Anasayfa Anasayfa

Bilye miydi kırılan yoksa ışık mı?!


Zelin Artuğ

Tam da bir sevincin ortasında yaşarken, gülüşüp dururken ip atlama kuyruğunda, tozlu rüzgarlar başımızdaki solmuş kasketlerimizi yol kıyılarına uçururken, örtülerde kurutulan kayısılardan en küçüğünü yuvaya taşırken karıncalar, acı soğuk ellerimizi çatlatır, kulaklarımızı pancar gibi kızartırken, kaşla göz arasında büyüyüverdik.

Yıllar var ki iki şey hiç silinmemiş belleğimden. Biri, betonda yuvarlanan cam bilyenin  kırmızı, sarı ya da mavi ışığı  betonda sürüklemesi; biri de sulama arkına attığım yonca yaprağının suyun berraklığında peşi sıra sürüklediği ışıltılı gölgesi…

Bilye, bir fiske atışıyla öne fırlayıp, ışığını da yanında yuvarlayarak az ötedeki bilyeye çarpıp duruyor!

Çıt! sesi…

Kırıldı mı?

Güneş tepede, yakıcı…

Yeşil bir ışık, maviyi de çekiştirip dans ediyor bilyenin çevresinde.

Işık, bir noktada bıçakla kesilmiş gibi duruyor, ilerlemiyor. Küçük bir geri dönüş… Yeşil ışık, denizin derin bir çukuru gibi giderek koyulaşıyor. Tam bu noktada ışık kırılmış! Yoksa bilye miydi kırılan?

Güneşe erişebilseydik, elimizle tutabilseydik o en yakıcı, en güçlü ışığı, yalandan ışık oyunlarıyla oyalanmazdık!

Su damlalarından, yaprağa düşen çiğ taneciklerinden medet ummazdık, ışık toplamak için!

***

Ya o yonca yaprağının gölgesinde oynaşan rengarenk ışığa ne demeli?

Sulama arkına tomurcuklu bir papatya dalı atıyorum. Yonca yaprağı engele yaklaşınca , tıpkı bir semazen gibi kendi etrafında dönmeye başlıyor. Döne döne ilerliyor engele doğru.

Papatya dalının tomurcuğuna takılıp duruyor.

Işıklı gölge de duruyor, yaprağın eteğine yapışıp… Evet, tıpkı bir yabancıdan ürküp annesinin eteğine sarılan küçük bir çocuk gibi, titreyerek yonca yaprağına sarılıyor.

Gölge sallanıyor, salınıyor… ışık gölgenin içinde titreşiyor!

Suya eğilip, engeli kaldırıyorum.

Yonca, hızını artırıp arkın içinde dalgalanarak yüzüyor.

Işıklı gölge de peşinde…

Ateşi Prometheus çalmıştı Zeus’tan… İnsanlık için…

İnsanlığın haramileri de ateşi insanlıktan çalmışlar!

Ateş yok artık!

Tarlaları yıkayan yağmur damlalarından kırılarak yeryüzüne yağan rengarenk ışıklardan umutlar çoğaltıyoruz.

Çocukluğumuzun bilyeleri kimbilir hangi kuytulara savrulup gözden yittiler!

Bilyelerimizin ışıkları da…

 

Mavi, sarı, kırmızı…ve Işık!…

Yağmur…

ve…

Alkım!

İşte hayat!

Zelin Artuğ (Ülkü Öztürk Göçmen)

1.565 okunma
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (4 oy, ortalama: 5,00 / 5)
Loading ... Loading ...

Yorum yapma kapalı.