Anasayfa Anasayfa

Emek avcıları


Bingöl Göçmen

İnsan türü, binlerce yıllık geçmişine rağmen, ne tür ilişkiler içerisinde, ne tür değerlere bağlılık göstererek yaşayacağını kavrayamadı bir türlü. Adil olamadı, bencilliğine yenik düştü hep. Hep çoğunu, daha iyisini, daha güzelini kendine ayırdı. Kötülüğü hep başkaları kendine yaparken gördü. Ama kendi yaptığı kötülükleri, başkalarına yapılan kötülükleri görme derinliği serçe parmağının boyunu geçmedi bir türlü.

Şiddet karşısında, başka canlılarda olmadığı kadar müthiş bir boyun eğme kapasitesi gösteriyordu. Bazı insanlar, insanların bu yönlerini kullanma yoluna gittiler: Diğer canlıları avlayıp evcilleştirmek yerine, insanı avlayıp evcilleştirmek…

Böylece iki tür insan tipi ortaya çıktı: Emekçiler ve emek avcıları… Ve iki tür kültür oluştu: Emekçilerin kültürü ve emek avcılarının kültürü…

Bu iki sınıf insan; farklı değer yargılarına, farklı duygulanımlara sahiptiler. Emekçiler, buna alışamadılar bir türlü. Karşılarındaki canlıların da sonuçta insan olması, onların hep kafasını karıştırdı. Onların, kendi kendilerine ‘asil’  demeleri bile emekçileri ikna edemedi.

Hâlbuki emek avcısı, başkalarının emeğiyle geçinen bir canlıydı. Emekçi, buna müsaade etmezse, her yola başvurabilirdi.  Emekçilerin kendilerini sömürtmemek için direnmeleri, asla değerli değildi onlar için; ibret-i âlem olsun diye, ancak bir cezayı hak edebilirdi.  ‘Kahraman’ ancak emekçileri hizaya sokmayı başarmış bir emek avcısı olabilirdi. Çünkü ancak böyle birine öykünmek, hayatı bedavaya yaşamanın anahtarını verebilirdi onlara.

Emek avcılarının, toplumsal sistemlerin işleyişlerinde belirleyici olmaları bin yıllardır değişmedi. Onlar, insanın boyun eğme kapasitesine; kendilerine dokunmayan yılanın başkalarına dokunmasına duyarsız kalabilme kapasitesine; kendi yaşaması için başkalarını öldürme gibi bir işte bile pekâlâ, hatta kendini fikir olarak da savunmaya bile kalkarak, çalışabilme kapasitesine inanıyorlardı. Emek avcıları, dünya çapında, toplumsal sistemlerin işleyişine hâkim olma arzularından asla vazgeçmeyecek olmalarına rağmen, işte bu inançla hükümetlerin belirlenmesini, eşit oy hakkıyla, halkın belirlemesine bırakabildiler. Emekçiler adına trajikomik bir durumdur bu. Emek avcısının kendine güvenini ve emekçinin psikolojisine hâkimiyetini göstermektedir. Ve bunun bir yanılgı olmadığı anlaşılmaktadır. En azından binlerce yıl için… En azından bugüne kadar geçen zaman açısından…

Günümüzde, gelişmemiş ülkelerdeki durum, trajikomikliğin de ötesindedir.

Hükümetler, devletin hizmet alanını karakol hizmetleri noktasına kadar geriletme azminde görülmektedir. Emekçinin ne sağlığı ilgilendirmektedir onları, ne eğitimi, ne işsizliği, ne evsizliği… İcraatlarını sömürücü sınıfa danışarak belirlemekte, halk için bir programları olmamasına rağmen, kendilerini halka seçtirmeye devam etmektedirler.

Emekçilerin olana bitene daha çok bakmaya, daha çok görmeye ihtiyaçları vardır. Birbirlerinin karşılarına çıkartılarak dağıtılmalarına, etkisiz hale getirilmelerine imkân vermeyecek bir harca ihtiyaçları vardır. Bu harç, birinci vazifesini ‘emek sömürüsünü durdurmak’ olarak ortaya koymuş bir ‘emekçi kültürü’dür. Bu kültür; kısacık yaşamları emek sömürüsü altında çarçur edilen emekçilerin ellerinde oluşturulmayı beklemektedir.

 

Bingöl Göçmen

229 okunma
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (5 oy, ortalama: 5,00 / 5)
Loading ... Loading ...

Yorum yapma kapalı.