Anasayfa Anasayfa

Sayfa 3 / 9«12345»...Son »

Nisan 2021 için Arşiv

“Bir canlıyı ağlatmak” üzerine değinmeler


Zelin Artuğ

Eve gidince bir yazı yazacaktı. “Bir canlıyı ağlatmak” üzerine… “Bilinçli olarak bir canlının kafasında soru işaretleri bırakmak” üzerine… “Kanadı kırık bir bulut düşlemenin saçmalığı” üzerine! “Yaşamanın anlamı” üzerine!

Gitti eve. Lavaboya yöneldi önce. Yüzünü sabunladı. Gözüne sabun kaçtı. Tek gözünü açıp, kafasını kaldırdı, aynaya baktı. Böyle tek gözü açık tek gözü kapalı komik görünüyordu. Yüzüne bol bol soğuk su çarptı. Buz gibiydi su. Havluyu aldı, yüzüne bastırdı. Havlunun altında, böyle sıcacık ısınırken yüzü, içini bir sevinç kapladı.

Yazının tamamını okuyun »

Yeni ölüm tarifleri


Zelin Artuğ

Herkese ayak uydurmak için var olanlar, bir yerlerde “doğru” yapıyor demektir. Çünkü sistemin kuralı budur. Sistemi karşılarına almak istemeyenler böyle yapar. Böyle biri, her koşulda yüzünde yeni bir tarifle dolaşır.

Yağmurda ıslanarak yürümek, anılarını bir çıkmaz sokakta bırakmak, tanımlanamayacak kadar derin acıları olmak, yapılan haksızlıklara birilerini tanık göstermek, birilerinden bir takım davranışları hiç ummamak, kalbi tutmak, tansiyonu yükselmek, dersini almak, söylenenlere bir daha inanmamak, midesi kaldırmamak, hep haksızlığa uğrayan olmak, dostlarını kendi sıkıntılarıyla üzmek ve bunun için bağışlanma dilemek, canına okunmak… Daha yüzlercesi!

Yazının tamamını okuyun »

Âşıkların sözü kalır!


Zelin Artuğ

“Bir tek insan ayrılır sizden

Ve dünya çöle döner”

(La martine)

Okumayı sökememiş çocuklar gibiyim. Hep başkalarının hayatını yaşamaktan yorgunum. Sımsıkı kundaklara sarmışlar ilkin. İşin o kısmını hiç mi hiç anlayamıyorum.

Bilirim o kundakları. Daha doğduğu gün zincire vururlar çocukları. Ayaklar, eller dümdüz uzatılır, sımsıkı “belenir” kundağa bebe. Elini kolunu kıpırdatamaz, tespih böceği gibi sağına soluna kıvrılır, boynuna kadar kıpkırmızı kızarır. Dişsiz ağzıyla bir yaygara koparır. Geceden uykusuz kalmış anne ağlamaklı bir “pışpış” tutturur dişlerinin arasından, emziği tıkıştırır bebenin ağzına.

Yazının tamamını okuyun »

Yaşayan ‘ölü’ler… Ölü ‘can’lar…


Zelin Artuğ

Zaman deresi, fırtınada, kasırgada kökünden sökülmüş ne kadar can varsa, katmış önüne sonsuzluğa doğru akıp gitmekte… Bebeler ölüyor bir yerlerde. Beşiğinde uyurken öldürülmüş, yalan dünyanın yalanlarını duyamadan, yalancı emziği dudağının kıyısında kalmış, kan revan bir bebe fotoğrafı gördüm nette. Saçlarıma kar yağıp duruyordu ne zamandır. İlk kez, bu akşam çok kederli bir kar yağdı saçlarıma. İnce ince ağladı kar! İndi, saçımın örgüsünün basamaklarından, ipince ak bir iz bırakarak ardında. Kendimi iyice fazla yaşamış, artık fazlalık olmuş hissettim.

Yazının tamamını okuyun »

Kafada yazmak


Zelin Artuğ

Otobüste insan iyi düşünüyor. Bir yandan sıcak, bir yandan trafik… En iyisi yasla başını koltuğa, kapat gözlerini, düşün. Öyle yaptım bugün. Şöyle bir soru geldi aklıma. “İnsan neden yazar? Neden yazma gereği duyar? ” Yüzyıllardır yazıp duruyor insan. Yazıyor da ne oluyor? Amaç, yöntem, nedenler, koşullar… Her biri ayrı bir araştırma konusu.

Yazının tamamını okuyun »

Kafkaslar’a yolculuk


Zelin Artuğ

“Alev sarısı” bozkırlara düştü yolumuz yine. Başımızın üzerinde dost selamı, Hidalgo’nun terkisinde bin bir çeşit kır çiçeğinin rengi, doludizgin yollardayız. Tepemizde sarı sıcak bir güneş. Güneşin hışmından başımızın üstündeki dost selamı koruyor bizi. Gökyüzünün mavisi, güneşin sarı sıcağından bakır çalmış, açık kirli yeşil bir renk almış. Bir süre sonra güneş sıcak sarısını maviliklerden sıyırıp tepelerin ardına çekilecek. Yerkürenin öteki yüzündeki halklara dost selamı göndermeliyiz hemen. Selamlarımızı baş üstüne alıp, sarı sıcaktan korunmaları için. Yağmurları küstürenler, yer küreyi sarı sıcaklara mahkûm edenler gizliden gizliye sevinemesinler diye! Bu halk düşmanlarına karşı, dünyanın dört bir yanında sarı sıcak savaşlar çıkaran bu silah tüccarlarına karşı bütün halklar dayanışma içinde olmalı.

