmayı onuruna yediremiyorsa, “babası olanlar” tarafından itilip kakılacak! Kural böyle.

Yazının tamamını okuyun »

“Bir canlıyı ağlatmak” üzerine değinmeler


Zelin Artuğ

Eve gidince bir yazı yazacaktı. “Bir canlıyı ağlatmak” üzerine… “Bilinçli olarak bir canlının kafasında soru işaretleri bırakmak” üzerine… “Kanadı kırık bir bulut düşlemenin saçmalığı” üzerine! “Yaşamanın anlamı” üzerine!

Gitti eve. Lavaboya yöneldi önce. Yüzünü sabunladı. Gözüne sabun kaçtı. Tek gözünü açıp, kafasını kaldırdı, aynaya baktı. Böyle tek gözü açık tek gözü kapalı komik görünüyordu. Yüzüne bol bol soğuk su çarptı. Buz gibiydi su. Havluyu aldı, yüzüne bastırdı. Havlunun altında, böyle sıcacık ısınırken yüzü, içini bir sevinç kapladı.

Yazının tamamını okuyun »

Yeni ölüm tarifleri


Zelin Artuğ

Herkese ayak uydurmak için var olanlar, bir yerlerde “doğru” yapıyor demektir. Çünkü sistemin kuralı budur. Sistemi karşılarına almak istemeyenler böyle yapar. Böyle biri, her koşulda yüzünde yeni bir tarifle dolaşır.

Yağmurda ıslanarak yürümek, anılarını bir çıkmaz sokakta bırakmak, tanımlanamayacak kadar derin acıları olmak, yapılan haksızlıklara birilerini tanık göstermek, birilerinden bir takım davranışları hiç ummamak, kalbi tutmak, tansiyonu yükselmek, dersini almak, söylenenlere bir daha inanmamak, midesi kaldırmamak, hep haksızlığa uğrayan olmak, dostlarını kendi sıkıntılarıyla üzmek ve bunun için bağışlanma dilemek, canına okunmak… Daha yüzlercesi!

Yazının tamamını okuyun »

Âşıkların sözü kalır!


Zelin Artuğ

“Bir tek insan ayrılır sizden

Ve dünya çöle döner”

(La martine)

Okumayı sökememiş çocuklar gibiyim. Hep başkalarının hayatını yaşamaktan yorgunum. Sımsıkı kundaklara sarmışlar ilkin. İşin o kısmını hiç mi hiç anlayamıyorum.

Bilirim o kundakları. Daha doğduğu gün zincire vururlar çocukları. Ayaklar, eller dümdüz uzatılır, sımsıkı “belenir” kundağa bebe. Elini kolunu kıpırdatamaz, tespih böceği gibi sağına soluna kıvrılır, boynuna kadar kıpkırmızı kızarır. Dişsiz ağzıyla bir yaygara koparır. Geceden uykusuz kalmış anne ağlamaklı bir “pışpış” tutturur dişlerinin arasından, emziği tıkıştırır bebenin ağzına.

Yazının tamamını okuyun »

Yaşayan ‘ölü’ler… Ölü ‘can’lar…


Zelin Artuğ

Zaman deresi, fırtınada, kasırgada kökünden sökülmüş ne kadar can varsa, katmış önüne sonsuzluğa doğru akıp gitmekte… Bebeler ölüyor bir yerlerde. Beşiğinde uyurken öldürülmüş, yalan dünyanın yalanlarını duyamadan, yalancı emziği dudağının kıyısında kalmış, kan revan bir bebe fotoğrafı gördüm nette. Saçlarıma kar yağıp duruyordu ne zamandır. İlk kez, bu akşam çok kederli bir kar yağdı saçlarıma. İnce ince ağladı kar! İndi, saçımın örgüsünün basamaklarından, ipince ak bir iz bırakarak ardında. Kendimi iyice fazla yaşamış, artık fazlalık olmuş hissettim.

Yazının tamamını okuyun »

Kafada yazmak


Zelin Artuğ

Otobüste insan iyi düşünüyor. Bir yandan sıcak, bir yandan trafik… En iyisi yasla başını koltuğa, kapat gözlerini, düşün. Öyle yaptım bugün. Şöyle bir soru geldi aklıma. “İnsan neden yazar? Neden yazma gereği duyar? ” Yüzyıllardır yazıp duruyor insan. Yazıyor da ne oluyor? Amaç, yöntem, nedenler, koşullar… Her biri ayrı bir araştırma konusu.

Yazının tamamını okuyun »

Laik-antilaik farkı


Zelin Artuğ

“Konya’nın Balcılar beldesinde dini içerikli eğitim veren kız öğrenci yurdu tüp patlaması sonucu çöktü. Çökmenin etkisiyle bina yerle bir olurken ilk belirlemede yaşları 12 ile 16 arasında değişen 50′den fazla öğrenci enkaz altında kaldı. Kurtarma çalışmalarının devam ettiği binadan 15 öğrencinin cesedi çıkartıldı. Enkaz altında hâlâ yaralılar var.”

Geçtiğimiz yıllardaki sinir bozucu haberlerden biri de buydu. Bu ülkede sinirlerimiz bozulmadan bir gün geçiremeyecek miyiz? Ölen çocuklara mı yanalım? Cahil halkın din duygularını sömürüp, hiçbir üretim yapmadan, dayanaksız, kanunsuz, işlerine geldiği gibi davranıp kendilerine tatlı kazanç kapıları açan ve bu işi ülke genelinde tehlikeli boyutlara ulaştıran fırsatçılara mı kızalım? Yoksa oy avcısı siyasetçilerin böyle cinayetlere göz yummalarına mı kahrolalım?

Yazının tamamını okuyun »