Anasayfa Anasayfa

Sayfa 1 / 11

Ekim 2021 için Arşiv

Kartal


Zelin Artuğ

Kartal Bekçi, koyu kahverengi çuha giysilerinin içindeki iri gövdesiyle, sahilde evleri olan çocukların gözünde gerçek bir kartaldı sanki. Asıl adını bilen yoktu. Kimsenin öğrenmek istediği de yoktu. O da kimseye gerçek adını söyleme gereksinimi duymamıştı. Kartal’dı işte adı. Belki de soyadıydı Kartal. Belki önadı çok uzundu da ona büyükler soyadı ile sesleniyorlardı.

Kim demiş ülkenin kırk üç harfli, en uzun adlı adamı Haşim Ahmet Abdülbaki Buğra Bahadır Nebioğulları’dır diye! Belki de Kartal Bekçi’nin adı tam olarak kırk yedi harfli, Selahattin Eyyüp Yunus Ahmet Yasin Abdurrahman Kartal’dı! Belki de bu yüzden yalnızca Kartal diye sesleniyorlardı ona.

Yazının tamamını okuyun »

Dombay


Zelin Artuğ

Fabrikanın müdürü, burnundan kıl aldırmayan tiplerdendi; enine boyuna, en çok da boyuna biriydi. Fabrika koridorlarında yaylanarak, suratından düşen bin parça yürür; ceketini düğmeleyip, iki büklüm elini öpmeye davrananlara elini vermez, göğsünü tıpışlamakla yetinirdi.

Arada bir işçileri denetlemek için üretim sahalarını dolaşırken ellerini maymun gibi yanlara sarkıtarak yürümesi; eli açık olmayışından mıydı, yoksa her uzanan eli sıkmak istemeyişinden miydi, bilinmez. Yazının tamamını okuyun »

Mapushane


Zelin Artuğ

“Hapishane içinde üç ağaç incir

Kollarım kelepçe anam boynumda zincir

Zincir sallandıkça her yanım sancır

Düştüm bir ormana yol belli değil

Yatarım yatarım gün belli değil.”

Köşedeki ranzasında bağdaş kurmuş, kim bilir ne zamandır bilinmez, kıpırdamadan oturuyordu. Göz andaki mor halkalarla, göz çevresindeki kırışıklıklarla, olduğundan yirmi yaş daha yaşlı görünüyordu. Kirli yazmasının yırtıklarından çıkmış birkaç tutam ak saçıyla otuzunda değil de sekseninde bir kadındı sanki. Dallı güllü şalvarının altındaki sıska bacaklarıyla bağdaş kurmuş, gözlerini sıvaları dökülmüş kirli duvara dikmiş, dalmış gitmişti uzaklara.

Yazının tamamını okuyun »

Boşluk


Zelin Artuğ

Kentin üzerine alacakaranlık çöktü. Hava birden serinledi. Mevsim yazdan sonbahara dönmüş, evlerde kış hazırlıkları başlamıştı. Sokaktaki, parklardaki insanlar birer ikişer kapalı mekânlara çekilmeye başladılar. Küçük pencerelerin ardındaki ölgün ışıklar, büyük pencerelerin parlak ışıklarından ürkermişçesine titrek yanmaktaydılar.

Alacakaranlık yerini çarçabuk akşamın koyu, mavi karanlığına bıraktı. Açık pencerelerin birinden yükselen keskin ızgara kokusu işten eve yorgun argın, aç dönenlerin iştahını kabarttı. Yalnız yaşayanlar, bir tavaya kıracakları iki yumurtanın; evde bekleyeni olanlar dumanı tüten bir bulgur pilavının hayaliyle avundular.

Yazının tamamını okuyun »

Yargı


Zelin Artuğ

Sokrates’ın karısı “Ah, bu acımasız yargıçlar! Seni haksız yere öldürüyorlar!” diye ağlanıp sızlanırken, Sokrates, “Ya haklı yere öldürseydiler, daha mı iyi olurdu?” der.

Toplumu oluşturan bireylerin birbirlerine karşı sorumluluklarının olması gerektiği, tartışılmaz bir durum.  Ne var ki asıl sorumluluk, bireyin kendine karşı sorumluluğu olsa gerek.

“Başkaları ne der?” dedikçe yanılgılara yanılgı eklemekteyiz. Başkaları için giyinen, başkaları gibi davranan, başkaları gibi yaşayan, yaşayamadığında başkalarının yaşantısına özenen, başkalarının aklıyla davranan kişi, bir de bakmışsınız, “başka” adında bir varlığa dönüşüvermiş.

Yazının tamamını okuyun »

Ahtapot


Zelin Artuğ

“Bal idim, pekmez oldum

Gül idim kokmaz oldum

Evvel gerekli idim

Şimdi gerekmez oldum.”

Bu yıl havalar erken soğudu. Sonbaharın tadını çıkarmadan kış kapıyı çaldı. Yıllardır gülümsemeyi unutmuş olan insanların yüzleri daha bir gülmez oldu. Gündüzleri gökyüzünün mavisini karaya boyayan bulutlar, gecenin karanlığını da kara örtüleriyle örttüler. Yıldızları dökülmüş gibi oldu gökyüzünün. Yeryüzünde, faturası ödenmemiş evlerde ışıkların kesildiği yetmezmiş gibi, geceleyin, gökyüzü de ışıksız kaldı. Faturası ödenmemiş evleri ısıtmaya, kara bulutların ardına çekilen fersiz güneşin ısısı da yetmez oldu.

Yazının tamamını okuyun »