Anasayfa Anasayfa

Quosimodo, seni seviyorum


Zelin Artuğ

(Bir zamanlar, Ankara’da ANADOLU EKİNİ adıyla sımsıcak bir Sanat ve Edebiyat Dergisi çıkardı.
Bu dergide 1990′da yayımlanmış bir deneme yazımı paylaşmak istedim dostlarla.) Bakalım, otuz yıldır Ortaçağ’dan çıkış kapısını bulabilmiş miyiz?)
” Bir dost şöyle dedi: “Sevgiye yeni bir öz ve biçim bulalım; bu öz ve biçim öyle sağlıklı olsun ki sevgi sonsuza dek kalabilsin.” “Peki nasıl olacak bu?” diye sordum. “Her türlü çürük malzemeden kaçınarak. Cinsiyet farkı gözetmeden, salt insanca değerler üzerine kurulmalı sevgi.”
Bataklıkta nilüfer çiçekleri yetiştirmek… Bataklığı kurutsak nasıl olur? Herşey apaçık ortada. Çıkar çevreleri, halk kitlelerinin önüne her alanda set çekip yaşamı yozlaştırarak çıkmaz sokaklar yaratıyor. Yaşamın yozlaştığı yerde, insan da yozlaşıyor. İnsan yozlaşınca da sevginin soyluluğu, anlamını yitiriyor. Ekonomide, eğitimde, kültür ve sanatta, her alanda çıkmazın zincirlerine yeni bir halka ekleniyor: Sevgi çıkmazı.
Cervantes’in Don Quijot’u düştü aklıma. Sonra Voltaire… “İlkel toplumların dışında, ülkeleri yönetenler kitaplardır.” diyordu. Bir dönem kitapların yakıldığını anımsadım. Neden yakılıyor kitaplar? İnsan yakmanın bir başka biçimi mi kitap yakmak? Bırakın kitaplar yönetsin ülkeleri. Kitapların yönettiği bir ülkede bataklık olur mu ?
Neyse, Don Quijot’a dönelim biz. Gözünü budaktan esirgemeyen soylu şövalye! Ya Dulcinea? Don Quijot’un düşlerindeki prenses! Aslında o, kasabanın en iyi et tuzlayan kızıdır. Ortaçağ’da kadın, sevilmek için, düşsel bile olsa, prenses olmak zorundadır. Erkekse kahraman ve soylu bir şövalye.
Ortaçağ kafasının, Ortaçağ sevgisinin beyinlerde koşullandırılmasının tipik bir örneği, Don Quijot esprisi.
Ya bizim Don Quijot’lar? Göğsündeki kurşun yarasından oluk gibi kan akarken damdan dama seken, otuz kötü adamı iki dakikanın içinde yerle bir eden yerli Don Quijot’lar? Sevdiğine siper olup, kalbinden vurulan, ağzından kan, gözünden boya sızan yerli Dulcinea’lar?
Keşke yerli Cervantes’ler de olabilseydi!
Toplumsal bir yara olan sevgi çıkmazı, çıkar çevrelerinin işine gelir. Sürekli bir sevgi ortamının gereksinmesini duyan halk kitlelerini avutup uyutmak için arabesk albümler, bol gözyaşlı aşk dizileri sürülür piyasaya. Kendine, istediği dünyayı yaratma özgürlüğü olmayan insan, küçük yaşta alıştırıldığı uyuşturucunun (düşlediği sevginin) tutsağı olur. Ta ki günün koşulları, kafasında yarattığı sevginin özgünlüğünü yok edip onu yeni bir sevgi çıkmazına sürükleyinceye kadar…
Kişi bilinçliyse sevginin yozlaştırılmasına karşı çıkacak, bazı toplumsal yargılara başkaldıracaktır. Ne var ki toplumsal yargıları değiştirmeye kalkışmak sonu olmayan bir mücadeleye girmektir. Bu mücadele ortamında sevginin özünden uzaklaşmak, sevgiyi yok etmek kaçınılmaz olacaktır. Başka bir deyişle sistem, insanın mücadele gücünü kırıp, insanı uyuşmaya zorlamakta.
Toplumsal yargıları belirleyen temel öge, sistemdir çünkü. Kişi, tek başına toplumsal yargıları değiştiremeyeceğine göre, tek çıkar yol, sevginin soyluluğunu korumak için, sevgiyi çıkmazda bırakmak.
Sistem, sevgisini gerçek anlamda yaşamayan insanlar yaratmayı sürdürdükçe kişi, yaşadığı topluma yabancılaşacak, “düşsel sevgiler”le oyalanacaktır. Ya da sevgisine engel olan koşulları bireysel olarak yıkma çabasına girecek, karşılaştığı engellerle savaşırken içindeki sevgiyi tüketecektir.
Görüldüğü gibi bütün insanî değer yargılarını yıkıp yerle bir eden sistem, sevgi konusunda da acımasızlığını duyurmakta.
İnsan emeğindeki alınterine gözyaşı karıştıkça sevgi yozlaşır. İnsan yüreği ne denli sevgi dolu olursa olsun, böyle bir sistemde sevmek de yasak insana, sevilmek de… Oysa insanı insan yapan duyguların ilkidir sevgi. Yaşamın ta kendisidir. Gözyaşıyla değil, sevgiyle yeşermeli ekin, sevgiyle güçlenmeli emek.
Notre Dame’ın kamburu Quasimodo’yu düşünüyorum. Çarpık çurpuk fiziğinden ötürü kendisini taşlayan cahil kalabalığın içinden fırlayıp, ona bir yudum su veren Çingene güzeli Esmeralda’nın hayatına karşılık, gözünü kırpmadan kendi hayatını veren Quasimodo’yu…
Bütün bu çarpıklıklara inat, “Quasimodo, seni seviyorum !” diye bağırmak geliyor içimden.
Zelin Artuğ (Ülkü Öztürk Göçmen)
156 okunma
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (5 oy, ortalama: 5,00 / 5)
Loading ... Loading ...

Yorum yapma kapalı.