Anasayfa Anasayfa

Sayfa 1 / 212»

04 Nisan 2021 için Arşiv

Deprem


Zelin Artuğ

Sanıyorum, kış sonlarıydı. Kışları oturma odası da olarak kullandığımız mutfaktaydık hepimiz. Camlar sarsıldı ilkin. Sallantıyla birlikte, derinden gelen bir uğultu kapladı ortalığı. Raflardaki tabaklar art arda devrilip kırıldı. Çok küçüktüm. Olup bitenleri anlayacak yaşta değildim. Aklımda yalnızca, bunun bir oyun gibi olduğu kalmış!  Salıncağa binmek gibi… Uyutulmak üzere beşikte sallanmak gibi, bir oyun, bir eğlence…

 

Yazının tamamını okuyun »

Çam kozalakları


Zelin Artuğ

Mis gibi çiçek kokularının arasında derme çatma bir ev. Kollarımı pencerenin boyaları dökülmüş tahta pervazına dayamış, küçük pencereden dışarıyı seyrediyorum. Yapraklarının gölgesi evin duvarına vuran iki büyük fıstık çamı… Başımı kaldırıp bakıyorum. Dallar arasından gökyüzünün mavisi görünüyor. Dallarda süs fenerleri gibi asılı çam kozalakları. Hepsinin de içi fıstık dolu.

Gövdeye doğru sıklaşan alçak dallardan birinde bir serçe yuvası. Yuvada yavrular var. Anne serçe ağzında bir yiyecekle döndüğünde daha tüyleri çıkmamış yavrular cıyak cıyak bağrışıyorlar.
Yazının tamamını okuyun »

Poyraz-1


Zelin Artuğ

Uzaklarda, deniz kıyısına yakın bir su kulesi. Bugün hâlâ aynı yerinde durmakta. Kıyı, kıvrılarak bize doğru yaklaşıyor, evin bulunduğu koyu geçip, bu kez açığa doğru kıvrılarak küçük yarımadanın burnunda kayboluyor. Küçük yarımada ıssız mı ıssız. Yarımadada böğürtlenler, çimenlikler, otların arasında kekikler, kıyıda da yaban ördekleri var. Çocukluğumun o gizemli yarımadası, bugün artık villalardan oluşmuş bir taş yığınına dönmüş olan Bayramoğlu!

Bir tek bizim lojmanın bulunduğu koyda oyun bahçem, denizin kıyısındaki kumsal. Dalgaların kıyıya attığı denizyıldızları, midye ve istiridye kabukları, uçları kahverengiye dönüp birbirine dolanmış yosunlar, az ileride denize dökülen derenin sürüklediği kırık dal parçaları…

 

Yazının tamamını okuyun »

Poyraz-2


Zelin Artuğ

Babamla denize girmek için hafta sonlarını bekliyordum. Çünkü kıyılarda oynamaktan bıkmış, biraz da derin suların gizemlerini çözmek istiyordum.

Bir hafta sonu, ısrarlarıma dayanamadı, inşaatına yeni başlanan cam fabrikasının iskelesine götürdü beni. İşçiler çalışıyordu iskelenin üzerinde. Selamlaştı onlarla, “kolay gelsin” dedi çalışanlara. İskelenin üzerinde yürüyerek ikinci merdivenlere kadar geldik.

 

Yazının tamamını okuyun »

Çiçek pasajı


Zelin Artuğ

Yetmişli yıllar… Yükseköğrenim yılları… Okulda yatılıyım. Evimiz İstanbul’da ama ben yalnızca hafta sonları gidiyorum eve. Okulda kalıp ders çalışmayı yeğliyorum. Dersler oldukça ağır; bütün zamanımız derslikler ve kütüphane arasında geçiyor. Yemekhane ve yatakhane zamanlarımız ise en özgür olduğumuz zamanlar… Bu yoğunluk, bölümlere göre değişiyor tabii. Açıkçası, bazen imreniyoruz diğer bazı bölümlerdeki arkadaşlarımıza. Gençlik var, gezip tozmak istiyoruz. Dünyaya ders çalışmaya mı geldik diye isyan ediyoruz.

 

Yazının tamamını okuyun »

Biz daima buradayız!


