Anasayfa Anasayfa

Sayfa 2 / 3«123»

‘Çeviri’ Kategorisi için Arşiv

Geçici işçi olmak


Zelin Artuğ

Yıl, 1999. Önce, Alsace’taki maden kömürü havzaları, ardından, potas madenleri kapanmak üzeredir. 2004’te hepsi kapanacaktır. Ama bu, maden kuyularının işletilmesine son verilmesi anlamına gelmiyor. Yoksul ülkelerde toprağın derinliklerinden maden çıkarılmaya devam ediliyor. Bu ülkelerde işçi ücretleri çok düşük olduğundan; kömür, maden filizleri ve çeşitli mineraller, maden işçileri açısından, Fransa’dakilerden çok daha kötü koşullarda çıkarılıyor.

Yazının tamamını okuyun »

Çağdışı güvenlik sistemleri


Zelin Artuğ

Büyümenin yavaşlamasından bu yana, yani 70’li yılların ortalarından beri, özellikle de taşeron şirketlerin büyük patronları, çıkar sağlamak için eski makineler iş görmeye devam ettikçe yeni makinelere yatırım yapmaktan olabildiğince kaçınıyorlar. Kuşkusuz bu durum, çok eskiden kalmış bu makineleri kullananların çalışma koşullarını oldukça zorlaştırmaktadır. Geçici işçilerden Alain, XX. Yüzyılın sonlarında bir atölyede güvenlik sistemlerinin nasıl müzelik olduğunu anlatıyor bize:

“Benim ilk işim, bir ilaç endüstrisi fabrikasındaydı. Ürünlerin ambalajlanması işinde çalışıyordum. Kartonları doldurmaktı işimiz. Bu iş için birçok insanın çalıştığı çok hızlı bir çalışma ağı vardı. Başlangıçta işin ağır olmadığını düşünüyorduk, ama bir günde binlerce kartonun elden geçmesi gerektiğini düşünürsek, tonlarca ağırlığında bir iş çıkıyordu karşımıza.

 

Yazının tamamını okuyun »

Aşk gemisi


Zelin Artuğ

Elimde Fransızca yazılmış bir kitap var. Bir süredir kitabı okuyor, fırsat buldukça da Türkçeleştirdiğim bazı metinleri not alıyorum. Kitaptaki bir bölüm, beni alıp çok uzaklara, geçmiş yıllarda TV’de gördüğüm Amerikan yapımı bir dizi filme götürdü. “Aşk Gemisi” adlı diziye…

Masmavi, durgun sularda bütün heybetiyle yol alan bir gemiydi bu. Yolcuların hepsi birbirinden şık, birbirinden şen şakraktı. Geminin üst düzey çalışanları da öyle… Pırıl pırıl, bembeyaz denizci giysilerinin içinde çevrelerine ışık saçarlardı.

Yazının tamamını okuyun »

“Terorist”in babası…


Zelin Artuğ


“Bir kutu boyam vardı / Parlak, güzel, göz alıcı / Bir kutu boya / Soğuk renkler, sıcak renkler / Yaralıların kanını boyamaya kırmızım yok / Öksüzün yasını belirtmeye siyah /Sarı yok ezilmiş kumları renklendirmeye / Yaşamın güzelliklerini, sevinçlerini çizmeye portakal rengi boyam var / Yapraklar, tomurcuklar için yeşilim var / Düşler için pembem var / Oturdum çizdim ben de ‘BARIŞ’ın resmini.” 


Tali SOREK (Filistin)

Yıl 1987. David Grossman… İsrailli genç bir romancı. İsrail’de çıkan haftalık dergi “Koteret Rashit” İsrail-Arap savaşının 20. yıldönümü nedeniyle Grossman’dan Filistin’le ilgili bir söyleşi yapmasını ister. Savaşın başlangıcında, 1967′de henüz 13 yaşında olan Grossman, 1987′de karısı ve iki çocuğuyla Kudüs’te yaşamaktadır. Gözünü budaktan esirgemeden ve yansız bir gözlemcilikle hemen işe girişir. “Koteret Rashit”in “İşgalde yolculuk” başlığıyla 29 Nisan 1987′de eksiksiz yayımladığı bu söyleşinin ardından Grossman’ın “Sarıyel” adlı kitabı, İbranice’den Fransızca’ya çevrilmiş olarak adını duyurur. Yalnızca bir yılda 50.000 adet satan bu kitap, İsrail’de gerçek bir şok yaratır.

Yazının tamamını okuyun »

Moha Souag ve dilin gücü


Zelin Artuğ

Emperyalistlerce geri bırakılmış ülkelerin en büyük umudu, o ülkenin aydınlarıdır. Global bir emek sömürüsü karşısında dünyanın bütün emekçileri birleşmeli diyorsak, öncelikle üçüncü dünya ülkelerini, onların sorunlarını, kültürlerini, toplumsal yapılarını, aydınlarını tanımalıyız.

Çünkü düşman yalnızca dışarıda değil; nifak tohumları saçıp, nifak fidanları büyüten gerici çevrelerde de yuvalanmış durumda!

