Anasayfa Anasayfa

Kan damlıyor kalemimden


Zelin Artuğ

Bir gün Tanrıya sorarlar “yağmurları neden yarattın” diye. “Gökyüzü başka nasıl yıkanırdı ki?” der. Bu kez yıldızların niye yaratıldığını sorarlar. Tanrı, yanıtlar: “Geceyi aydınlatmak için. ” Bu sorular döner, dolaşır… “Peki, düşünen insanı neden yarattın”a gelir. Tanrı şöyle bir bakar soru soranlara…”Onu ben yaratmadım ki!” der.

Tanrının yarattığı her canlı, bir başka yaratılana zarar vermek üzere programlanmış. Tanrının yarattığı canlılardan adı insan olan, dünyanın son çivisini de çıkarmak üzere!

 

Düşünen insan! O, iyi ki kendi kendini yaratıyor, kendi kafasına göre yeniden kuruyor dünyayı.

Kötü duygular çok açıkta dolanıyor. Öfke, nefret, kin ve bütün diğer olumsuz tutkular, hırslar, dünyayı bir tek kendi mabadının etrafında dönüyor sananların frenleyemedikleri kıskançlıkları… Bu yüzden, işte sevgiye, saygıya çatıp durmalar! Bu hastalıklı tutkular, tasmasını koparmış, sağa sola saldıran köpekler gibi! Sahibinin kontrol edemediği, en çok da onun yüzünü kızartacak olan! Böylesi tasmasından kurtulmuş azgın ‘bir köpek’ sizi ısırırsa çok canınız yanar, ‘iki köpek’ ısırırsa avaz avaz bağırırsınız… Bir köpek sürüsünün saldırısına uğradığınızda ise sesiniz çıkmaz, olduğunuz yerde çakılır kalırsınız.

Dünün yük torbası sırtımızda, yarının yük listesini yukarıdan aşağıya okuyup ezberlemekten canımız çıkmış yürürken, bugünümüzü unutmaktayız sanki. Bir de insancıklardan örülmüş duvarlara çarparsak, kırılmadık yerimiz kalmaz…

Kapitalizmin yıllar içinde ördüğü insancıklardan duvarla hiçbir ‘utanç duvarı’ boy ölçüşemez! İşte o duvarı yıkmak çok zor! Kapitalizm, insanın topla tüfekle, anlaşmayla sözleşmeyle yıktığı bütün duvarların yerine insancıklardan duvarını örmüş. Hacıyatmaz gibiler… Eğilir, bükülür, ayağa kalkarlar yine. Pişkin pişkin sırıtırlar, suratına. Geçit vermezler, yarınlara!

Tanrı, geceyi aydınlatacak yıldızları yaratırken, gündüzü karartacak savaşlar yaratmaktan da hiç geri durmamış. Dünya savaşları, iç savaşlara, iç savaşlar bireysel savaşlara uzandı. Herkes, birbirinin kafasını gözünü yarma yarışına girmiş. Barıştan yana olanlar da nasibini alıyor bu çirkin savaştan.

Afşar Timuçin de kendini yaratan şairlerden, diye düşünürüm hep.

“Nicedir elimde gül dalıydı

Değişti değişti hançer oldu”

Dört bir yanı saran bozguna gül uzatmak yücelik olsa bile, kesin tutum almanın gerekliliğini vurguluyor bu dizeleriyle. Hançer, gülün yanında ne denli soğuk bir hava estirse de ilkeli olmanın erdemini simgeliyor. Kesin bir çizgisi olmanın…

Oysa omuzları üzerinde başkalarının kafalarıyla dolaşanlar daracık dünyalarına, dapdaracık bir borunun ucundan bakarlar. Gördükleri tek şey, daracık borunun öteki ucudur. Aynaya baktıklarında, gasp ettikleri başkalarının kafalarında, kendi yüzsüz suratlarını görür, başkalarının da aynı yüzsüz suratların, yüzlü halini görmelerini isterler.

Kötü duygular da kötü insanlar gibi açıkta dolaşıyor. Mutlaka bir kalıba gireceksin korunmak için. Yağmurda saçak altına sığınanlar gibi, kendine uygun saçak altları arayacaksın. Görünen budur. Es kaza yolunu şaşırır da “o mahalle”den geçecek olursan, yandın. Bütün saçak altları tutulmuş olduğundan sırılsıklam ıslanırsın da kendi mahallenin haberi bile olmaz! Hele de sen yaygaracı değilsen ve sağa sola SOS işareti vermiyorsan… “o mahalle”nin bütün yağmurları üzerine yağar, çamuru çirkefi ile…

Kendi mahallene döndüğünde vakit bir hayli geç olmuş, evlere girilmiş, perdeler sımsıkı kapatılmıştır. Saçlarından, yanaklarından yağmur suları süzülerek yürürsün bomboş sokaklarda. Uzaklarda köpek havlamaları… Ulumaları demek daha doğru olur bu saatlerde.

İçin ürperir. Her an kıyıdan köşeden çıkması olası garabet şekillere döner bütün gölgeler…

Artık kendi köşende, güvende olduğunu hissettiğin an gelmiştir. Güzel bir uyku iyi gelecektir sinirlerine…

Ne mümkün! Uykuya geçtiğin anda, kapkara karabasanlar çöker üzerine…

Bu kez kesinlikle kalkman gerek. Karabasansa karabasan! Kalkıp dolaşırsın evin içinde. Say ki vazoda bir gül var. Öyle hasret kalmışsın ki bir güzelliğe. Say ki uzanıp alıyorsun gülü, burnuna götürüp kokluyorsun. Pencerenin yanına gidiyorsun. Sabah olmak üzere. Ortalık alaca aydınlanmış. Seviniyorsun sabah olduğuna. Işığı seviyorsun sen. Karanlıklar sana göre değil.

Bir de tanrıya karşı gelmeyecektin! Seni istediği gibi, istediği kalıpta yaratacaktı. Tutturmayacaktın, ben kendi kendimi yaratırım diye. Tanrıyı da yaratan ERK sahipleri var ya… işte onlar izin vermez kolay kolay senin kendi kendini yaratmana! Bunu böylece bilesin!

Uzaklarda, çok uzaklarda bir kızıllık… Belli belirsiz seçiyorum kızıllığı. Birden elimde bir sızı duyuyorum. Kalem tutan elimin kanadığını fark ediyorum. Tam da kalemi kavradığım yerden kan damlıyor. Gülün dikeni mi battı acaba?

İlginç! Ne gül var elimde, ne hançer!

Herkesin evlerine çekilip, perdelerini sımsıkı kapattığı suskun bir günde vurulmuş olmalı elimdeki kalem.

Suçlular ise “kalabalıklar”a karışıp, izlerini kaybettirmişler.

Kan damlıyor kalemimden!

 

Zelin Artuğ (Ülkü Öztürk Göçmen)

 

55 okunma
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (7 oy, ortalama: 5,00 / 5)
Loading ... Loading ...

Yorum yapma kapalı.