Anasayfa Anasayfa

İlik çorbası


Zelin Artuğ

Ayşen, el bebek, gül bebek büyümüştü. Kardeşi Naci de öyle… Anneleri elinde süt bardağı, meyve tabağı arkalarında dolanıp dururdu. Babası asker emeklisiydi. Adamcağız kalp krizinden ölünce, anneleri, Naci ile ablası Ayşen’in üzerine daha bir titrer oldu. Aman hasta olmasınlar, aman gıdasız kalmasınlar diye kendini paraladı.

Çocuklar da hiç üzmediler onu. Kışın önlerine konan lahana yemeğini, özellikle de ilik çorbasını suratlarını hiç buruşturmadan yediler. İlik çorbası, çok önemliydi. Annelerinin dediğine göre insanı hastalıklardan korur, özellikle de kemikleri güçlendirdiği için düşüp bir yerlerini kırmalarını önlerdi.

Anneleri kasaptan aldığı ilikli kemikleri mutfak tezgâhına koyup onları özenle yıkarken kapı aralığından bakarlar, kemikler pişmeye hazır hale gelinceye kadar koşup odalarına giderlerdi.

Ayşen kitaplıktan Hansel ile Gretel kitabını çekip, yumuşak yer minderine otururdu. Kardeşi Naci de yanına… Birlikte heceleyerek, hem korktukları hem de sevdikleri bu masalı okurlar, kitaptaki renkli resimlere bakarlardı. Naci, tencerede pişen kemiklerin yerinde kendisi olmadığı için çok sevinirdi, Ayşen de anneleri kötü cadı değil diye…

Yıllar geçti. İki çocuk büyüdüler. Ayşen, Tarih Öğretmeni oldu; kardeşi Naci Orman Mühendisi… Ama okuldaki başarılarına karşın, annelerinin aşırı ilgisi yüzünden, hayat acemiliklerini üzerlerinden atamadan hayata atıldılar. Naci daha şanslıydı. Annesiyle birlikte İzmir’de yaşamaya devam etti. Görev yeri evlerine pek uzak değildi. İşe, annesiyle birlikte yaşadıkları evden gelip gidiyordu. Annesi, yani koruyucu meleği yanındaydı. Ama Ayşen, elinde valiz, tek başına bir başka kentin yolunu tuttu.

Dayısı Ayşen’e bir ev bulup, üç beş parça eşyayla onu orada tek başına bırakıp İzmir’e döndüğünde Ayşen çok ağladı. O güne kadar hiç yalnız yaşamamıştı. Alışması epey bir zaman aldı.

Annesi Ayşen’i sık sık telefonla arıyor, sağlığını, bir şeye ihtiyacı olup olmadığını soruyor, konuşmasının sonunda da gelmek istediğini ama Naci’yi tek başına bırakamadığını söylüyordu. Ayşen, annesinin desteğinden umudunu kesti. Kendi kendine yetmeyi öğrenecekti.

Ayşen göreve başlayalı üç ay olmuştu. Okulda öğrencileriyle, öğretmen arkadaşlarıyla ilişkileri çok iyiydi. İşini seviyordu. Ama ev, zindan gibi geliyordu Ayşen’e. Eve geldiğinde karabasanlar basıyordu onu.

Okulda çok iyi anlaştığı bir arkadaşı vardı. Almanca Öğretmeni İlke… Omuzlarına kadar düz, kumral saçları olan neşeli, arkadaş canlısı biri… Evi, Ayşen’in evine pek uzak sayılmazdı. İlke, bazen Ayşen’i evlerine de davet eder, onu yemeğe kalmadan bırakmak istemezdi.

Bir gün İlke, sofrada Ayşen’in tabağına domates çorbası koydu. Ayşen, çok sevdi çorbayı. Tarifini istedi. İlke, ayrıntılarıyla tarif etti. Ayşen’e bu tarif yeterli gelmedi. Kusursuz olmalıydı yapacağı çorba.

“Ben tek başıma olduğumda un bir kaşık, süt bir bardak, domates suyu iki bardak olacak. Buraya kadar tamam. Peki, annem de gelirse?”

“O zaman, unu iki kaşık koyarsın.”

“Pekiyi Naci de gelirse?”

“Ayşenciğim, o zaman da üç kaşık yeterli olur sanırım.”

“Anlaşıldı. Pekiyi, annem gelirse süt kaç bardak?”