Yazının tamamını okuyun »

Matoub Lounès


Zelin Artuğ

Matoub Lounès’nin dile getirdiği metinler, önemli bir yer tutan Berberî kültürünü ve haklarını açıkça savunur. O, Cezayir’deki İslamcı diktatörlüğü reddeder, kendisi için yaşamayı katlanılmaz kılan tek tip Araplaştırma politikasına karşı çıkar. Berberice ve Fransızca konuşur, Arapçayı anlamakla birlikte çok az konuşur. Matoub Lounès, laikliğin ve demokrasinin ateşli bir savunuculuğunu, herkesin reddettiği kişilerin ve kadınların sözcülüğünü yapar. İslamcılığa ve İslamcı terörizme karşı çıkıp, aydınların katledilmesini kınar; 25 Eylül 1994’te GIA (Silahlı İslamcı Grup) tarafından kaçırılır, daha sonra, Kabyle kamuoyunun seferber olmasıyla kurtulur. Aynı yıl, Direniş adı altında otobiyografik bir kitap yayınlar ve Danielle Mitterand eliyle Anı Ödülü alır.

Mart 1995’te  Kanada’da S.C.I.J. kendisine İfade Özgürlüğü Ödülü verilmesinin ardından, 1996’da İtalya’da bir grubun ölüm cezasının kaldırılması için yaptığı yürüyüşe katılır.

Yazının tamamını okuyun »

bukalemun okulu


Zelin Artuğ

Amadou Hampaté Bâ. Mali’li bir yazar. Bir etnolog.* 1900 ya da 1901’de Mali’nin Bandiagara kentinde doğmuş ve 1991’de Abidjan’da (Fildişi Sahili) ölmüş.

Amadou Hampaté Bâ’nın şu sözünü çok sevdim: “Bir şeyi bilmediğini biliyorsan, mutlaka öğreneceksin, demektir; ama bilmediğini bilmiyorsan, asla öğrenemeyeceksin.” Yine aynı Amadou’nun şu sözü de oldukça düşündürdü beni: “ Afrika’da, yaşlı birinin ölmesi, bir kütüphanenin yanması demektir.”

Yaşlıları dinlemek gerek. Bir köşeye atılıp suskunluğuna terk edilmiş yaşlılar, kütüphane raflarında tozlanmaya bırakılmış kitaplara benzerler. Bu sonuncuyu da ben söyledim. Yaşlanıyorum ya, şimdiden önlem alıyorum.

Yazının tamamını okuyun »

Moha Souag : İblis


Hakan Şahin

iblis_20088211910“Dudaklarının arasında çok içten, çok çoşkulu ve özellikle açık seçik bir dua mırıldandı:
-Ah! Bütün cinler emrinde olsaydı, ruhumu koyu karanlıkların sultanı İblis’e verirdim.
Dileği hemen kabul edildi.” (1)

Dünyaya hükmetmek için böylesine olağan dışı bir güce sahip olabilseniz, bu gücü nasıl kullanmayı tercih ederdiniz?

İblis, bu gücü ancak bazı şartları yerine getirirseniz size verecektir. Yıkım ve savaş; tek hedefiniz bunlar olacak, kötülüğün tüm yollarını herkese göstereceksiniz. Yazının tamamını okuyun »

iblis, beklediğimden erken geldi


Zelin Artuğ

Uzun kış gecelerinde İblis‘le saatlerce karşı karşıya oturdum. Sivri dişleri ve boynuzlarıyla, cehennem alevine benzer sakalıyla, yılan yuvasına benzeyen kıvrımlı suratındaki iki küçük delikten oluşan gözleriyle bana bakıp duruyordu monitörden. Farklı bir dilden konuşuyordu, yanındaki yöresindeki kişilerle. Bazen de bir anda görünmez oluyor, monitörü kendisi gibi başkaca karanlık yüzlere bırakıyordu. Başkan Dush Cold gibi…Hepsi de farklı bir dilden konuşuyorlardı, ama konuşulanları çok iyi anlıyor, masa üstündeki bir word dosyasına kendi anadilimde kaydediyordum.

Yazının tamamını okuyun »

atını hiç durmamanın ağacına bağlamak


Zelin Artuğ

“Atımı, hiç durmamanın ağacına bağladım.” diyordu Kemal Özer, bir şiirinde. O, şiirlerini severek okuduğum şairlerden biridir. Bir ağaç var. Çam gibi, ladin, köknar, söğüt, ardıç gibi bir ağaç. Ama bu ağacın adı “hiç durmamanın ağacı”. At, hiç durmamanın ağacına bağlanırsa ne olur? Hidalgo’yu böyle bir ağaca bağlasam ne yapar acaba? Ağacı kökünden söküp bozkırlarda koşmaya mı devam eder ? Yoksa dolapçı beygirleri gibi ağacın çevresinde mi dolanıp durur ? Bu ikinci olasılığı hiç sevmedim. Tehlikeli bir durum gibi görünüyor. Dizginlerine dolanır, başı döner, belki de boğazına dolanan dizginler boğulmasına neden olur. Hidalgo, böyle bir risk almaz. Söker o ağacı kökünden. Hidalgo önde, ağaç arkada bozkırların yolunu tutarlar. Yazının tamamını okuyun »