Anasayfa Anasayfa

Aşk gemisi


Zelin Artuğ

Elimde Fransızca yazılmış bir kitap var. Bir süredir kitabı okuyor, fırsat buldukça da Türkçeleştirdiğim bazı metinleri not alıyorum. Kitaptaki bir bölüm, beni alıp çok uzaklara, geçmiş yıllarda TV’de gördüğüm Amerikan yapımı bir dizi filme götürdü. “Aşk Gemisi” adlı diziye…

Masmavi, durgun sularda bütün heybetiyle yol alan bir gemiydi bu. Yolcuların hepsi birbirinden şık, birbirinden şen şakraktı. Geminin üst düzey çalışanları da öyle… Pırıl pırıl, bembeyaz denizci giysilerinin içinde çevrelerine ışık saçarlardı.

Gemi restoranında, şık giysileriyle el ele, göz göze yemek yiyen âşıklar bazen birbirlerinden izin ister; bayanlar, geminin lavabosuna makyaj tazelemeye, erkekler kravatlarını düzeltmeye giderlerdi. Bu soylu insanlar nedense hiç tuvalete girmez, aynanın karşısına geçip üstlerini başlarını düzeltir, çantalarından çıkardıkları pudrayı, ya da allığı yanaklarında tozutturup, çarçabuk masalarına dönerlerdi. Bu yüzden de o tuvaletlerin kimler tarafından nasıl temizlendiği ve nereye boşaltıldığı kimsenin aklına gelmezdi.

Kitabın okuduğum sayfasında, bu sorunun yanıtına rastlıyorum. Meğer hiç de kolay olmuyormuş o işler. Hayat, bize dizi filmlerle yutturdukları kadar tozpembe değilmiş! Bakın, Arlette Laguiller’in “Proleterlerin Sözleri” kitabında bu konu nasıl anlatılıyor:

On beş yıldır, gemilerdeki temizlik işlerini üstlenen bir şirkette çalışan otuz beş yaşındaki Bernard anlatıyor:

“ Bizim işimiz, safra depolarını, petrol gemilerinin mazot teknelerini, gemi kazanlarını, “dışkı kasalarını”, yani bir geminin tuvalet atıklarının boşaltıldığı kocaman konteynerleri temizlemektir.

Bizler, güvenlik nedeniyle, genelde iki ya da daha fazla kişi bir arada çalışırız.

“Dışkı kasaları” ilkin açık denizlerde boşaltılır; bize de bu kasaları temizlemek kalır. Bunlar zehirli gazlar içerirler. Bir yangın hortumuyla su püskürterek ilkin bu zehirli gazlar dışarı atılır. Ayrıca kalıntılar da pompayla boşaltılır. Sonra içimizden biri, su geçirmez muşamba ve botlarla, maskeyle aşağıya iner. Çamur kalıntısı diye adlandırdığımız şeyi (ne yazık ki geride kalan şey çamur değildir) kürekle kazıyıp bir kovaya doldurur. Kovayı dışarıda kalan bir başka işçiye aktarır; o da kalıntıyı bir fıçıya boşaltır.

Kasaların büyüklüğü gemisine göre değişir. Yaklaşık olarak 2, 5 metre yüksekliğinde, 10 metre uzunluğunda ve 3 metre genişliğinde konteynerlerdir bunlar. İç yüzeye yapışmış olan pislikleri yangın hortumundan tazyikli su püskürterek yıkamak sonra da pompayla çekmek gerekir. Daha sonra kurumuş ve yapışmış olan tüm kalıntılar, bir hortumun ucuna takılmış, küreğin yarısı kadar büyüklükte bir “kazıyıcı” ile kazınır.

Yüzde bir maske, kafada bir paçavra vardır çalışırken. Muşambalar iş bitiminde fıçılara atılır.

Petrol ürünlerinin yer aldığı depolara gelince,  bir “kimyager” kontrol etmeden önce kimse buralara giremez. Kimyager, patlama riski olan bir gaz bulunup bulunmadığını test eder. Eğer içerde böyle bir gaz bulunduğu anlaşılırsa depoya hava gönderen, gazı dışarıya püskürten bir havalandırma düzeneği yerleştirmek gerekir.

