Anasayfa Anasayfa

Biz daima buradayız!


Zelin Artuğ

Bunca yıl yaşadım, nice insan tanıdım, nice güzel dostluklar edindim.  Hepsi de yüreği güzel, aklı aydınlık, sevgideğer, sevgiyedeğer insanlar! Onlarla dostluğum ve kalem paydaşlığım daha nice uzun yıllar sürsün isterim.

Bu güzelliklerin yanı sıra, bir avuç da olsalar; bir düşünceyi, bir duyguyu paylaşmaktansa, ortalığı kavga meydanına çeviren, bunu yaparken de her türden ucuz ve demode silahı kullanmaktan kaçınmayan kişiler de gördüm, görmekteyim.

 

İlginçtir ama bu kişiler Türk… Türkçe… Vatan… Millet… Milliyet… sözlerini ağızlarından düşürmezlerken, Türkçeyi bile bile hor kullanmaktan, sanki Türkçe dili küfretmekten başka işe yaramayan bir dilmiş gibi davranmaktan kendilerini alamamaktalar! Bu arada her ne kadar kendimi dünya vatandaşı olarak görsem de, ülkesini seven, ülkesinin insanını seven, toplumcu, halkçı yurttaşları tenzih ederim. Sözüm, milliyetçilik kisvesi altında, kendinden olmayanlara düşmanca bakan, etrafına düşmanlık tohumu saçanlaradır!

Konuştuğu ve yazdığı dili eksiksiz bilsin isterim, insanlar. Buna karşın, konuşurken ya da yazarken, yeterli dil eğitimi alamamış, ya da o dilin inceliklerini öğrenme fırsatı ve ortamı bulamamışsa bir insan, onu dinlerken ya da okurken daha hoşgörülü olurum. Çünkü benim için önemli olan, nasıl anlatıldığı değil, ne anlatıldığıdır bu noktada.

Asıl kabullenemediğim; bilgi, görgü, zekâ, kişilik, karakter konularında mangalda kül bırakmaz ve her şeyin “en”i olduğunu iddia ederken, Türkçeyi, bile bile küfür dili olarak kullananların; konuşurken ve yazarken belden aşağı esprilerle dili olabildiğince laubaliliklerine alet edenlerin, ulu orta yazıp çizmeleridir!

Bu kişiler, yazı platformlarını futbol sahaları gibi mi kullanmaktalar acaba, diye düşünmekten de kendimi alamıyorum. Evde karısını, çoluk çocuğunu pataklayıp hırsını alamayan ve spor karşılaşması izlemek bahanesiyle kendini stadyumlardaki tribünlere atan, sesi kısılıncaya kadar hakeme ve karşı takım oyuncularına ana avrat küfreden, sonra da çoluk çocuğunun rızkından kesip doldurduğu silahının şarjörünü rasgele ortalığa boşaltan magandalara benzetiyorum bunları!

Gönül ister ki yazın dünyası bir çiçek bahçesi olsun. Ülke, ülkeler, dünya bir çiçek bahçesi olsun! İnsan insana saygı, sevgi göstersin,  gösterebilsin. Sevmek, içten gelen bir duygu olsun.

Kadınlar, çaresizliklerinin arkasına saklanarak “Kocamdır, döver de sever de…” diyerek, durumlarının ne kadar vahim olduğunu ortaya koymaktalar yıllar yılı… İnsan sevdiğini dövmez! Hiçbir koşulda! Parmaklarının arasından kızarmış tavuğun yağları süzülerek, iştahla tavuğu işkembesine indiren bir adamın, kızarmış tavuk sevgisiyle karısına olan sevgisi arasında hiç bir fark yoktur!

Bizler, işte bu kardeşlerimizin, bu bacılarımızın, kızlarımızın haklarını korumaya, onların sessiz çığlıklarına tercüman olmaya sizinle uğraşmaktan, ne fırsat bulabiliyoruz, ne de moral! Kendinize başka ucuz ve laubali eğlence mekânları bulun! Küfretmeden rahatlayamıyorsanız eğer, bir ruh doktoruna görünün, diyeceğim ama siz bunu da yapmazsınız; başkalarının psikolojisini bozan kişilikler, psikolojik destek almazlar; çünkü kişiliklerinin mağduru kendileri değil, başkalarıdır.

Doğayı sevdiğimiz halde, doğadan kaçar olduk. Ne zaman ağaçlık, yeşillik bir mekânda ruhumuzu dinlendirmek istesek, mangal artıkları kemikler, yağlı ve pis kâğıt peçeteler, buruşturulmuş gazeteler, kavun karpuz kabukları görüyoruz! Bazı sevgideğer arkadaşlarım, yazma ortamında da yarattığınız benzer görüntülere dayanamadıkları için çekip gittiler. Şimdi meydan size kaldı diye sevinmektesiniz… Tıpkı doğaya saygılı, yeşile ve maviye âşık insanları kaçıran kebap sever piknikçiler gibi… Meydan size kaldı! Ama şunu hiç aklınızdan çıkarmayın! Gün gelecek, doğa kendisini katleden insana nasıl dersini veriyorsa, kendi insanını hiçe sayan, kendi toplumunun kadınına kızına küfreden, karısını, kızını döven densizlere de İNSANLIK, tarihsel dersini verecektir!

Bizler buradayız, sizin kirlettiğiniz yerleri temizlemeye sabırla devam ediyoruz! Siz, siz olun, sabrımızı taşırmayın! Eğer bir kalem savaşı başlatacak olursak, bütün küfürbazlığınıza karşın siz koşulsuz kaybedersiniz! Çünkü Türkçe bilmiyorsunuz! Daha da acıklısı siz kuşdili bile bilmiyorsunuz!

Oysa biz, söylenecek sözümüzle, hayata karşı dik duruşumuzla hep buradayız.

“Vardık, varız, var olacağız!”

Zelin Artuğ (Ülkü Öztürk Göçmen)

48 okunma
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (1 oy, ortalama: 5,00 / 5)
Loading ... Loading ...

Yorum yapma kapalı.