Anasayfa Anasayfa

Sayfa 1 / 11

Mayıs 2021 için Arşiv

Bayram


Zelin Artuğ

Bayram bütün gece, ceketini başının altına yastık yapmış, sırt üstü çimende yatıp yıldızları seyretmişti. Ne çok yıldız vardı gökte. Çocukluğu, ilk gençlik yılları hep yıldızların altında yatıp düş kurmakla geçmişti. Çok küçükken nenesi her yıldızın dünyadan göçüp gitmiş kimseler olduğunu, ta oralardan hayatta olan sevdiklerini izlediklerini söylemişti. Bayram yıldızlara bakar, o çocukken dereye düşüp boğulan anası Sultan’la, daha on iki yaşında asfaltta çiçek satarken acemi bir sürücünün arabası altında kalıp oracıkta can veren küçük kardeşi Cennet’i arar, bulamazdı. Nasıl bulsun ki? Bütün yıldızlar birbirine benziyordu.

Güneşin dilini çözmek


Zelin Artuğ

Zekâyı bilemem ama içgüdülerin güçlüden zayıfa doğru arttığını düşünürüm. Yemek yemeyi bilmeyen bebeğin memeye sarılması, suya düşen palazın yüzmeye başlaması, kuş yavrusunun uçması… Ne denli kendi başımızın çaresine bakmak zorunda olursak, o denli güçleniriz. Kuklanın iplerine gelince… Bildiğim kadarıyla, önce kukla yapılır, kukla ipleri sonradan takılır. İnsanın doğasında yoktur bu ipler. Birileri, bir takım amaçlarla takar bu ipleri. Ya kabullenip kukla olarak sürdüreceksin hayatını, ya da bu iplerden kurtulacaksın. Tabi başka ipler ya da uzaktan kumanda aygıtları takmadığımız sürece “ipsiz sapsız” olmanın bir zararı yok bize. İpimizden kurtulduk derken uzaktan kumanda edilmeyi bir kez sindirdik mi içimize, işte o zaman başlar asıl ipsiz sapsızlık! En iyisi dışarda ve içerde emeğin tam bağımsızlığı. Aç ve açıkta kalma korkusunun olmadığı bir dünya ancak “iş”in sahibinin, “iş”i üretenin olduğu bir dünyayla mümkündür.

Yazının tamamını okuyun »

En uzun gece


Zelin Artuğ

“Topumuz bir tek inciyiz, bir tek./Başımız da tek, aklımız da tek./Ne diye iki görür olup kalmışız / İki büklüm gök kubbenin altında, ne diye?” (Mevlânâ)

Bu dizeleri okuduktan yıllar sonra bir başka bilge kişi, bu sorunun yanıtını şöyle veriyordu: “Hoşgörü, bireye yönelik olmalı. Biri bana haksızlık yaparsa, hoşgörülü davranırım. Ama bu haksızlık bana değil de bir başkasına ya da topluma yapılmışsa, işte o zaman hoşgörülü davranamam.”

Yazının tamamını okuyun »

En tehlikeli virüs


Zelin Artuğ

Tarihî kaynaklar ikinci dünya savaşında 80 milyon kişinin öldüğünü söylüyor. İstatistiklere göre her yıl dünyada 10 milyon kişinin açlıktan öldüğü saptanmış. Bu rakamlara göre, dünyada 8 yılda bir, ikinci dünya savaşındaki ölü sayısı kadar insanın açlıktan öldüğü anlaşılıyor. Yani bu gözü kana doymaz insanlık, her yüzyılda yaklaşık 13 dünya savaşındaki kayba bedel insanı açlıktan öldürüyor! İnsanları vuran açlık, en tehlikeli virüstür. En çok, dünyanın en yoksul coğrafyalarında can kayıplarına neden olan açlık virüsü!

Hani öcü diye bir şey yoktu?


Zelin Artuğ

Çocukken, bazı çocuklar gibi ben de öcülerden çok korkardım. Öcü nasıl bir şeydi, canlı mıydı cansız mıydı bilemezdim. Nasıl bir kötülük yapardı çocuklara? Yer miydi onları? Döver miydi? Öldürür müydü? Kaçırıp keser miydi? Bilmiyorum. Belki de tutup kolundan, sürüye sürüye karanlıklar ülkesine götürürdü. Bir dolu öcünün bulunduğu yere!
Gözümün önünde canlandırdığım bir öcü imajı vardı. Uzun, bol giysili bir yaratık… Ben kaçarken ardımdan koştukça etekleri uçuşan… Yüzü nasıldı peki? Yüzü olmazdı ki öcünün. Öcüler yüzsüz olurdu. Çocukları korkutan bir “şey” hangi yüzle bakabilirdi ki insanların suratına. Tabi ki yüzsüz olacak. Yüzsüz olunca da kötülük üstüne kötülük yapacak.