Anasayfa Anasayfa

Güleryüzlü ciddilik


Zelin Artuğ

Nevra, okulu bitireli üç yıl olmuş, bu üç yıl içinde hiçbir yerde iş bulamamıştı. Odasına kapanıp deli gibi İngilizce çalışmaya karar verdi. Önce, bilgisayarına Duolingo diye bir program indirdi. Bir süre sonra sıkıldı, Français Facile indirdi, Fransızca, sonra İspanyolca denedi. Sonunda İtalyanca’da karar kıldı. En sonunda şimdilik hepsinin gereksiz olduğuna karar verdi. Atamasının yapılmasını beklemekten vazgeçti, iş aramaya başladı. İş bulma sitelerinin hepsine üye oldu, CV ekledi. Karşısına çıkan iş fırsatlarını listeledi, hepsine başvuruda bulundu. Beklemeye başladı. Artık devir değişmiş, kapı kapı dolaşıp iş arama dönemi sona ermişti.
Annesi çağırınca, Nevra kalktı bilgisayarın başından. Mutfağa, fasulye ayıklamaya çağırıyordu Firuze sultan. Asıl mesele, fasulye değildi tabi. Ne zaman böyle odasına kapansa annesi bir bahaneyle çağırır, ağzını yoklardı.
“Bilgisayar olmasaydı ne yapacaktın acaba? Evlenince, yemeklerini de bilgisayarda yaparsın artık. Hatta çocuğunu da ‘onlayn’ doğurursun.”
“Anne, o nasıl söz? İş başvurusu yapıyorum.”
“Sen bekle, çağırırlar seni. Çağırsalar ne olacak? Böyle anarşist gibi mi çıkacaksın karşılarına?”
“Nasıl yani? Ne varmış kılık kıyafetimde?
” Daha ne olsun? Ayağında postal, bacağında yırtık pırtık blucinle mi gideceksin mülakata? “
” Anladım. Sen, üniversite diplomanın bir değeri yok, diyorsun yani.”
Annesi” Ah!”diye acıyla ünledi, elindeki bıçağı masaya bıraktı. Parmağını kesmişti. Nevra koştu, ecza dolabından yara bandı getirdi, annesinin parmağına bir bant sardı.” Anneciğim, bırak sen, ben ayıklarım” dedi. Firuze bir bardak çay doldurup kızının karşısına oturdu, fasulyeleri eliyle kırarken onu izlemeye başladı.
İncecik, narin bir kızdı Nevra. Omuzlarından aşağı dökülen simsiyah, dalgalı saçları vardı. Koyu yeşil hareli gözleri, biçimli burnu, dolgun dudaklarıyla güzel bir kızdı. Çok uzun boylu sayılmasa da akranlarından daha uzun boylu denebilirdi. Kiremit rengi tişörtünün önünde, keçeden halat gibi saçları, esmer yüzü, inci dişleriyle kocaman gülümseyerek başını yukarı dikmiş Bob Marley!.. Petrol rengi blucininin dizleri yırtık! Yırtıklardan kot kumaşın ipleri sarkıyor. Her iki bileğinde cincik boncuk rengarenk bileklikler…
Fasulye ayıklandı, yıkandı, düdüklüye kondu. Salona geçtiler. Nevra annesinin çayını tazeledi kendine de çay doldurdu. Tam bardağını ağzına götürmüştü ki bardak kaydı elinden, tişörtüne baştan aşağı çay döküldü. Telaşla kalktı, tişörtünü değiştirmek için odasına koştu.
Firuze kızını beklerken kalktı, kitaplıktaki kitaplara baktı. Okuduğu kitap bitmiş, sehpanın üzerinde duruyordu. Nermi Uygur, Dilin Gücü. Kitapçıdan Nermi Uygur’un kitabını alırken yanında bir kitap daha almıştı. Vedat Günyol, Güleryüzlü Ciddilik. Dilin Gücü’nü koydu kitaplığa, Güleryüzlü Ciddilik’ i çıkardı okumak için. Elinde evirip çevirirken Nevra tişörtünü değiştirmiş, geri geldi. Firuze kitap elinde, koltuğuna döndü. Bir yabancıya bakıyormuş gibi baktı kızına.Bob Marley gitmiş, Mickey Mouse gelip oturmuştu tişörte. Kitabı sehpaya koydu.
“Artık genç kız oldun, değiştir kızım, şu tarzını. Biraz yaşına uygun giyin. İş görüşmesine bu kılıkla mı gideceksin? Oldu olacak, koluna da bir Kötü Kedi Şerafettin çantası tak!” dedi.
Nevra’nın yüzü asıldı. “Ben Fen Fakültesi, Fizik Bölümünü iyi dereceyle bitirdim. Yabancı dilim, yeteneklerim, birçok konuda artılarım var, anneciğim. Sen merak etme. Benden iyisini mi bulacaklar?”
Kızındaki bu özgüven Firuze’nin hoşuna gitti gerçi, ama hayatın gerçekleri karşısında biraz daha pişmesi gerekiyordu. Ne rüküş ve baştan aşağı özenti kokan bir görüntü vermeliydi, ne de şık olacağım
