Anasayfa Anasayfa

Öcü diye bir şey yoktu hani?


Zelin Artuğ

Çocukken öcülerden çok korkardım. Öcü nasıl bir şeydi, canlı mıydı cansız mı bilemezdim. Nasıl bir kötülük yapardı çocuklara? Yer miydi onları? Döver miydi? Öldürür müydü? Kaçırıp keser miydi? Bilmiyorum. Belki de tutup kolundan, sürüye sürüye karanlıklar ülkesine götürürdü. Bir dolu öcünün bulunduğu yere! Gözümün önünde canlandırdığım bir öcü imajı vardı. Uzun, bol giysili bir yaratık. Ardımdan koştukça etekleri uçuşan… Yüzü nasıldı peki? Yüzü olmazdı öcünün. Öcüler yüzsüz olurdu. Çocukları korkutan bir “şey” hangi yüzle bakabilir ki insanların suratına. Tabi ki yüzsüz olacak. Yüzsüz olunca da kötülük üstüne kötülük yapacak.

 

Yıllar sonra bütün kötülerin aynı zamanda da yüzsüz olduklarını öğreniyordum. Yüzsüzlerdi ama kalın bir kafaları vardı. Bol giysilerinin kumaşından bir kumaşla örtülüydü yüzleri. Bu öcüleri birileri uzaktan kumanda ile idare ediyor olmalıydı. Çünkü korkutmak için çocukların peşlerinden koşarken, hiç göremedikleri halde ayakları takılıp düşmüyorlardı bunlar. Kesinlikle birileri uzaktan kumanda ediyordu bunlara.

Büyüdüm. Unuttum öcüleri. Artık pek uğramıyorlardı yanıma. Uğrasalar da yüz vermiyordum bu yüzsüzlere, sessizce kayboluyorlardı ortadan.

Derken, bir gün… Internet sayfalarında bir öcüye rastladım. Tam da çocukken beni kovalayan öcülerden biri gibi giyinmişti. Elimde olmadan ürperdim. Nereden çıkmıştı bu musibet şimdi karşıma! Hani öcü diye bir şey yoktu? Hani öcü masalları çok gerilerde kalmıştı? Hani yalnızca çocukları korkutmak için anlatılırdı öcü masalları?

Söylesenize… Hani öcü diye bir şey yoktu?

Kurban bayramı kapıda. Kurbanlar da hayvanlar, insanlar…  Oluk gibi kan akacak yine. Birileri doğumuna, ayağa kalkıp dikilmesine, yürümesine tanık olduğu, canı gibi sevdiği hayvanını üç beş kuruşa satıp, çoluk çocuğunun rızkıyla cebi az da olsa dolu, gözü yaşlı, yüreği bomboş evine dönerken; aracılar üçe alıp beşe satmanın tatlı kârıyla mest olacaklar. Birileri de kurban kesmenin ayrıcalığıyla şişinip gezinecekler, ortalık bıçakçılarla, satırcılarla kaynayacak. Hayvanlar, canlarım benim… Bağıra bağıra can verecekler.

Otobüsler çat kapı gelen misafirden, gün boyu kapıyı döven ‘apaçi’lerden kaçmak için yollara dökülenlerle dolup taşacak. Uzak yollara gidenler bavullarıyla, çocuk arabalarıyla, denkleriyle terminalleri dolduracak.

Trafik canavarları da çıkacak yollara. Hani şu yaptığı hız yüzünden saçları sağa yatmış, kaşları V biçiminde, gözleri yuvalarından fırlamış, sivri üst dişleri mağara gibi ağzının içine floresanlı lambalar gibi sıralanmış, sımsıkı direksiyona yapışmış, yasak işaretinden dışarı çıkmış şekilsiz şekil var ya, işte o canavar!

Trafik canavarlarıyla trafik öcülerini birlikte göreceğiz yollarda. Kapitalizmin hizmetindeki canavarlar, kurban etiyle ve rakıyla ocak başı sefası yapacak, midelerindekileri eritmek için yollara dökülecekler… Şeriatın hizmetinde olan trafik öcüleri de öcülüklerinden geleni artlarına komayacaklar.

Son yıllarda art arda gelen krizlere karşın, iyice zenginleşti bu öcüler. Hepsinin altında son model bir araba! Eskiden eşkıyalar yol kıyısında pusuya yatıp, yol kesermiş. Şimdi eşkıyalar yolda; soyulup soğana çevrilenler yol kıyısında, kabak gibi açıkta! Herkesin aklında şu soru: “Emekçiler yıllardır krizde. Ne yapmalı?” Kolayı var.  El ele verip, barikatlar oluşturmalı yollarda… Adam gibi yolunda gidenlere yolu açmalı, öcülerin yolunu kesmeli… “Nereden buldun?” diye sormalı. Yıllardır oynanan bu rezil oyunun, bu maskeli balonun bütün maskelerini indirmeli ki gelecek kuşaklar, öcü diye bir şey tanımasınlar.

Bu öcülerden ikisini bir lokantada spagetti yerken izlemiştim bir videoda. Artık çocuk olmadığımdan, tiksinerek de olsa bakabilmiştim bu işin sırrını çözmek için. Spagettiyi çatalına takıyor, çatalını kafasının üstüne kaldırıyor, öteki eliyle öcü örtüsünü bir tel spagetti geçecek kadar aralayıp, çataldakini örtünün içine yolluyordu. Sonra da şöyle bir sallıyordu öcü örtüsünü, makarna adresini bulsun diye. Öteki öcü de daha deneyimli olanı taklit ediyordu.

Bu arada “öcü” sözcüğünün tanımını aradım ve birçok tanım buldum. En çok hoşuma gideni bu sayfada okurumla paylaşmak istiyorum: “Ben altı yaşımdayken annemle babamın, ‘bak biz ne kadar bilinçli ebeveynleriz, seni hiç öcü ile korkutmadık!’ demesi üzerine bir anda hayatıma girmiş korku ögesi. Onca yıl beklemişsiniz, biraz daha bekleyin değil mi? O dakikadan sonra “öcü” hayatıma girmiş ve sayılı gecemi zehir etmiştir.”

İtiraf ediyorum, korkuyorum ben öcülerden. Hey! Öcü, öyle korkunçsun ki tırsıyorum ben senden. Ama yine de…

Bizler son sözümüzü söylemedik daha!

Zelin Artuğ (Ülkü Öztürk Göçmen)

42 okunma
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (6 oy, ortalama: 5,00 / 5)
Loading ... Loading ...

Yorum yapma kapalı.