Anasayfa Anasayfa

Kılavuzu karga olanın


Bingöl Göçmen

Binlerce yıldır emekçiler sömürü sistemleri içinde yaşıyorlar. Sömürülerek yaşıyorlar yani! Kısacık ömürleri sömürücülerini ihya ederek ve kendilerinin iki yakaları bir araya gelmemecesine başlayıp bitiyor! Utanç verici bir durum bu! Ama emekçiler bu utancı idrak edecekleri ‘bilinç’ten çok uzaktalar! Emekçilerin bu ‘devrimci utanç’ noktasına ulaşamaması için, sömürücüler çok çalışıyorlar. Bambaşka utançlar yığıyorlar emekçilerin önüne; karşı devrimci utançlar! Kendini yetersiz görme, kendini suçlu görme temelli! Bunlar üzerinden, kendini her türlü kötülüğe layık gören, hayatının çarçur oluşuna sükûnetle boyun eğen insanı yaratıyorlar emekçiden! Sömürücüden, onun sisteminden gelen her türlü zulmü hak ettiğini düşünen insanı yaratıyorlar.

Mağdur eden sömürücüyle, mağdur olan emekçinin hikâyesinde; sömürücü, içinde yaşadığı hikâyenin kurgucusu. Keyifli yaşamını borçlu olduğu; yakınan, isyan eden, sorular soran, bir çıkış yolu arayan emekçiyi bu hikâyenin içinde tutmak; burnunun b..tan çıkmamasını sağlamak için; ona bir karga gibi kılavuzluk etmesi, bunu asla ihmal etmemesi gerektiğinin bilincinde. Yani sömürücü, sömürü sisteminin devam edebilmesi için; emekçinin nasıl yaşayacağını belirlediği gibi, nasıl düşüneceğini de belirlemesi gerektiğinin farkında. Sömürüp sömürüp ‘elinden geleni ardına koyma’ der gibi onu neler düşüneceği noktasında kendi haline bırakmaması gerektiğinin farkında. Emekçilerin bin yıllardır kendi yaşama çıkarlarıyla örtüşmeyen sömürü sistemi koşullarında hâlâ yaşamaya devam ediyor olmaları; sömürücü sınıfın emekçilerin neler düşüneceğini belirleme konusundaki hırçın ısrarlarının ve başarılarının kanıtı olarak ortada durmaktadır.

Emekçinin büyük şanssızlığı işte bu! Hem çok kötü bir hikâyenin içinde hem de çok kötü bir kılavuzu var.

Sömürücü, emekçiye kılavuzluk yapmaya mecbur. Yoksa emekçiyi sömürü sistemi içinde tutamaz. Emekçi, sömürücünün kılavuzluğundan kendini kurtarmaya mecbur. Yoksa sömürü sisteminden kendini kurtaramaz.

Önemli olan; bir kişinin veya birkaç kişinin veya küçük bir azınlığın sınırsız zenginliklerin sahibi olduklarını söylemeleri değildir. Bu sınırsızlığı bir şehrin sahipliğine, bir ülkenin sahipliğine, tüm dünyanın sahipliğine kadar genişletebilirsiniz! Önemli olan; bir değerler sisteminin böyle bir sahipliğe onay vermesidir. İşte, sömürü sistemi; böyle bir sahipliğe onay veren, bu onayla emekçinin elini kolunu bağlayan, emekçiyi bu ‘sahip’lere muhtaç eden, bunlara emeğini satmaya mahkûm eden sistemin adıdır.

Peki; bir sömürü sistemi veya bir sömürü sistemini oluşturan değerler, sömürücülerden bağımsız olarak mı vardırlar? Elbette ki hayır! Sömürü sistemini oluşturan değerler, sömürücülerin ürettiği değerlerdir. Emekçilerin kıymet verdiği kavramlar içine sızar, zapt eder ve o kavramlar kimliğinde emekçinin karşısına çıkarlar.

