Anasayfa Anasayfa

Sayfa 1 / 212»

Mayıs 2021 için Arşiv

Uçsuz bucaksız yollar


Zelin Artuğ

Her uzun yolun başında garip bir hüzün vardır. Yollar kalın bir halat olup elinize, ayağınıza, boğazınıza dolanır.

Uçsuz bucaksız yollar… İnsanı amansız girdabına çeker de çeker. Yollar kapıp koyuverir kendini, büklüm büklüm yolların hüzünlü uzunluğuna. Yol boyunca dizilmiş kambur ağaçlar, kölesidir yolların. Gelene selam verir, gidene selam verir. Selam vermekten eğilmiş bükülmüş gibi tutsaklığın zavallılığını yaşar ağaçlar.

Yazının tamamını okuyun »

Kral öldü, yaşasın kral!


Zelin Artuğ

Saat gecenin on biri… Gün boyu rüzgâr ağaçların dalları arasında ıslık çalıp durmuş, bahçelere gece çökünce etekleriyle çatıların üzerini yalayıp, bacalardan çıkan isli dumanı da ardına takarak kasabayı terk etmişti. Kuru bir ayaz gelip yerleşmişti evlerin duvarlarına, kapılarına, pencere kıyılarına.
Yazının tamamını okuyun »

Can erikleri


Zelin Artuğ

Çalışanlar iş yerlerinde, sıfırı tüketmiş, üstüne bir de trafik çilesi çekip evlerine kapağı zor atmışlardı. Kent derin bir yalnızlığın içine gömülmüştü. Sokaklar neredeyse bomboştu. Kolay kazanmış olmanın yolunu bulmuş olanlar, belli semtlerdeki eğlence mekânlarına doluşmuş, sokaklar yersiz yurtsuz evsizlere, sokak çocuklarına ve cılız sokak hayvanlarına kalmıştı. Büyüklü küçüklü yapılar, otobüs durakları, kaldırım taşları, köşe başındaki asırlık çınar ağacı, kepenkleri kapalı mağazalar derin bir uykudaydı.

Bu kavga hiç bitmez


Zelin Artuğ

Sabahları kaldırımın kıyısında bir hayvan leşi gibi duran çöp bidonunun yanından geçerim. Kavganın merkezi tam da bu noktadır. Ne kavgası mı? Ekmek kavgası! Dünyanın bütün coğrafyalarında yüzyıllardır süren, bir gün son bulacağını asla aklımıza getiremeyeceğimiz ekmek kavgası.

Çocukluğumda okul yolu üzerindeki fırının önünden geçerken bütün çevreyi sarıp sarmalayan o taze ekmek kokusunu hiç unutmadım. Okul çıkışında acıkmış olurduk. Okul servisine ağaç dallarındaki kuşlar gibi cıvıltılarla yürürken, etrafımdaki öğrenci kalabalığının ekmek kavgası için okullara yollandığı hiç aklıma gelmezdi. Ekmeği eve baba getirir, ekmeğe katık olan yemekleri anne yapardı. Dişleri olmayan küçük kardeş ekmeğin içini yer, dişleri dökülmüş dedelerle nineler de yumuşasın diye ekmeği çorbaya doğrarlardı. Bizim evde de, komşu evlerde de hal böyleydi. Herkes dişine göre ekmek yer, ekmek kavgası olmazdı.

 

Yazının tamamını okuyun »

Size asıl bu yakışıyor!


Zelin Artuğ

Kara gecelerde kuruldu düzeniniz. Uçurum diplerinden gelen alçak tonda sesleriniz, sözü karalara buladı. Yarınlardan kaygısız işbirlikçileriniz, işkence hamuruyla yoğrulmuş gevezeliklerle yüreklere kaygı salmak için dizildiler sıraya!

Dilediğiniz kadar un ufak edin bizi! Ama bunu yaparken sakın büyüdüğünüzü sanmayın! Görünmez adamlar, böyle bir hengâmede her görünmez adımla çoğalsa, banka hesaplarınız günden güne kabarsa da sevgisizlik ve bencillikten buz tutmuş yürekleriniz yarınları korumaya yetmeyecek!

Yazının tamamını okuyun »

Türkülerimiz düşüyor aklıma


Zelin Artuğ

Tarih kitapları yazar: “29 Ekim 1923 günü Atatürk, milletvekilleri ile görüştükten sonra taslağı hazırlanan Cumhuriyet önergesini Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne verdi. Meclis önergeyi kabul etti. Böylece, Türkiye devletinin yönetim biçimi Cumhuriyet olarak, adı da Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak belirlendi. Atatürk, kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin, ilk Cumhurbaşkanı oldu.”