Domates çorbasının tarifi, uzadıkça uzadı. Hayat acemisi olmak böyle bir şeydi işte! Bilmemenin kabul edilebilir sınırlarının dışında olmak… İlke, çorba tarif ettiğine edeceğine bin pişman oldu.

“Sen en iyisi çağırırsın beni, ben sana ve konuklarına çorba yaparım. Sen de köşedeki tatlıcıdan şekerpare alırsın.” dedi.

Ayşen, hüzünlendi. Annesi gelmişti aklına. Onun ilik çorbasını özledi. Ama onun tarifini sormadı İlke’ye. Annesi uzun uzun anlatmış:

“Sakın üşenme! İlik çorbası içmeden olmaz! Hastalanırsan, kim bakacak sana oralarda?” demişti.

Sabahleyin yataktan kalkınca hapşırması belki de o yüzdendi. Geldiğinden beri hiç ilik çorbası içmemişti. O gün, oracıkta karar verdi. En kısa zamanda kasaptan ilikli kemik alacak, ilik çorbası yapacaktı. Belki İlke’yi de davet ederdi çorba içmeye.

Bir hafta sonra, okuldan çıkıp eve giderken kasaba uğradı.

“Güzel bir ilikli kemik istiyorum. Çorbalık… Artık en iyisinden seçme işini size bırakıyorum. Yalnız kemik bütün olsun. Kırmayın lütfen!” dedi. Annesi, suyun içinde ufalanmasın diye kırdırmazdı kemiği.

Kasaptan, manavdan ürün seçmeyi bilmezdi Ayşen. O işlere hep annesi bakmıştı o güne kadar. O nedenle, kasabı manavı över, onlara seçtirirdi alacağı şeyi. Onlar da müşteri kaybetme kaygısıyla, genellikle iyisini seçerlerdi.

Kasabın seçip güzelce sarıp sarmaladığı, poşete koyduğu kemiği alıp eve geldi. Elini yüzünü yıkayıp giysilerini değiştirdikten sonra, topuklu ev terliklerini giyip mutfağa koştu. Kemiği poşetten çıkardı.

Kasap da vur deyince öldürmüştü hani. Ayşen’in kolu kadar bir kemik çıktı poşetten. Ayşen kemiği mutfak lavabosunda, bol suyla iyice yıkadı, akladı, pakladı. Tencerelerin bulunduğu dolaptan bir tencere çıkardı. Topu topu üç tenceresi vardı zaten. Bekâr evinde üç tencere, neyine yetmiyordu! En büyüğünü aldı, yarısına kadar su koyup ocağa yerleştirdi. En büyük tenceresinin çapı on sekiz santimetreden fazla değildi. Kemiği dikine olarak içine koydu. Kahve fincanında yemek kaşığı nasıl durmazsa, kemik de öyle sağa yattı; düzeltti, sola yattı. Ters çevirdi, olmadı. Ocağı söndürüp, İlke’ye telefon etti. Telefonda meramını tam olarak anlatamadı. İlke, son noktayı koydu:

“Bekle! Geliyorum ben. Gelince konuşuruz.”

İlke, Ayşen’in peşine düşüp mutfağa gittiğinde gördüğü manzaraya inanamadı. Kol kadar bir kemik, ufacık bir tencerede, bir ucu tencerenin içinde, öteki ucu mutfak fayansına dayalı bir biçimde kaynamaya çalışıyordu. Ama İlke’yi asıl şaşırtan, Ayşen’in kendince bulduğu çözümdü. Tabi çözüm denebilirse…

“Önce bir ucu pişecek. Sonra ters çevirip öbür ucunu pişireceğim.”

“Bence, gel sen bu işten vazgeç, Ayşen! Bu küçük tencerede, bu koca kemik bir haftada zor pişer. Yarın bana gelirsin, ben sana ilik çorbası yaparım. Sonra senin de kendine ilik çorbası yapman için uygun bir tencere alır, ilikli kemiği de kasapta kendimiz seçeriz.” dedi.

Kemiği tencereden çıkarıp sokak köpeklerine vermek üzere bir poşete koydular. Birlikte bir çay demleyip pizza sipariş ettiler.

Zelin Artuğ (Ülkü Öztürk Göçmen)

 

689 okunma
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (5 oy, ortalama: 5,00 / 5)
Loading ... Loading ...

Yorum yapma kapalı.