Anasayfa Anasayfa

Cemreyi Beklerken


Zelin Artuğ

Deniz kıyısında tek katlı bir ev… Evin girişinde camekândan bir odacık… Küpe çiçekleri yerleştirilmiş cam önlerine. Bir de oturma yeri var cam kıyısında. Ambalaj sandıklarının üzerine çiçekli basmadan yüzleri olan minderler atılmış, yumuşacık bir köşe yapılmış. Yazın, evdeki kışlıklar, kışın da yazlıklar doldurulur bu sandıklara. Ara sıra sandıkların üzerindeki minderlerle basma çiçekli örtüler kaldırılır, açılan sandıklardan bir yün yelek, bir yün çorap çıkarılır, ya da açılan sandığa başka fazlalıklar konur.
Küçük bir kız çocuğu. Burnunu cama dayamış, sağanak halinde yağan yağmuru seyrediyor. Yağmur camekânın her yanında. Küpe çiçeklerine ulaşamıyor. Küçük kıza ulaşamıyor. Böylesi fırtınalı bir havada ağaçların yaprakları, toprak, karşıki evlerin damları suya sele teslim olmuşken, küçük kız, burnunu cama dayamış, aklını yitirmiş gibi önüne gelene şamarını atan yağmurun çılgınlığını izliyor. Camın ardında, güvende, küpe çiçeklerinin arkadaşlığıyla…
Annesi içerki odada dikiş dikiyor. Dikiş makinesinin sesi hızını giderek artıran yağmurun sesine karışıyor. Deniz de köpürmüştür şimdi. Dalgalar dipteki kumları, yosun parçalarını önüne katıp kumsala sürüklüyordur.
Yağmur dinsin, koşacak kumsala, denizin kıyıya savurdukları arasından deniz minaresi, midye ve istridye kabuğu toplayacak. Topladıklarını annesine götürecek. Annesiyle birlikte onları yapıştırıp çok güzel kuşlu biblolar yapacaklar.
Yazın da çam ağaçlarından düşen kozalakları götürüyor annesine. Kozalakların içinde çam fıstığı var. Minik parmaklarıyla kabuklu fıstıkları çıkarır kozalaklardan. Elleri kapkara boyanır. Siyah bir pudrası olur bu fıstıkların. Annesi bu fıstıkları kırıp içlerini bir kavanoza koyar. Bu iç fıstıkları küçük kızın çok sevdiği zeytinyağlı biber dolmasına katar.
Mevsim kıştan bahara, bazen de bahardan yaza dönerken gökyüzü böyle dellenir, gümbürder, yeryüzüne arka arkaya şimşekler gönderir, bulutlar sağa sola kaçışırken birbiriyle çarpışır, hüngür hüngür ağlarlar. Rüzgâr ağaç dalları arasında, çatılarda acı acı ıslık çalar. Bütün bu sesler bir araya gelince, doğanın ağıtına dönüşür. Doğa, mevsimleri uğurlarken hep böyle bir ağıt tutturur. Giden mevsimin yerine yeni gelen, dingin, sesssiz, biraz da utangaçtır, hemen yüzünü göstermez. Kışsa soğuğunu, yazsa sıcağını usul usul gün yüzüne çıkarır. İlkbaharla sonbahar biraz daha aceleci davranır, bir an önce yerlerini almaya bakarlar. Her iki bahar da tez canlıdır. İlkbahar, isyan çıkarır; sonbahar dağa taşa, yaprağa çimene, bahçeye bostana hüzün yağdırır. İlkbaharda coşkuyla uyanan doğa, sonbaharda sararır, solar, saklanacak yer arar.
Küçük kız için yağmur yalnızca eğlenceli bir oyun… Birazdan yağmur diner, cam küçük kızın nefesiyle buğulanır, küçük kız minik parmağıyla buğulanmış cama şekiller çizer. Gülen bir surat, bir çiçek, bir kalp, belki de bir kedi resmi. En zoru da kedi resmi çizmektir. Kedinin ayaklarını çizmeden, kulakları, kuyruğu erir, damla damla pencerenin pervazına doğru süzülür. O zaman küçük kız elinin ayasıyla bütün resmi siler, burnunu camda buğudan açılan yere dayar, yağmur damlalarının yapraklardan süzülmesini izlemeye koyulur.
Birazdan hava kararacak, Vecdi dayı eşeğiyle geçecek ilerdeki patikadan. Yağmur hızını azaltacak, ufaktan çiselemeye devam edecek. Küçük kız pencereyi aralayıp, yağmurda ıslanmış iri bir böceği içeri alacak. Annesi sofraya çağıracak.
İçeriden kızarmış patates kokuları geliyor. Karşı evlerin kiremitleri yağmurdan iyice yıkanmış, yeni yakılmış sokak lambasının ışığı altında, renginin bütün güzelliğiyle parlıyor. Küçük kız altı yaşında. Yağmuru gördü, izledi, sevdi. Artık cemreyi bekliyor. Şu cemre dedikleri nasıl bir şey acaba? Nasıl düşecek? Şu kocaman fıstık çamının dalından düşen kozalak gibi mi? Bekleyecek, görecek.
Zelin Artuğ (Ülkü Öztürk Göçmen)
87 okunma
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (6 oy, ortalama: 5,00 / 5)
Loading ... Loading ...

Yorum yapma kapalı.