Anasayfa Anasayfa

Balmumu


Zelin Artuğ

Artık deniz kıyısında değil evimiz. Bozkırda… Meyvecilik Şubesi iken lojmana çevrilmiş bir yapının ikinci ve en üst katında oturuyoruz. Tavan arasında güvercinler var. Elli, yüz, belki daha fazla… Sabahları güvercinlerin kuğurdamasıyla erkenden uyanıp arkadaki küçük balkona çıkıyorum. Manzara, deniz kıyısındaki evi aratmıyor. Uçsuz bucaksız buğday tarlaları… Yazın, sapsarı ekinler, poyrazda deniz gibi dalgalanıyor. Sapsarı bir deniz var sanki ufka doğru.

Sabah serinliği içimi ürpertiyor. Güneş, arka tarafta. Balkon gölge. Balkon demirine sımsıkı tutunuyorum. Saçlarım uçuşup dağılıyor rüzgârda. Arkamda ayak sesi… Mutlaka babamdır. O kalkar böyle erkenden. Elinde benim şu ünlü çizgili yeleğim… Yeleğimi giydiriyor. Ufukta bütün heybetiyle Hasan Dağı… Eskiden faaliyette olan bir yanardağmış. Sönmüş sonra. Sanki kocaman bir dev gelmiş, tıpkı bir elmayı ısırır gibi “hart!” diye ısırmış dağın tepesini. Öyle oyuk işte tepesi. Konuşuyoruz babamla:

-Ne zaman uyandın sen?

-Çoktan!

-Yelek de giymemişsin, üşümüşsündür.

Uzaklara bakıyorum. Koyunların çıngırak sesleri geliyor kulağıma.  Ama koyun falan yok ortada.  Ağılın arka tarafında otlanıyor olmalılar. Ağılın yakınındaki sazlıktan bir yaban ördeği sürüsü havalanıyor.

Akşam…

Babam yere bir örtü sermiş. Neler yok ki örtünün üstünde. Takım çantası, boş çerçeveler, küçük bir ispirto ocağı, “biz” denen delici alet, rulet…

En büyük zevklerimden biri de babam petekleri çerçevelere takarken onu izlemek.. Somyaya yüzükoyun uzanmış, izliyorum.

Önce çerçevenin iki küçük kenarına karşılıklı delikler açıyor “biz”le. Bir pense yardımıyla makaraya sarılı teli deliklerden geçirip geriyor, telin boşta kalan ucunu sabitliyor. Bundan sonrasını izlemek çok eğlenceli.. Metal bir levhanın üzerine çerçeveyi yerleştiriyor. Satın almış olduğu paketten bir plaka hazır petek çıkarıyor, peteği kırmadan, özenle çerçevenin üzerine yerleştiriyor. Sıra, peteği çerçeveye sabitlemeye geliyor. Küçük ispirto ocağını yakıyor, ruleti ocakta ısıtıyor, dikkatle ve sağa sola kaydırmadan telin üzerinde çeviriyor. Ruletin sıcaklığıyla eriyen balmumu petek, odanın içine hoş bir koku yayarak tele yapışıyor. Bu şekilde birçok petekli çerçeve hazırlıyor.

Bütün boş zamanlarını fenni arıcılık yaparak geçiriyor. Bunu Köy Enstitülü bir öğretmenden, İzzet Amca’dan öğrenmiş. İzzet Amca, pantolonuyla gömleğini hep aynı kumaştan diktirdiği için, aklımda hep üniformalı biri gibi kalmış.. Belki de aynı renk demek daha uygun olur.. Bize uğradığında bir fincan Türk kahvesi içmeden gitmez; kahveyi dökmeden benim getirmemi ister kendisine. Ayak boyunda adımlar atarak, gözüm fincanda, olabildiğince yavaş götürürken, muhtemelen soğuturum da.. Yine de fincanı alır elimden ve dökmeden getirdiğim için alkışlar beni. Alkışlanınca utanır, saklanırım babamın arkasına.

Çoğu kez arılarla ilgili söyleşirler. Arılar bitince de ayılar muhabbeti başlar. Ayılar muhtemelen sevmedikleri politikacılardır.

Kovanlar boyanırken yağlı boya kokusu yayılır ortalığa.

Artan boyalarla da tahta sandalyeler, varsa masalar boyanır.

Çerçeveler kovanlara özenle yerleştirilir. Babam tel maske takar bu işlemler sırasında. Ben uzaktan izlerim. Arıları kızdırmamak gerek. Bir de körük faslı var ama onu unun ayrıntılarını unutmuşum. Herhalde kovandan bal alırken oluyordu bu duman verme işi.

Arıcılık, bildiğim kadarıyla çok masraflı ve emek isteyen bir iştir. Yine de bir tutkudur arıcılar için. Bazen masrafıyla, elde edilen kâr, kafa kafaya gelir, derlerdi.

Sigara kullanmazdı o. Balmumu kokardı eller

Balmumu kokusunu çok severim.

Zelin Artuğ (Ülkü Öztürk Göçmen)

53 okunma
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (6 oy, ortalama: 5,00 / 5)
Loading ... Loading ...

Yorum yapma kapalı.