Anasayfa Anasayfa

Galileo yüzünden bunlar!…


Zelin Artug

Boyun eğmeyecekti engizisyon yargıçlarına!

“(…)evet, hepsinden kötüsü senin boyun bükmendir / Galileo Galilei / hâlâ da büküyorsun / sen boynunu büktükçe / Galileo Galilei / bil ki / kanıyor dünyanın bütün çiçekleri!”(A.Kadir Paksoy)

Gelişmemişlerin coğrafyasında çalışmadan köşe dönenler, emeğe ve emekçiye bırakın saygı duymayı, emeği ve emekçiyi aşağılamayı iş edinirler! Uzun araştırmalar yapmaya, bu berbat tutumun sebeb-i hikmetini derin araştırmalarla ortaya çıkarmaya hiç gerek yok! Her şey açık seçik ortada!

Bu asalaklar çirkef  kuyusunda yaşarlar!  Gelişmemiş coğrafyanın insanı nedense kendi evindeki tuvaletin sifonunu çekmeyi unutmaz da, topluma açık yerlerin tuvaletlerinde sifonu çekmeye erinir! Savunmaları da acıklıdır: “Ben mi pislettim?! Kim rahatsız oluyorsa o temizlesin! Bana şu köşe yeter!”

Böylece çirkef kuyusunun çirkefleri günden güne çoğalır, ortalığı kokutup dururlar!
Cıvıklık parayla değil ya… Şimdiki kadar olmasa da eski dönem asalakları da kendilerine uygun sözler yumurtlamışlar, bu salataları da atasözlerine meze etmişler!

İşte, emek düşmanlarından, emekçiyi “aptal eşek” yerine koyan bir salata:
“Eşeğin çalıştığı at içindir!” (atasözü)

Bu atasözü, emekçinin emeğinin kendi sınıfına değil, tüketici “soylu” sınıfına yaradığının altını çiziyor! Eşekle at arasında kurduğu denklemde bile çuvallıyor! Kendini at yerine koyuyor!

Bunlar orman yasalarını fazlaca benimsemiş olduklarından, asalaklıklarını aslanın krallığına, üçkağıtçılıklarını tilkinin kurnazlığına, insana “tepeden bakmalarını” da atın soyluluğuna benzetirler!

Yalnızca, sahip oldukları canlı cansız, taşınır taşınmaz, soyut somut her türlü varlığı ve kavramı satarak yaşamayı becerebildiklerinden, kendileri gibi asalaklardan  da yüz bularak, emek düşmanlıklarını; emekçileri taciz ederek… emekçi erkeklere “kaba, ilkel”, emekçi kadınlara “satılık” gibi yaftalar yapıştırarak, taçlandırırlar!

Böylece terbiyesizlikte sınır tanımayarak gündemde kalmayı sağlarken; fedailerini koruyup kollayan efendilerine de yalakalık görevini  yapmış olurlar!

Bir de “ortada” olanlar var tabii.. Sistemle ne kavgalı, ne de barışık olanlar! “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın”cılar!

Onlar da bu cıvıklıklar karşısında suskun kalarak, “düzenle barışık”ların ekmeklerine yağ sürmüş olurlar.

Meydan boş kalınca, bir de bakmışız, bu yılışıklar ŞAH iken ŞAHBAZ olmuş; eşekten saydıkları emekçinin ürettiğiyle semirip, iki ayaklı AYGIR oluvermişler!

Kendilerini AT sanmalarının sebeb-i hikmeti budur işte! Bunların yılışıklıklarını görüp, kimi iki ayaklı dişilerin de “aygır görmüş kancık beygir gibi” “hahahahahaha…” diye kişnemelerinin sebeb-i hikmeti de budur!

Düzenle barışık olmanın… hatta uluorta def-i hacet yaptığı halde, düzeni sağlamakla görevli olanlar tarafından görmezden gelinmenin bir kuralı da dokunulmaz olmaktır! Çünkü bu düzende “güvenilir olmak” değil, “dokunulmaz olmak” işe yaramaktadır!

Durum böyle olunca, “imam”ın her s.çmasında, çevresine toplaşan cemaat de  os..maya devam edecektir! (atasözü)

Bu durumda yapılacak tek şey kalıyor!
Toplumu kirleten bu cıvıklıkların üzerine sifonu çekmek!

Zelin Artuğ (Ülkü Öztürk Göçmen)

 

1.302 okunma
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (1 oy, ortalama: 5,00 / 5)
Loading ... Loading ...

Yorum yapma kapalı.