Anasayfa Anasayfa

Yeni ölüm tarifleri


Zelin Artuğ

Herkese ayak uydurmak için var olanlar, bir yerlerde “doğru” yapıyor demektir. Çünkü sistemin kuralı budur. Sistemi karşılarına almak istemeyenler böyle yapar. Böyle biri, her koşulda yüzünde yeni bir tarifle dolaşır.

Yağmurda ıslanarak yürümek, anılarını bir çıkmaz sokakta bırakmak, tanımlanamayacak kadar derin acıları olmak, yapılan haksızlıklara birilerini tanık göstermek, birilerinden bir takım davranışları hiç ummamak, kalbi tutmak, tansiyonu yükselmek, dersini almak, söylenenlere bir daha inanmamak, midesi kaldırmamak, hep haksızlığa uğrayan olmak, dostlarını kendi sıkıntılarıyla üzmek ve bunun için bağışlanma dilemek, canına okunmak… Daha yüzlercesi!

Her gün, her yeni koşulda yeni bir ölüm tarifi… Bir kapı kapanmadan öteki kapı açılır. Her yeni kapı açılmasında bir önceki kapının ardında kalan yaşam öldürülür. Çünkü kapitalizm öldürür. İnsanı da, alışkanlıkları da, birlikte yaşamı da… Kapitalizm, komün yaşama karşıdır. Benmerkezcidir. Bölüşmeci değil, bölünmecidir. Çok kişi bir arada barınamaz, tartışamaz, anlaşamaz. Hatta kavga bile edemez. Mutlaka önce ikiye, sonra yine ikiye ve sonunda yine iki kişiye bölünmek zorundadır. Son ikili de bir tür komün olduğu için, kapitalizm buna da izin vermez. Son iki kişi de ikiye bölününce, tekil insana kadar bölünmüş olur toplum.

Tekil insan, sistemi karşısına almak istemiyorsa, yüzünde yeni ölüm tarifleri ile dolaşmaya başlar. Kendine benzemeyen insan karşısında takındığı bir önceki halini, her kendine benzemeyen insan karşısında tekrar tekrar öldürür…

Aynı şekilde, her öldürmenin ardından, yeni konumuna uygun yeni insan tarifleri yapıştırır suratına.

İnsan türü birbirine çok az benzediği için, bir gruplandırmaya, sonunda bir sınıflandırmaya gidilir. Sarıları, karaları, kızılları, beyazları bir araya toplayalım da biraz benzerlik olsun bari aramızda, denir.

Arkası gelir bu ayrımcılığın. Varsıllarla yoksullar, bilginlerle cahiller, akıllılarla aptallar, iyilerle kötüler, güzellerle çirkinler, güçlülerle zayıflar… Bu karşıtlık listesi uzar gider.

Hayvanlarda yok böyle bir ayrım. İnsanların kuaföre götürüp, giydirip süsledikleri, kurdeleler taktıkları köpekleri, kedileri saymazsak, hayvanlar oldukça eşit varlıklar. Tabi, polis köpekleriyle cankurtaran köpeklerini insanların şartlandırmayla eğittiklerini unutmamalı.

Kapitalizmin kıskıvrak esir aldığı insan, hangi yüzünün haklı çıktığının derdine düşer çoğu zaman. Tek kişilik körebe oyunları sürer insanlar arasında. Yiten de arayan da, gizlenen de aynı kişi! Giderek direnci kırılır, birey olmanın yerini bireysellik alır ve gerçeği yalnızlığında arar insan.

Doğal ki bulamaz.

Hiç yaşanmamış duygulara çok aşınmış, aşındırılmış adlar konur. Hani hayatı boyunca hep korkmuş, korkutulmuş insanlar yeni doğan çocuklarına “Kahraman, Yiğit, Cenk, Mert” gibi adlar koymak isterler ya, aynen böyle işte. Yüreği buz tutmuş insanlar yazar en coşkulu aşk şiirlerini!

Aşk uluorta söylenmez ki! Zaten aşk söylenmez ki!  Aşkın gözü kör, kulağı sağırdır, en çok da dilsizdir aşk!

Aşk ölümsüzdür. Soyut olan her şey gibi… Kapitalizm aşkı da metalaştırır, ele ayağa, dile düşürür. Hiç yaşanmamış aşkları önlerine katıp koyun gibi güder sözcükler! Oysa aşk hiç bitmez. Aşkın yarası, aşkın öteki yarısı ile sarılır, sarmalanır… Aşk ne sağalır, ne de azalır! “Bu aşk bitti!” söylemleri, içinde barındırdığı bütün kavramların içini boşaltan, bütün kavramları tüketen kapitalizme aittir.

