Anasayfa Anasayfa

Afrika Güncesi – Etiyopya Yolcusu -1


Oğuz Serdar Öztürk

Mart 2009

“Hayatımda ilk kez 23 yıl sonra işsiz kaldım. Tüm çalışma hayatım boyunca pratik, sonuç odaklı ve üretken olmaya gayret ettim. Ama hayatım boyunca da şikâyet etmekten geri kalmadım. Bu da benim nazar boncuğum olsun.

İş hayatıma, abimin arkadaşı olan ATE’nin açtığı kısmet kapısı sayesinde başladım. Hani eskiden kurmalı arabalar vardı, kurardın makarasından, bırakırdın, bir yerlere giderdi. İşte ben de ATE tarafından kurulup, bırakıldım ve 23 yıl boyunca bir yerlere gittim. Uğradığım yerlerde bazen çok eğlenceli molalar verdim, bazen küçük hasarlı kazalar yaptım. Ama pert olmadım çok şükür.

Evet, ATE 2006 yılında 3 yolcuyla devam ettiğimiz kurmalı arabayla oynamaktan vazgeçti. Gitmemiz lazımdı, ortada kalırsak herkes bir tekme vururdu sonra. Kuvvetli siren seslerinden sonra bu kez abimin bir başka arkadaşı olan HG çıktı sahneye. Ama rota bu kez farklı bir dünya idi: ETHIOPIA.

Benden beklentiler vardı, duyarsız kalamazdım. İstemeye istemeye de olsa “yes” dedim. Yes” ten başka doğru dürüst bir şey bilmememe rağmen. Evet, çünkü yabancı dil gerekliydi bu görev için.

Fakat o da ne? Tam bavulumu kapatmışken, bedelini tahmin edemediğim kadar hak borcum olan çok sevdiğim babam bir anda sessizce gitti, haber bile vermeden. Benim “gitme baba, biraz daha kal” deme şansım olamadı bile, her ne kadar onun da gitme/gitmeme konusunda tek yetkili olmadığını bilsem de… Acaba bana ve diğer sevdiklerine küs mü gitmişti? Bilmem, ama belki bizim vermeyi akıl edemediğimiz küçücük bir hediye paketini yanında götürebilirdi pekâlâ: Şefkat. Çok gördük onu ona. Param yoktu desem, bedavaydı. Kim ne derse desin, bir şeyler yaşandı ve bitti, ne söylenecek ne de yapılacak bir şey kaldı artık. Işıklar içinde yatsın. Adam gibi adamdı. Ama alacaklı gitti bu dünyadan.

Etiyopya gerçeği

15.03.2009 günü içim hem buruktu, hem umutlanmıştım, hem de küçük bir heyecan vardı içimde. Yani hissettiklerim ne müspet, ne de menfi idi. Oğlum ve eşimle beraber, bir süre ara vereceğimiz kahvaltı birlikteliğini gerçekleştirdik. Normal bir günmüş gibiydi. Duygularım henüz yoğunlaşmamıştı daha. Afyon yutmuş gibi kim ne derse onu yapmaya hazırdım.

Saatler 18.00 e geldiğinde anca anladım neler olduğunu. Evet, yola çıkma vakti gelmişti ve bazı şeyler gerçekten gerçekti. Bavullarım bagaja konuldu, Tomam’ın baba evinden ayrılırken beni şoför koltuğuna değil de, co-pilot koltuğuna oturttular. Çok sevdiğim arabamı kullanamayacaktım. Neyse, ona da eyvallah dedik.

Yolda ilerlerken, önce annem, peşinden ablam aradı, bana son son “güle güle” demek için. İşte bu sahiplenmeler de boğazımın düğümünü bir kat daha artırdı. Yahu sanki ölüme gidiyordum. Bu ne yaa, alt tarafı yurt dışına para kazanmaya gidiyorum. Ama gel de anlat bana işte.

Artık,”yol bitmesin” dilekleri içimi inletiyordu. Hani iğne olursun da acısı sonra çıkar ya, işte öyle bir şey. İçim zehir gibi yanmaya başlamıştı artık. Fakat maalesef Atatürk Havalimanı’na gelmek zorunda kaldık. Bazı prosedürler vardı yolculuk için, salak salak sağa sola koşturarak onları hallettim. Ve bir masa etrafında ben, toma, kokan aga, memiş ve gelin 5’lisi toplanıp, saatin gelmesini bekledik.

Aslında içimden hep bir olağandışı olay olsa da havalimanını boşaltmak zorunluluğu doğsa dedim ama maalesef saat 20.00 olduğunda her şey bitmişti. İşte en zor dakikalar başlıyordu. Ben, 2 numaralı kapıya doğru ilerleyip, pasaportuma damga vurulup güvenlikten geçinceye kadar bir umut taşıyordum içimde ama maalesef yine bir aksaklık olmadı.

Evet, dönülmez akşamın ufkundayım, vakit çok geç, dedi boğuk düşüncelerim. Vedalaşmanın bile hakkını verememiştim. Şöyle doya doya sarılamadım sevdiklerime. Çünkü en ufak bir zaafta bavullar geri istenecekti alan yönetiminden. Ama tükürüğümü yutamıyorum, ne yapacam ben? Hele arkamdan öyle bir bakışları vardı ki, hakikaten idama gidiyorum sandım. Özellikle de kokanımın boynunu büküp, bir eliyle de gözlerini saklayan hali… Birden düşüncelerim caniliğe dönüşmeye başladı: Geri dönüp eski patronumu öldürmek…

O uçağa biniyorum artık. Neden bana, “beyefendi kusura bakmayın binemezsiniz, tipiniz çok bozuk” falan demiyorlar? “Acaba birine saldırıp kendimi uçaktan attırsam mı? Ya da elimdeki PC çantasını gösterip, ”bu uçak benim kontrolüm altında, kımıldayan olursa patlatırım” mı desem? Iııh, olacak iş mi şimdi bu? Kimse seni zorlamıyor, sadece hedeflerini gerçekleştirmek istiyorsun ve buna mecbursun. Topla kendini” demek, çok fazla zamanımı almadı.

Türkiye, şimdilik kuzeyde kaldı.”

Oğuz Serdar Öztürk

74 okunma
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (6 oy, ortalama: 5,00 / 5)
Loading ... Loading ...

Yorum yapma kapalı.