Bir insan bir insana kendini taşıtmak istese, bütün işlerini ona yaptırmak istese, hem de bunu minnet etmeden hatta ona minnet ettirerek yaptırmak istese; bunu nasıl sağlayabilir? Tam bir hinlikle; ne tür dinsel şeyler anlatır ona, ne tür ahlaksal şeyler anlatır, ne tür hukuksal şeyler anlatır, ne tür bilimsel şeyler anlatır? Hinlik, hinoğlu hinlik içine işlemek durumunda kalır mutlaka. Başarısız hinlikleriyle üzülen, başarılı hinlikleriyle tatmin olan bir tipe dönüşür. Din, bilim, hukuk, ahlak bu hinoğlu hinin keyfi için koşturup duran şeylere dönüşürler.

Birine kendini taşıtmak, bütün işlerini ona yaptırmak isteyen biri, üstelik bunu minnet etmeden hatta minnet ettirerek yaptırmak istiyorsa; onu, kendi kendine düşünmesine fırsat vermeyecek kadar bilgi bombardımanına tutmak zorundadır. Böyle birinin din, bilim, hukuk, ahlak gibi bilgi alanlarını kendi haline bırakması elbette ki mümkün değildir. Ama böyle bir hinin insanlığın bilgi birikimi diye yumurtladıkları şeylere insanların uymak durumunda kalma nedenleri, çoğunlukla, bilgi diye ortaya koyduğu şeylerdeki mantıksal tutarlılıktan kaynaklanmaz; daha çok o bilgiye karşı olmanın yaptırımlarıyla ilgilidir. İnsanlar bu saçmalıklara; onlara uymadıkları zaman karşılarına çıkarılacak olan yaptırımlarla karşılaşmamak için katlanırlar. Bu, sirk hayvanları için de geçerlidir. Örneğin; bir fil de bir sirkteki yapay dünyasında, bir sirkçinin saçmalıklarına, örneğin onu bir taburenin üstünde tek ayağı üzerinde tutma vb. isteğine, bu isteğe uymadığında başına gelecek yaptırımlardan kaçınmak için uyar.

Bir sirk hayvanının, sirkçinin elindeki yapay dünyasının bir gününü tahmin edelim. Bir sirk hayvanının bir günü nasıl geçer? Günün bir kısmında sirkçinin istediği gibi, bir kısmında da kendi istediği gibi mi yaşar? Eğer böyleyse; bu, sürdürülebilir bir şey midir? Bu çelişkiye hayvan aklı nasıl bir psikolojiyle karşılık verir? Bu çelişkiyi, bütün zamanlarda kendi istediği gibi yaşamak lehine çözmek istemez mi? Kendi istedikleri gibi bir dünyanın olduğunu bilmeden; akıllarının yetmediği bir yapay dünyada, sömürücülerini kurtarıcıları zannederek yaşamaları, sirkçi açısından daha kolay eğitilir bir hayvan haline getirmez mi onları?

Bir sömürü sistemindeki emekçinin hayatı; günün bütün saatleri, hayatı bu tür akıl yürütmeler ve teste tabi tutmalarla geçen bir hayvan terbiyecisinin bir sirk hayvanına yaşattıklarının, insanlara uyarlanmış biçimi gibidir. Sirk hayvanlarının dünyası gibi ve sirk hayvanlarının dünyası kadar yapaydır. Tıpkı onlar gibi yeme ve barınma dışındaki ihtiyaçlarının olgunlaşmasına fırsat verilmediği için; renksiz, eğlencesiz, hoşnut olmadıkları ‘çile doldurma’ deyimiyle özetlenecek bir hayat sürerler.

Sömürücülerin; bütün zenginliklerini borçlu oldukları emekçilere, hırslarının ve bencilliklerinin dizginleri kendi ellerindeyken verebildikleri sadece budur: Parasızlık ve zamansızlık.

Bir sirkçi, bir sirk hayvanına eza ve işkence etmekten neden rahatsız olmaz? Sirk hayvanını, eza ve işkenceyle, kendi istediklerini yapan bir kuklaya dönüştürebildiği için! Eza ve işkenceyle kuklalaşmanın basitliği, eza ve işkence etmenin kötülüğünü dengelemektedir. Eza ve işkencenin, işkencecinin karşısına bunların hesabını soran bir canlı çıkartmak yerine, bir dediğini iki etmeyen bir kukla çıkartması; örneğin bir aslanın eza ve işkence altında da ‘aslan kalmak’ yerine bir ‘tavşan’a dönüşmesi; kafamızda oluşmuş normal koşullara ait canlı hallerini itibar edilmez hale getirmekte, canlılar için esas halin eza ve işkence altında bütün canlılarda ortak olarak ortaya çıkan bu ‘tavşan hali’ olduğu algısını güçlendirmektedir. Eza ve işkence altında ortaya çıkan bu ‘ tavşan hali’ insan ve hayvan tüm canlıların karizmasını çizmekte, manevi yüceliğini ayaklar altına almakta, normal koşullarda kuşandıkları ‘asil’ duygu ve duruşlarını bir takım içi boş afralar, tafralar ve sahtelikler derecesine düşürmektedir.