Ruhsal yıkımlarla sonuçlanan iki kişilik tutku aşk değil, bir tür faşizmdir. Bir tür iktidar savaşı da denebilir buna. Bitmez tükenmez kavgalar ya da terk edişlerle cezalandırmalar, faşizmin alt basamaklarından değil de nedir?

Dünyayı kendisinin döndürdüğünü sanacak kadar bencilleştiriyorsa aşk insanı, bu da kapitalist sistemin aşk yemli tuzaklarından biri olsa gerek.

Yeni ölüm tarifleri okunur “bitmiş aşklar” yaşayanların gözlerinde. Kıvılcım saçan bakışlar donuklaşmış, ürkek, incinmiş bakışlara dönüşmüştür. Biten duygunun bir “bitmiş aşk” olduğunu söyleyip, aşkı yeniden tarife kalkışır dudaklar. Biten aşk değildir oysa. Aşk hiç var olmamış, çok uzaklardan izlemiştir olup biteni. Biten, yalnızca arzulardır.

Aşk bitmez. Dostlukların da bitmediği gibi…

“Dostlar” arasında biten de dostluk değil, yalnızca kapitalizmin yaptırımı olan çıkarlardır. Burada tırnak içine alınan sözcük, dostluk postuna bürünmüş binlerce yanılsamadan biridir. Bir dostluğun bittiğini söyleyen her kimse yalan söyler. öyle bir dostluk hiç olmamıştır aslında. En azından, kendi kişisel çıkarı için yüze gülen taraf, işi biter bitmez sudan bir sebeple yüzündeki maskeyi düşürüverir. Böylece dost denen kişinin kafadaki görüntüsü öldürülmüş, yerine yeni bir tarif getirilmiştir.

Yanılmaların ardı arkası kesilmez kapitalizmde. “Yanılmışım” sözü sıkça duyulur. Her yanılma, yeni bir ölüm tarifidir. Arapça kökenli sözcükler yerine Türkçe sözcükler kullanmaya çalıştığım halde, “tarif” yerine “tanım” sözcüğünü kullanmak istemedim baştan beri. Tarifin kendisi yanılmaya, yanıltmaya açık bir sözcük. Bazen biri size yol tarif eder, deniz kıyısı yerine kendinizi tünel girişinde bulursunuz, ya da ormanda.

Oysa tanım, daha ayakları yere basan bir sözcük. “Yeni ölüm tarifleri” ise, sıkça değişime açık davranışlar oluyor.

Kapitalizm, suçları yüklenmeye yanaşmaz. Böylece gerçeğe ulaşmak başka baharlara kalır. Suç, bireyindir bu sistemde. Dünyaya sataşan bireydir. Dünya ise sütten çıkmış ak kaşık! Dünya, kapitalist sistemin giydiği bir palto! Kolları eprimiş, eski mi eski, rengi solmuş, yırtık pırtık bir palto… Ama bu eskimişliği de kitabına uydurur kapitalist. Yırtık pırtık blucinlerle yetinmez, bir de bu mallara uygun yırtık pırtık edebiyatla, sanatla alakası olmayan zırvalar üretir, ortalık megaloman çöplüğüne döner ve kaşla göz arasında yoksulluğun gerçek anlamına yeni bir ölüm tarifi yapıp, yoksulluğu yeni tarifiyle pazara sürer.

“Dünyaya sataşan birey” yeni yöntemler bulur bu yeni ölüm tarifleri içinde. Sataştığı dünyayı kanatamayınca, yalnızlığını kanatır, yalnızlığını ağrıtır, kendi yalnızlığı içinde bulduğu yeni ölüm tariflerinde. Birey, sistemle böyle bütünleşir, birbirinden böyle beslenir yaşadıkça. Giderek, bireyin gözünde dünya azılı bir düşmana dönüşür. Dünya bireye, birey de dünyaya diş geçirme yarışına girer. Bu arada hep biraz daha fazla pay kapmak adına, bireyler birbirlerine de diş geçirmekten hiç geri kalmazlar. Birey, kapitalizmin kan emicisine, yeryüzü ise bir yap-boz tahtasına dönüşmüştür. Her kafadan ayrı bir ses çıktığı için bir türlü parçaları bir araya getirilemeyen dev bir puzzle…

İnsan, başka yüreklerde akan kanı kendi yüreğinde hissetmeli. Karanlığı çağrıştıran her şeye, eski ya da yeni bütün ölüm tariflerine sırtını dönüp, yüreğinin ve beyninin zincirlerinden başlamalı çözmeye. İnsana zarar veren tüm sınırları kaldırmalı. Yeni insana ulaşmalı.

Zelin Artuğ (Ülkü Öztürk Göçmen)

72 okunma
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (7 oy, ortalama: 5,00 / 5)
Loading ... Loading ...

Yorum yapma kapalı.