Petrol gemilerinin makinelerinin gereksinimini sağlayan mazot ve gaz yağı stoklarının bulunduğu depoların 200 ila 300 m³ ve yaklaşık olarak bir feribotta ya da büyük bir kargo gemisinde de 20 ila 30 m³ arasında değişen bir kapasitesi vardır.

 

Mazot depolarına ilkönce yağ lekelerini çıkaran bir ürün boşaltılır. Sonra depolar suyla durulanır. Daha sonra ekip, her ambar için kartuşları değiştirilen bir gaz maskesiyle aşağıya iner. Dışkı kasalarında olduğu gibi, kalan balçık kürekle temizlenir, yukarıda kalan bir arkadaş tarafından, makara yardımıyla kaldırılan bir kovaya boşaltılır. “Çatlak” varsa daha kusursuz temizlemek zorundasınızdır. Örneğin su deposunun yanında bir mazot deposu varsa ve bu iki depoyu birbirinden ayıran duvarda bir çatlak varsa, suyun mazota karışma tehlikesi vardır. Böylesi durumlarda mutlaka müdahale etmek, gazı boşaltmak, sonra da kazancıların ve kaynakçıların tamir edebilmeleri için iyice temizlemek gerekir.

Böylece kovaya bir feribot için 200 litrelik 10 ila 15 fıçı kadar atık doldurulur. Petrol gemilerine petrol nakliyatı için yapılmış tekneler çok daha büyüktür. Her yüklemede temizlenmez bunlar, yalnızca bir sorun olduğunda gidip orada çalışmak gerekir. Ne var ki her seferden sonra ağır balçıklar dibe çöker, bu defa da temizlemesi başa bela olur. Kürekle ve kovayla kaldırdığımız “yük” bize kök söktürür. Dayama merdiveniyle aşağıya ineriz. Yirmi otuz metre aşağıda buluruz kendimizi. Bir parmaklık ve sahanlıklar vardır tabi, ama merdiven yağ içinde olduğundan, iş bittikten sonra yukarı çıkarken ayağımızdaki botlar da yağlı ve kaygan olur; çünkü mazota bulanmıştır botlarımız.

Havalandırma borularındaki ve kazan bacalarındaki kurum bir aspiratör yardımıyla kovalarla çekilir. Temizlemek için bacanın içine gireriz. Gözlük ve maske takarız, bir seyyar lambayla önümüzü aydınlatırız.

Yazın saclar güneşten ısınınca seyyar lambalar da ısınır. Terleyince de mazot yüzümüzü yakar. Biraz serinlemek için sacı ıslatmak zorunda kalırız.

Ekip şefim de dâhil olmak üzere on beş kişiyiz ve gündüz çalışırız. Yani eğer iş varsa saat sabahın yedisinde iş başı yaparız. İş yoksa çalışmadığımıza dair imza veririz.

Normal iş günü sabah 7.30’da başlar, 17.30’da sona erer; öğle yemeği için iki saatlik bir mola vardır. Çoğunlukla fazla mesai yapıp geceleri de çalışırım; özellikle de saat 17’den 23’e kadar… Haftada dört gece mesai yapabiliriz. Ayda iki üç kez cumartesileri de çalıştığımız olur.”

Bugünlük bu kadar yeter. Yarın erken kalkacağım. Seviyorum sabahları erken kalkmayı. Yarın da evde kahvaltı yapacağız. Deniz kıyısında çıtır çıtır bir simit ve çayla yapılan bir kahvaltıyı özlemişim. Kahvaltımızı bir kuşla ya da kediyle paylaşmak ne güzeldi.

Her şeye karşın, yaşamak, nefes alabilmek güzel şey.

Arlette LAGUILLER, Paroles de Prolétaires, Plon, 1999

ISBN : 2-259-18986-5

Çeviri: Zelin Artuğ (Ülkü Öztürk Göçmen)

49 okunma
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (5 oy, ortalama: 5,00 / 5)
Loading ... Loading ...

Yorum yapma kapalı.