Anasayfa Anasayfa

Cumhuriyet’in ikinci sayfası


Zelin Artuğ

Deniz kıyısı… Mevsim kış. Sular çekilmiş. Sığ yerlerde kum birikintileri… Martılar dönüyor sığlık yerlerde. Hüzünlü bir yaygaraları var. Uzaklarda bir ada… Çocukluğumun gizemli adası o. Adada dört köpeğiyle birlikte yaşlı bir kadının yaşadığı söylentileri dolaşıyor. Yaşlı kadın, çocuk kafamda o renkli resimleri olan kitaptaki cadıyı çağrıştırıyor, hani şu Hansel ile Gretel masalındaki cadı…
Denize dökülen bir dere var. Tahta bir köprü bağlıyor bizi dünyaya. Derenin beri yakasında başka ev yok. Öte yakada üç beş işçi lojmanı, bir hangar, hangarda Enter marka bir pikap. Okula giderken çoluk çocuk o pikaba doluşuyoruz.
Tahta köprü çürümüş. Ara sıra birileri geliyor, kocaman kalas çivileri çakıp tamir ediyor köprüyü. Elimdeki çalı sopasını yerde sürttürüp, yoldaki tozları kaldırarak, tahta köprüye doğru gidiyorum. Köprünün orta yerine gelince, oturup ayaklarımı sarkıtıyorum aşağıya. Elimdeki çalı sopasının kıyısında köşesinde kalmış yaprakları koparıp koparıp dereye atıyorum. Çamur rengi sular, küçük yaprakları denize doğru hızla sürüklüyor. Sırtı sarı pullarla kaplı kefaller bir görünüp bir kayboluyor akıntıda.
Babamı bekliyorum. Bu saatler, eve gelme saatleridir. Birazdan görünür çayırlığın bitimindeki su deposunun arkasından. Yeşil, kahverengi kırçıllı ceketinin iç cebinde “Cumhuriyet Gazetesi, elindeki filede bir kâse yoğurt ve bir yuvarlak ekmekle gelir. O, uzaklarda görünür görünmez fırlarım ayağa. Koşarım ona doğru. Sonra tutarım elinden, büyük bir zafer kazanmış edasıyla, birlikte eve geliriz. O gün ne yaptıysam, hepsini bir bir anlatırım yolda.
“Bugün kumda bir istiridye buldum, kapalıydı, açmadım.”
“Aferin.”
“İnci var mıydı ki içinde?”
“Bilmem, vardır belki.”
“Olsun, açmadım. Attım gitti denize!”
“İyi yapmışsın.”
“Baba, sen beni dinlemiyor musun?”
“Nereden çıktı şimdi o?”
“Boş ver!”
“Al bakalım, yarım saat bak, sonra isterim gazetemi, hiç bakamadım bugün.”
Gazeteyi kaptığım gibi, babamın elini bırakıp koşuyorum. Saçımı atkuyruğu yapmış annem. Koşarken saçımın atkuyruğu bir o yana, bir bu yana sallanıyor. Babamdan çok önce geliyorum evin kapısına.
İçeri seslenip, babamın geldiğini haber veriyorum.
Mutfakta tıkırtılar başlıyor.
Oturma odasına dalıyorum. Yüzükoyun yere uzanıp, gazetenin ikinci sayfasını açıyorum.
Önce Profesör Nimbus’un Maceraları… Kafasında tek tel saçı olan bir adam, bu Prof. Nimbus.
İnatçı, kararlı biri… Bir de yazı olsa resimlerin altında, ne iyi olacak. Tiffany Jones böyle değil ama. O bir manken. Upuzun bacakları var, dal gibi. Sarışın, uzun saçlı… (Daha sonraki yıllarda Tiffany’nin yerini Garth adlı çizgi roman kahramanı alacaktı.)
En çok da Pazar sayfalarını seviyorum. Her Pazar, Burhan Felek, Haftanın Şakası başlığıyla “Vatandaş Ahmet Efendi’nin serüvenlerini yayımlıyor.
Vatandaş Ahmet Efendi âlem adam. Galata Köprüsü’nün üstünde aşağıdan geçenleri izler, bazen kafalarına tükürür. Recep’in kahvesine takılır. O kahvede Konsolos Bey’le Rahmi de var. Rahmi, garibanın teki. Konsolos sürekli nevazil olur. Tam bir monşer! Doğru ya da yanlış. Bunlar kalmış aklımda.
Yemekten sonra gazetesini alıp bir köşeye çekilecek babam. Her sayfasını dikkatle okuyacak. Sonra haber bültenlerini dinleyecek radyodan. Yorumlar yapacak sesli sesli.
Sonra, uyku saati gelince herkes yatağına…
Sabahleyin yeni bir güne uyanış… Annem erkenden kalkıp sefertaslarımızı ve kahvaltıyı hazırlayacak. Mutfakta kızarmış ekmek ve mis gibi çay kokusu… Kahvaltıdan sonra çantalarımız, sefertaslarımız elimizde, koşarak tahta köprüyü geçecek, sekiz on çocukla birlikte okula gitmek üzere Enter’e doluşacağız.
Kim bilir nasıl olaylar bekliyor bizi bugün?
Zelin Artuğ (Ülkü Öztürk Göçmen)
90 okunma
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (6 oy, ortalama: 5,00 / 5)
Loading ... Loading ...

Yorum yapma kapalı.