derken bulunduğu ortamda iyot gibi açıkta kalacağı durumlara düşmeliydi.
İş yerlerinin önkoşul olarak belirttiği ” prezantabl” olmanın, bilgisi, görgüsü ve yetenekleriyle bütün varlığını yansıtan, kendini ifade eden bir ‘kişilik okunması’ olduğunu anlatmalıydı ona.
Firuze, emekli öğretmendi. Kızına baktı, gülümsedi. Onda kendi gençliğini gördü. Gerçi gençliğinde kimse dizleri yırtık pantolonlar giymiyordu ama balıkçı pantolonlar, İspanyol paçalar, babetler giyip, saçlara kurdele bantlar takmak, göz kalemiyle Belgin Doruk gibi yanağına bir ben kondurmak modaydı. Zıpırlık değilse de şımarıklık özentisi vardı.
Okuldaki son günlerinde öğretmenlerden biri “Düzgün kıyafet, iyi bir tavsiye mektubudur. Görev yerindeki ilk intiba çok önemlidir. O nedenle, göreve başlamadan önce saçınıza, başınıza, kılık kıyafetinize mutlaka özen gösterin.” demişti.
Firuze, öğretmenliğe başladığı ilk günü anımsadı. Okulu birtirenler, görev yeri için kur’a çekerlerdi eskiden. Firuze Ankara’nın bir nahiyesini çekmişti kur’ada. Atamasının yapıldığı okuldaki o ilk gününü unutamıyordu. Ne gündü ama! İlk intiba, önemli demişti öğretmenleri. Çok özenli giyinecek, hiçbir ayrıntıyı atlamayacaktı.
Firuze, bir hafta önceden hazırlıklara başladı. Annesinin babadan miras kalan bir fındıklığı vardı Samsun’da. Yarıcıya verdikleri fındıklıktan her yıl biraz para gelir, annesi gelen parayı harcamaz, tedbir parası der, bankaya yatırırdı. Paranın bir miktarını çekmiş, kızının avcuna koymuştu.
Firuze önce alışverişe çıktı. Yüksek topuklu, rugan bir çift siyah ayakkabı, rugan çanta, file çoraplar, gabardin kumaştan derin yırtmaçlı bir döpiyes, içine giymek üzere, pudra pembesi ipek, fantazi bir bluz aldı. Kuaföre gitti. Saçlarına gölge, manikür, pedikür… Kuaförden çıkıp parfümeriye girdi. Makyaj malzemesi, kozmetik, parfüm… hiçbirini eksik bırakmadı.
Ankara’nın banliyösünde, Ankara’da yaşayan bir arkadaşının desteğiyle bir ev kiralamış, on beş gün önce, birkaç gerekli eşya alıp evine yerleşmişti. Heyecandan yüreği yerinden çıkacakmış gibi atıyordu. Akşam yatmadan önce, manikürlü, uzun tırnaklarına koyu kırmızı oje sürdü. Tırnaklarını üfleyerek koridorda volta atıp durdu. Sabah erkenden kalkıp hazırlandı. Hiçbir ayrıntıyı atlamadan makyajını yaptı. Aynada kendine dikkatle baktı. Çok güzel görünüyordu. İlk intiba, dedikleri böyle bir şey olmalıydı. İş, okula gidip, göreve başlama evrağını imzalamaya kaldı.
Okul kapısında nöbetçi öğretmene kendini tanıttı. Okul müdürünün öğretmenler odasında olduğunu öğrenince, doğrudan oraya yöneldi. Nöbetçi öğretmen kapıyı açtı. Firuze içeri girdi. Büyük bir sessizlik… Öğretmenler, müdür, hepsi susmuş Firuze’ye bakıyordu. Firuze de onlara… Gözlerinin içi gülen, zeki bakışlı, temiz, mütevazı giyimli, beyaz önlüklü, eğitimciler… Firuze, kapıda donmuş, kalmıştı. Kendini yabancı bir gezegenden gelmiş gibi hissetmiş, o gün, okulda bir türlü paydos saati gelmemişti.
Firuze, hazır kızını bilgisayar başından kaldırmışken, bunları konuşmak istedi onunla.
“Nevra, kızım, elbette sen donanımlı, özgüveni sağlam, çalışkan bir kızsın.
Ama, okullarda kazanılan bilgi donanımı, hayatın kazandırdığı deneyim donanımı yanında çok sönük kalıyor, inan bana. Sonra” ilk intiba” konusunda yaşadıklarını anlattı ona.
Nevra dikkatle dinledi annesini. “Anlaşıldı, Firuze sultan, yarın alışverişe birlikte gidiyoruz.” dedi, “Tavsiye mektubumu senin yardımınla yazacağım. Bakalım, bana ne giydireceksin?”
” ‘Güleryüzlü ciddilik’ kızım… Böyle bir giysin olacak.”
Zelin Artuğ (Ülkü Öztürk Göçmen)
73 okunma
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (1 oy, ortalama: 5,00 / 5)
Loading ... Loading ...

Yorum yapma kapalı.