Öldürülmeme veya eza ve işkence görmeme karşılığında hayatının bütün keyif ve güzelliklerinden vazgeçen, psikopatının kuklasına dönüşen, psikopata göre artistliklerinden arınıp aslına dönen bu canlı hali; canlının bu sömürülmeye müsait doğası; psikopat kişiliğin varlık nedenidir. Psikopat kişilik; öldürülmeme veya eza ve işkence görmeme karşılığında hayatın bütün keyif ve güzelliklerinden vazgeçen bu canlı hali üzerinden, canlı doğasını aşağılar ve ona bu aşağılık haliyle kendine hiçbir şeyi layık görmemesi gerektiğini telkin eder.

Bir sirk hayvanı, sirk koşullarında, sirkçisi olmadan eza ve işkenceden uzak bir şekilde yaşayamayacağını sanır. Sirkçisi, onun koruyucusu, kurtarıcısı ve rehberidir. Sirk hayvanını bilmediği, bütün bu yaşadıklarının sirkçisi tarafından hazırlanmış bir oyun olduğu ve kendisinin de bu oyunun ‘ oyuna getirilen’i olduğudur. Sirk hayvanının bu cehaleti, sirk hayatının ‘al gülüm ver gülüm’ sürmesinin teminatını oluşturur.

Sömürücü de emekçiyi, kendi yarattığı ‘sömürü oyunu’ koşullarında, benzer bir gaflet içinde tutar. Sömürü sisteminin koruyucu kurumlarını kendi koruyucusu, rehberi sanmasını; kendisini sömürü sisteminin çarklarından kurtaracak ipin uçlarını bir türlü bir araya getiremeyişini kendi şans, kader, kısmet bileşkesinin veya akıl, cesaret, güç bileşkesinin zayıflığına yormasını sağlar.

Bir sirk hayvanı ile sömürü koşullarındaki bir emekçinin yaşamları arasındaki örtüşmelere biraz daha yakından bakalım:

  • Bir sirk oyunundaki sirk hayvanı da bir sömürü oyunundaki emekçi de bu oyunlara kendi istemleri dışında hileyle dâhil edilirler.
  • Biri sirkçinin, biri de sömürücünün yapmasını istediklerini yapmak durumunda kaldıkları; normal yaşamlarında yaptıklarına içerik, biçim, miktar ve zaman olarak benzemeyen davranışlara zorlanırlar.
  • Sirkçi, sirk hayvanına yaptırmak istediklerini eza, işkence ve ödülle koşullandırarak yaptırır. Sonunda sirk hayvanı kendini, sirkçinin istediği ‘maskaralık’ları yaparken bulur.

Sömürücünün; sirkçinin eza ve işkencesi yerine geçen koşullandırma malzemesi ise, tüm temel ihtiyaç maddeleri üzerindeki ‘sahiplikler’idir. Emekçi  ‘özel maldır, özel mülktür’ uyarılarının taciziyle, sömürücünün kendinden beklediği nihai davranışı göstermek için (sömürülmek için) sömürücünün iş yerlerine yönelir.

  • Sirkçinin de sömürücünün de esas hayatları, sirk ve işyeri dışındadır.

Sirkçi de sömürücü de sirk ve işyeri dışındaki hayatları için sirke ve işyerine ihtiyaç duyarlar.

Sirk hayvanının ve emekçinin ise bütün hayatları sirkte ve iş yerinde geçer.

Sirk hayvanının ve emekçinin keyif alacağı hayatların nasıl olacağını umursamak sirkçinin de sömürücünün de işine gelmez.

 

Bingöl Göçmen

312 okunma
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (5 oy, ortalama: 5,00 / 5)
Loading ... Loading ...

Yorum yapma kapalı.