Anasayfa Anasayfa

İşsizlik


Bingöl Göçmen

İşsizlik; işçinin açlıkla, açıkta kalmayla, kendi başının derdine düşmeyle, kendine yetmemeyle cezalandırıldığı bir mahkûmiyettir. Değersizlik duygusu çok az durumda bu kadar katışıksız şırınga edilebilir bir insana.

Sermayenin dağılıp yok olmaya terk ettiği işsizine sahip çıkmayan, bunun ihmal edilemez bir sorumluluk olduğunu kavrayamayan, mücadeleyi halen işçiliği devam edenlerle oynanan bir oyun olduğunun hissiyle idare eden bir işçi sınıfı, kapitalist vahşilik karşısında emeği savunamaz. Ve kendi içindeki dağılmayı önleyemez. İşçinin haklarını savunmak, işsizin haklarını savunmaktan geçer. Aksi halde işsizlik, işçi mücadelesinin eylem kırıcısı olur. İşçiler arasındaki güven bunalımı çözülemez.

İşçi sınıfı, vahşi patronların ve onların hizmetindeki iktidarların, işçi sınıfını ısrarla tutmaya çalıştıkları bu çocukluk evresinden kurtulmak zorundadır.

Aylarca iş aramak, aylarca işsiz kalmak, kelimenin tam anlamıyla parasız kalmak; insan psikolojisinde ne tür kalıcı hasarlar bırakır? Bunu neden psikoloji kitapları yazmaz? Neden psikoloji kitapları, insan psikolojisinin biçimlenişini sadece çocukluk dönemi anılarıyla açıklamaya kalkar? Neden yurttaşlık kitapları, vatanî vazifeden, vatandaşlıktan kaynaklanan sorumluluklarımızdan bahseder de; vatanın vatandaşa karşı sorumluluklarından bahsetmez? Vatanın vatandaşa karşı hangi ihmal edemeyeceği sorumlulukları vardır, bileniniz var mı?

İşsizine sahip çıkmayan, hastasına sahip çıkmayan, evsizine sahip çıkmayan, bunu kendisi için bir sorun etmeyen bir devlete veya hükümete ihtiyacımız olduğunu söyleyebilir miyiz? Bizim, hükümetleri daha başka nedenlerle seçtiğimizi söyleyebilir miyiz? Devletin bambaşka görevleri olduğunu söyleyebilir miyiz? Peki, neden devletler, hükümetler halkın sorunlarına böyle serserice bir ilgisizlik içerisindedirler? Üstelik hükümetleri eşit oy hakkıyla bizler seçmiş olmamıza rağmen!..

Ne din, ne millet çatısı, emekçi insanların emekleri üzerindeki sömürüleri kaldırmak, devlete devlet olmanın, sadece vatandaştan vatani görev beklemek olmadığını hatırlatmak gibi insanın temel taleplerini gündemlerine almışlardır. Bu iki kavram da, daima kendini kurtarmanın derdinde olmuştur; insanlara hizmet etmemiş, tersine insanları kendilerine hizmet ettirmişlerdir. İnsanların sorunlarını çözmek yerine, kendileri sorun yaratmışlardır. Emekçi insanların temel sorunlarının gündeme alındığı çatı, ancak ‘emek çatısı’ olabilir. Bu ise, emekçi insanların bir sınıf olduklarının, esasta bir sınıfa ait olmaktan kaynaklanan ortak sorunlar yaşadıklarının farkına varmalarıyla mümkün olabilir.

Emekçiler, kendilerinin sayıca ezici çoğunluğu oluşturduğu, herkesin eşit oy hakkına sahip olduğu, iktidarların böylece belirlendiği bir sistemin işleyişini o kadar kendi lehlerine çevirmekten başarısızlığa uğramışlar, o kadar kendi lehlerine çevireceklerine inançlarını kaybetmişler ki; kendi güçlerine inanmak yerine sistemlerin güçlerine inanıyorlar. Kapitalizm değil de sosyalizm olsaymış!.. Peki, nasıl olacak bu?  Silahla mı? Halka rağmen halk için mi?  Bu yöntemin, emekçilerin yeni bir sömürücü sınıfın iktidarı için kanıyla canıyla kullanılması demek olduğu örneklerle ortada. Peki, çözüm ne? Sistemleri değiştirmek yerine, emekçinin önce kendini değiştirmesi… Bir sınıf olduğunun bilincine varması… Bir sınıf olduğunun bilinciyle davranması…

Sermaye sınıfı, hem kendini, hem işçi sınıfını yaratan sınıftır. Bu nedenle doğduğu günden beri, bir sınıf olduğunun bilincindedir. Emekçinin kendini toparlayamaması, sürekli savrulmalar yaşaması ise edilgin bir yaratılan olması ve bunu idrak etmekte zorlanmasıdır. Buna, kendini yaratanın, bunu inkâr etmesini; herkesi Allah’ın yarattığını iddia etmesini, verenin de alanın da işte o Allah olduğunu söylemelerini de katmak gerekir. Emekçinin edilgin bir yaratılan olması, onu her türlü kafa karışıklığına açık hale getirmektedir. Bu, emekçinin yumuşak karnıdır. Yaratıcısı sermaye sınıfı, emekçinin kendini bir sınıf olarak idrak edememesi için her yola başvurmaktadır ve her yola başvuracaktır. Emekçi de her yola başvurup, bu bilinçlenmeyi gerçekleştirmeye çalışmalıdır. Kendini idrak etmeli, kendi kültürünü yaratmalıdır.

Emekçi sınıfının, kendinin bir sınıf olduğunun bilincine varmasından daha başka bir güce ihtiyacı yoktur. Bütün zamanlar için çözüm, emekçiler açısından sadece bir idrak sorunudur. Aydınlanmadan başka bir silaha ihtiyaç duymaması, ekmekçinin şansıdır. Sermayenin böyle bir şansı yoktur. O, iktidarı için, mutlaka başka silahlara ihtiyaç duyacaktır. Sermayenin sistemi, masrafları çok fazla olan bir sistemdir. Ama faydası, küçük bir azınlığa dokunabilmektedir ancak. Emekçinin sistemi, ucuz bir sistem olacaktır. Ama hem insan hem dünya ihya olacaktır.

Tarih, sonsuz güzel günler için; emekçiden kendinin bir sınıf olarak farkına varmasını, kendi kültürünü yaratmasını beklemektedir.

Bingöl Göçmen

https;//www.facebook.com/gocmenbingol

 

 

234 okunma
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (5 oy, ortalama: 5,00 / 5)
Loading ... Loading ...

Yorum yapma kapalı.