Yazının tamamını okuyun »

Zümrüd-ü Anka’nın yeniden doğuşu


Zelin Artuğ

Çok değil daha dün yağmurlar dövüyordu ağaçları, kiremitleri, dev yapıların duvarlarını, kayalıkları, toprağı… Her biri yağmurun şiddetinden nasibini aldı da bir toprak yüksünmedi. Belli ki susamıştı yağmurlara. Kana kana içti. Bağrında kök salmış, masmavi göğe yüzünü göstermek için baharı bekleyen canları sımsıkı sarıp sarmalayarak, yağmurdan güç almalarını izledi.

Sonra bir gece kara bulutlar eteklerini toparlayıp kaçarcasına başka diyarlara gittiler. Gökyüzü ışıl ışıl yıldızla doldu. Büyük denizlerin kayıp gemilerine yol gösteren, balkonda kaçamak sigara içen gençlere ışık tutan, sevgilinin yüzünü aydınlatıp kirpiklerinin gölgesini yanaklarına düşüren yıldızlar kapladı gök kubbeyi. Gün ağarmaya başlayınca tek tek çekildiler pembe kızıl şafağın ardına. Güneş parlak kaftanıyla ufukta göründü. Bulutların ağır adımlarla taşıdığı tahterevallide bütün haşmetiyle doğayı selamlayarak yol aldı; mavi gökyüzündeki tahtına parlak gökkuşağı kaftanının eteklerini yayıp oturdu.

Yazının tamamını okuyun »

Bayram


Zelin Artuğ

Bayram bütün gece, ceketini başının altına yastık yapmış, sırt üstü çimende yatıp yıldızları seyretmişti. Ne çok yıldız vardı gökte. Çocukluğu, ilk gençlik yılları hep yıldızların altında yatıp düş kurmakla geçmişti. Çok küçükken nenesi her yıldızın dünyadan göçüp gitmiş kimseler olduğunu, ta oralardan hayatta olan sevdiklerini izlediklerini söylemişti. Bayram yıldızlara bakar, o çocukken dereye düşüp boğulan anası Sultan’la, daha on iki yaşında asfaltta çiçek satarken acemi bir sürücünün arabası altında kalıp oracıkta can veren küçük kardeşi Cennet’i arar, bulamazdı. Nasıl bulsun ki? Bütün yıldızlar birbirine benziyordu.

Güneşin dilini çözmek


Zelin Artuğ

Zekâyı bilemem ama içgüdülerin güçlüden zayıfa doğru arttığını düşünürüm. Yemek yemeyi bilmeyen bebeğin memeye sarılması, suya düşen palazın yüzmeye başlaması, kuş yavrusunun uçması… Ne denli kendi başımızın çaresine bakmak zorunda olursak, o denli güçleniriz. Kuklanın iplerine gelince… Bildiğim kadarıyla, önce kukla yapılır, kukla ipleri sonradan takılır. İnsanın doğasında yoktur bu ipler. Birileri, bir takım amaçlarla takar bu ipleri. Ya kabullenip kukla olarak sürdüreceksin hayatını, ya da bu iplerden kurtulacaksın. Tabi başka ipler ya da uzaktan kumanda aygıtları takmadığımız sürece “ipsiz sapsız” olmanın bir zararı yok bize. İpimizden kurtulduk derken uzaktan kumanda edilmeyi bir kez sindirdik mi içimize, işte o zaman başlar asıl ipsiz sapsızlık! En iyisi dışarda ve içerde emeğin tam bağımsızlığı. Aç ve açıkta kalma korkusunun olmadığı bir dünya ancak “iş”in sahibinin, “iş”i üretenin olduğu bir dünyayla mümkündür.

Yazının tamamını okuyun »

En uzun gece


Zelin Artuğ

“Topumuz bir tek inciyiz, bir tek./Başımız da tek, aklımız da tek./Ne diye iki görür olup kalmışız / İki büklüm gök kubbenin altında, ne diye?” (Mevlânâ)

Bu dizeleri okuduktan yıllar sonra bir başka bilge kişi, bu sorunun yanıtını şöyle veriyordu: “Hoşgörü, bireye yönelik olmalı. Biri bana haksızlık yaparsa, hoşgörülü davranırım. Ama bu haksızlık bana değil de bir başkasına ya da topluma yapılmışsa, işte o zaman hoşgörülü davranamam.”

Yazının tamamını okuyun »