Zelin Artuğ

Bunca yıl yaşadım, nice insan tanıdım, nice güzel dostluklar edindim.  Hepsi de yüreği güzel, aklı aydınlık, sevgideğer, sevgiyedeğer insanlar! Onlarla dostluğum ve kalem paydaşlığım daha nice uzun yıllar sürsün isterim.

Bu güzelliklerin yanı sıra, bir avuç da olsalar; bir düşünceyi, bir duyguyu paylaşmaktansa, ortalığı kavga meydanına çeviren, bunu yaparken de her türden ucuz ve demode silahı kullanmaktan kaçınmayan kişiler de gördüm, görmekteyim.

 

Yazının tamamını okuyun »

Kan damlıyor kalemimden


Zelin Artuğ

Bir gün Tanrıya sorarlar “yağmurları neden yarattın” diye. “Gökyüzü başka nasıl yıkanırdı ki?” der. Bu kez yıldızların niye yaratıldığını sorarlar. Tanrı, yanıtlar: “Geceyi aydınlatmak için. ” Bu sorular döner, dolaşır… “Peki, düşünen insanı neden yarattın”a gelir. Tanrı şöyle bir bakar soru soranlara…”Onu ben yaratmadım ki!” der.

Tanrının yarattığı her canlı, bir başka yaratılana zarar vermek üzere programlanmış. Tanrının yarattığı canlılardan adı insan olan, dünyanın son çivisini de çıkarmak üzere!

 

Yazının tamamını okuyun »

Yaşamı ateşe verenler


Zelin Artuğ

Gerçeği yalnızlığınızda aramaya başlamışsanız eğer, gerçeği aldatmacalara sürükleyen kişilerin arasında kalmışsınız demektir. Böyle anlarda, ya uyumlu olmayı seçer insan, ya da isyan etmeyi! Dünya dağılmaya başlamıştır gözünüzde. Kendinize şaşmakla başlarsınız ilkin.. Sonra dilinizi yutarsınız.

Ülkedeki bir azınlık ulusa kendi dilinde konuşmayı yasaklayan zihniyet, size de yasaklamıştır ana dilinizle konuşmanızı. Ana dilinizde küfredildiğini işitmeniz, hele o yılışık küfürbazlardan çok daha iyi bilip konuşuyorsanız dilinizi, size daha da ağır gelir. Öfke, giderek yerini acıma duygusuna bırakır.

 

Yazının tamamını okuyun »

Ebruli düşlerimiz


Zelin Artuğ

 

Bir düş gördüm. Kızıl tan aydınlığında kınalı kuzular… Kızıl şafağın ardındaki ak bulutların arkasına saklanmış güneş, altın rengi hareler yollamış, sabahın ilk altın ışıklarıyla okşuyor bembeyaz kuzuları, tek tek…

Dağların eteklerine inmiş sisin alacasında, bir çoban… Kızıla kesilmiş çayı arkasına almış, sürüyü vadiye indiriyor. Birazdan gün ağaracak. Bir horoz ötecek uzaklarda. Belki bir çıkrık sesi, sabahın sessizliğini bozacak. Canlılar kıpırdanmaya başlayacak güneş yükselirken…

 

Yazının tamamını okuyun »

Alçaklardan esen eylül rüzgarları


Zelin Artuğ

Sınıflı toplumlar, aynı zamanda sömürünün olduğu toplumlardır. Sömürenler, sömürü koşullarının devam etmesi için, toplumun gerçek ayrışması olan sınıfsal ayrışmanın anlaşılmaz hale getirilerek başka bir takım değerler çevresinde parçalanmasını isterler! Bunların en işe yarayanları, etnik ayrıştırma ve dinsel ayrıştırmadır.

Toplumdaki sömürü sorununu bireyler, kendi bireysel sorunları olarak, ya da sınıfsal bir sorun olarak düşünüp çözmek isteyebilirler. Bireysel bir sorun olarak görüp çözmeye kalkıştıklarında rakipleri sömüren sınıf değil, kendi sınıfının bireyleri olmaya başlar. Bu, sömürülen sınıfın birey birey parçalanması demektir.

 

Yazının tamamını okuyun »