Yazının tamamını okuyun »

Laik-antilaik farkı


Zelin Artuğ

“Konya’nın Balcılar beldesinde dini içerikli eğitim veren kız öğrenci yurdu tüp patlaması sonucu çöktü. Çökmenin etkisiyle bina yerle bir olurken ilk belirlemede yaşları 12 ile 16 arasında değişen 50′den fazla öğrenci enkaz altında kaldı. Kurtarma çalışmalarının devam ettiği binadan 15 öğrencinin cesedi çıkartıldı. Enkaz altında hâlâ yaralılar var.”

Geçtiğimiz yıllardaki sinir bozucu haberlerden biri de buydu. Bu ülkede sinirlerimiz bozulmadan bir gün geçiremeyecek miyiz? Ölen çocuklara mı yanalım? Cahil halkın din duygularını sömürüp, hiçbir üretim yapmadan, dayanaksız, kanunsuz, işlerine geldiği gibi davranıp kendilerine tatlı kazanç kapıları açan ve bu işi ülke genelinde tehlikeli boyutlara ulaştıran fırsatçılara mı kızalım? Yoksa oy avcısı siyasetçilerin böyle cinayetlere göz yummalarına mı kahrolalım?

Yazının tamamını okuyun »

Şeriatın kestiği parmak acır


Zelin Artuğ

Özellikle de sekiz yaşında bir çocuksa, şeriatın kestiği parmak acır!

Çocukları çok severim.

Hayvanları da… İlim adına bile olsa, hayvanları denek olarak kullananları bağışlamak gelmiyor içimden. Ne gerek vardı Ayşe hocamızın bizi kürsünün etrafına toplayıp, operatör gibi canım kurbağayı kesip biçmesine! Ne oldu sanki? Ayşe hocamız brifing mi vermiş oldu bilim dünyasının astlarına? Ya bizler? Ameliyathane asistanları gibi pür dikkat gözümüzü kurbağanın kesik bacağına, koluna dikmiş, sanki bu sahneyi iyi algılayamazsak bilim dünyası tarihten silinecekmiş de bu yükü taşıyamayacakmışız gibi ne işimiz vardı orada! Neden içimizden biri çıkıp da “Hocam, yazık oluyor kurbağaya, en iyisi siz bize eğrelti otunun yararlarını anlatmaya devam edin!” diyemedi ki? Nasıl deriz? Nasıl itiraz ederiz Ayşe hocaya? Çocukluk işte… Şimdi olsa, kahramanca bir atakla kurbağayı kurtarırdım o deney masasından. Salıverirdim eğrelti otlarının arasına. Eğrelti otunun hiçbir yararı kalmamış aklımda. Oysa Ayşe hoca o kadar da anlattıydı. Hiç değilse, bugün eğrelti otu azizleşirdi gözümde. Kurbağanın kurbağa cerrahı Ayşe hocadan saklanması için elzem bir ot olurdu.

Yazının tamamını okuyun »

Birileri emeğin asabını bozuyor


Zelin Artuğ

Emekçiyi adam yerine koyan mı var zaten? Köle işte o! Platon’un öğrencisi Aristo’nun bir sözü kalmış belleğimde. “Kölelerinize, kadınlarınıza ve hayvanlarınıza iyi davranın!” diye öğüt veriyordu. Bu sözü duyduğumda çok gençtim ve “İlkel!” diye tepki vermiştim. Kölelik kaldırılsın, diyeceğine kölelerinize iyi davranın, dediği için. Şimdi bu sözler hiç de şaşırtıcı gelmiyor bana. Tam da bugüne uyarlanabilecek sözler. Doğru söze ne denir ki! Köle, kadın ve evcil hayvan… Tarih boyunca, bu üçüne; köleye, kadına ve hayvana el kaldıran her kimse, zorbadır! Demek ki bu üçüne nasıl kötü davranılıyormuş ki Aristo, böyle bir öğüt verme gereği duymuş.

Yazının tamamını okuyun »

Çağdışı güvenlik sistemleri


Zelin Artuğ

Büyümenin yavaşlamasından bu yana, yani 70’li yılların ortalarından beri, özellikle de taşeron şirketlerin büyük patronları, çıkar sağlamak için eski makineler iş görmeye devam ettikçe yeni makinelere yatırım yapmaktan olabildiğince kaçınıyorlar. Kuşkusuz bu durum, çok eskiden kalmış bu makineleri kullananların çalışma koşullarını oldukça zorlaştırmaktadır. Geçici işçilerden Alain, XX. Yüzyılın sonlarında bir atölyede güvenlik sistemlerinin nasıl müzelik olduğunu anlatıyor bize:

“Benim ilk işim, bir ilaç endüstrisi fabrikasındaydı. Ürünlerin ambalajlanması işinde çalışıyordum. Kartonları doldurmaktı işimiz. Bu iş için birçok insanın çalıştığı çok hızlı bir çalışma ağı vardı. Başlangıçta işin ağır olmadığını düşünüyorduk, ama bir günde binlerce kartonun elden geçmesi gerektiğini düşünürsek, tonlarca ağırlığında bir iş çıkıyordu karşımıza.

 

Yazının tamamını okuyun »