Anasayfa Anasayfa

Namus uğruna


Zelin Artuğ

“İnsanoğlu naziktir, ağır sözü kaldırmaz.

Eşek dersin kızar da, bin sırtına aldırmaz.” (Aziz Nesin)

 

Bizimki gibi ‘düşünme alışkanlığı edinmeden, yaşama alışkanlığı edinmiş’ toplumlarda, namus deyince akan sular durur. Düşünme alışkanlığı edinmeden yaşama alışkanlığı edinmiş olmak! ‘Yabancı’ romanının yazarı Albert Camus’nün sözüydü bu. Üzerine kitaplar yazılsa, değer!

Namus, şan, şeref… Ortaçağ dendi mi ilkin bu sözler geliyor aklıma. Kralların emrine amade şövalyeler arasında bu sözlerin önemi çok büyük! “Sen bana nasıl ‘kaşının üstünde gözün var’ dersin, alçak!” Hadi bakalım, kılıçlar çekilir, düelloya karar verilir.

‘Düello, iki kişi arasında bir onur sorununu çözmek için belirli kurallara göre ölümcül silahlarla yapılan dövüş ’diye tanımlanıyor sözlüklerde. Eğer bir taraf karşı tarafa bir hakarette bulunmuşsa ve bunu yargıçlar çözememişse, tanrının çözeceğine, haksız tarafın tanrı huzurunda kaybedeceğine inanılıyor ve hakemler önünde düello yapılıyor. Düello, bir tarafın ölmesiyle sonuçlanıyor. İşin içine tanrı dâhil edildiğine göre ölen, ölümü hak etmiş; öldüren de namusunu, şerefini kurtarmış oluyor.

Tabi, Ortaçağ insanı ‘düşünme alışkanlığı edinmeden, yaşama alışkanlığı edinmiş’ olduğu için; güçlü taraf, haklı taraf sayılıyor. Ortaçağ tarihsel olarak geride kaldı ama kafalar aynı yerde dolanıp durmakta…

Şan, şeref, namus… Yüzyıllardır, bu kavramlar yüzünden, adaletin terazisinin ayarı da bozulmuş.

“Neden öldürdün onları?”

“Kız kardeşimi o serseriyle muhallebicide yakaladım.”

“Ne yapıyorlardı?”

“Birlikte sütlaç yiyorlardı hâkim bey! Çektim silahımı, ikisini de öldürdüm! Namusumu temizledim!”

“Temiz giyimli, mert bir çocuğa benziyorsun. Adalete saygından kravatlı, tıraşlı gelmişsin davaya, aferin! Belli ki ağır tahrik var bu işte! Sayılı gün çabuk geçer. Üç yıl hapis yatar, çıkarsın. Hadi bakalım, geçmiş olsun. Bir daha kimseyi öldürme! Allah’ın verdiği canı, bırak Allah alsın!”

Ortaçağda kılıç ya da tabancayla tanıklar önünde yapılan düellolar, giderek bazen açıkça, bazen gizli kapaklı işlenen cinayetlere dönüştü.

“Benim tavuğuma kışt, dedi; o yüzden bıçakladım! Mini etek giyiyordu, tahrik oldum! Karşı koymaya kalkışınca da olan oldu! Bana borcu vardı, ödemiyordu; beni aptal yerine koyduğu için öldürdüm! Karımın telefonunda adamın mesajlarını yakaladım; ikisini de boğarak öldürdüm! Namusumu kurtardım!”

Sokaklarda belediyenin yerleştirdiği çöp konteynerleri süs için konmuş gibi yerlere rasgele çöp atıp, burnunu boğazını temizleyen tiplerin namus damarına basın da görün gününüzü.

“Beyefendi, yere çöp attınız. Az ileride çöp kutusu var.”

“Çöpümüzü nereye atacağımızı senden mi öğreneceğiz! Kimsin sen? Zabıta mısın?”

Eğer zabıta, polis falan değilseniz, kimseyi yaptığı yanlış konusunda uyaramazsınız. Uyarırsanız ‘onurunu, şerefini’ zedelemiş olursunuz. Sokaklar çöp deryasına dönebilir, her yer mikrop yuvası olabilir; ama siz, siz olun, kimseye bir söz söylemeyin! Belli mi olur? Onuruna, şerefine dokunabilir, maazallah!

Esnaf İzzet’in dükkânının önüne gelen çöp atıyor, giden çöp atıyor!  Esnaf İzzet, canından bezmiş bu çöpler yüzünden. Bir kartona büyük harflerle “ Lütfen buraya çöp dökmeyin!” yazıp dükkânının camına iliştiriyor.

Lütfen… Ne kadar yapmacık bir sözcük! Esnaf İzzet, sanki çarşı esnafı değil, muhallebi çocuğu bir züppe! “Lütfen”miş! Ne yapalım yani… Burası müsait, buraya döküyoruz çöpümüzü. Ayrıca başkaları da döküyor. Biz niye dökmeyecekmişiz!

Esnaf İzzet’in morali bozuluyor. Bu şehir eşkıyalarının nezaketten anladığı yok. Yaptırım gerek. Ancak yasaklamaktan anlar bunlar! Yeni bir kartona, daha büyük harflerle yeni bir yazı yazıyor:

“Buraya çöp dökmek yasaktır!”

Durum yine umutsuz. Çöp yığınının üstünde, bu defa, arabaların ezdiği bir hayvan leşi buluyor.

‘Düşünme alışkanlığı edinmeden, yaşama alışkanlığı edinmiş’ toplumlarda, örneğin, trafikte zorunlu istikamet levhalarını izlersen, bu pahalılıkta çeyrek depo benzin yakarsın. Boşver kuralları! Şuradan ‘U dönüşü’ yap, olsun bitsin! Ortalıkta yaya yokken de yeşilin yanmasını bekleyecek değiliz ya! Bas gaza, geç! Çiçek koparmak yasakmış! Çok saçma! Şuradan bir kasımpatı koparsam dünyanın sonu mu gelir!

Esnaf İzzet sonunda çözümü buluyor. Daha kocaman bir kartona, daha büyük harflerle şöyle yazıyor:

“BURAYA ÇÖP DÖKEN ŞEREFSİZDİR, ADİDİR!”

Artık Esnaf İzzet’in dükkânının önü tertemiz.

 

Zelin Artuğ (Ülkü Öztürk Göçmen)

388 okunma
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (5 oy, ortalama: 5,00 / 5)
Loading ... Loading ...

Yorum yapma kapalı.