Anasayfa Anasayfa

İmkânsızı başarmamayı başarabilmek


Bingöl Göçmen

Emekçinin emeğini, bilgisini, becerisini katmadığı kendiliğinden değerli hiçbir şey yoktur.

Sömürü sistemleri; sömürüye konu olan bütün zenginleri üreten emekçilerle, sömürü ilişkileri içinde bu zenginliklerin sahipliğini ele geçirmiş çeşitli ekonomik güç seviyelerindeki sömürücülerden oluşur.

Sömürü, rekabet ve müşteri ilişkileri içinde emeğin ucuza alınmasıyla başlar; emekçilerin ürettiği zenginliklerin pahalıya satılmasıyla devam eder.

Sömürünün hep sömürücünün tarafına yontan mekanizması; bir şeyin fiyatının oluşumunun, arz-talep oranına bağlanmasıyla sağlanır. Böylece sömürücünün ekonomi politiği; bir şeyin maliyetiyle fiyatı arasındaki, yani çalışmakla kazanmak arasındaki bağı; akıldışılığın, fırsatçılığın, düzensizliğin, şansın, kaderin, kısmetin idaresine, yani sömürücünün keyfi idaresine almış olur.

Sömürücünün idaresi, yarattığı ve değişmez bir kader olarak dayattığı yoğun işsizlik koşullarında; emekçilere, iş bulmaları ya da işlerini korumaları için birbirleri arasında yaşattıkları rekabetin, sömürücüler lehine sonuçlar vererek; emekçilerin hem yeterliklerini artırdıkları hem de ücretlerini düşürdükleri bir süreç olarak yaşanmasını sağlamak için, işsiz emekçiye tamamen sırtını döner. Böylece işsiz emekçiyi, temel ihtiyaçları açısından zaten kendilerine bile yetmeyen ücretlerle çalıştırdıkları arkadaş, dost, hısım, akraba gibi yakınlarının üzerine yıkarak; ‘işli’ ile ‘işsiz’in arasını en yakınlarından başlayarak bozar. Bu da emekçiler arasındaki rekabeti kızıştırır.

Emekçiler ‘işsizlik bataklığı’nda kalmamak adına, can havliyle kendilerini ve birbirlerini, daha düşük ücretlerle ‘çalışma bataklığı’na çekerler. Bu yüzden ‘işli’lerin, ‘işsiz’lerin yükünü çekme kapasiteleri giderek daha da zayıflar. Bu durum, emekçilerden, yakın tanıdıkları da dâhil olmak üzere, toplumun diğer üyelerine karşı sorumluluk duygularının azalması olarak yansır. Emekçilerin birbirlerine güvenlerini, kendilerine güvenlerini, emeklerine saygılarını kaybettikleri bir süreçtir bu. Emekçilerin, birbirlerinin anlayışlarından şikâyet ettikleri bir süreçtir. Birlikte hareket edebilmelerinin bir yolu olarak; tüm emekçilerin, birbirlerini anlamalarını sağlayacak benzer kötülükler içinde yaşıyor olmalarını isterler. Herkesin işsiz olması, herkesin düşük ücretlerle çalışıyor olması gibi… Devrimci nüveler taşıyan bu temenniler, sömürü sisteminin gerçeklerine bir isyan çığlığıdır.

Sömürücü, yarattığı işsizlik ve iş güvencesizliği ortamıyla ve işsizliği emekçiye ‘ tam bir çaresizlik içinde kalma’ şeklinde yaşatarak, sömürüsünü kıymete bindirir. Karın tokluğuna çalıştırdığı emekçileri, ellerinde olanı da kaybedebileceklerinin telaşına sokar.

İnsan türünün yaşamayı en hak eden rolüyle yaşayan emekçinin,  sömürücünün düzmeceleriyle maddi ve psikolojik olarak çökertilip hayatının çarçur edilmesine; sömürücü, sömürmekten kendi gönlüyle vazgeçmeyeceğine göre, emekçinin iradi müdahalesi son verecektir. Bu müdahale, sömürücünün yarattığı işsizlik ve iş güvencesizliği koşullarına, bu koşulları kader gibi kabul ederek, çeşitli ‘baş edebilme’ karşılıkları bulmak; yani sömürücünün kafaya aldığı doğrultuda ‘imkânsızı başarmaya devam etmek’ şeklinde olmayacaktır. Emekçi, bu koşullarla baş edebilmek yerine, bu koşullardan başlarının çaresine bakmasını isteyecektir. Tıpkı, sömürücünün bu koşullar aracılığıyla emekçilerden istediği gibi… Bunu, kendi kültürünü ve aydınlanmasını gerçekleştirerek; dolayısıyla kendi oylarıyla oluşan siyasi iktidarların vekâletini sömürücülerine vermeyerek sağlayacaktır.

Emekçinin sömürüyle baş edebilmesi sorunu, sömürücünün sömürüyü tesis etme sorununun tersine, sadece bir kendisinin neyi isteyeceğini anlama sorunudur. Hâlbuki sömürücünün sömürüyü hayata geçirebilmesi için, emekçiyi de neyi isteyip neyi istemeyeceği konusunda yanıltması gerekir. O nedenle sömürücü, emekçinin algılamalarına saldırır. Onun kendisi için doğru olanı anlamasına mani olur. O kadar ki, bir şekilde emekçinin oylarıyla şekillenen siyasi iktidarı, kendi elleriyle sömürücüsüne teslim etmesini sağlar.

Sömürücü, işsizlik ve iş güvencesizliği koşullarında emekçilerin bütün umudunu ve ışığını alır elinden, bütün kendine güvenini alır… Sonra da çeşitli vesilelerle, emekçilerde bu hasletlerin yokluğundan bahsedilir. İş müracaatlarında işe kabul edilmeme gerekçesidir. Bu hasletlerin yokluğunun nedeni olarak, anasından doğma şeklinden yükselen burcuna kadar çeşitli faktörlerin etkileri olabileceği ileri sürülür; bir parasının yokluğundan bahsetmez hiç kimse, işsizliğinden bahsetmez, maaşının yetmemesinden, iş güvencesizliğinden…

Sömürücünün saltanatına son verilip, siyasi iktidar doğal sahipleri olan emekçiler tarafından temsil edilmeye başlandığında; emekçinin işsizlik ve iş güvencesizliği koşullarında maddi olarak kendine yetmemesinin bir sonucu olarak ortaya çıkan yetersizlik duyguları yerini umuda, ışığa ve kendine güvene bırakacaktır.

 

Bingöl Göçmen

147 okunma
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (5 oy, ortalama: 5,00 / 5)
Loading ... Loading ...

Yorum yapma kapalı.