Anasayfa Anasayfa

Dokuz doğurtan soru


Zelin Artuğ

Ülkeyi yönetenler orada burada sultanlıktan, padişahlıktan söz ediyorlar ya… hani birileri de bizleri insan ruhundan keçi ruhuna yatay geçiş sınavıyla 100 üzerinden 100 puanla geçiriverdi ya… (nasıl olsa bütün sınav sonuçlarını kendileri belirliyorlar artık, yani sınavlar göstermelik… canları isterse insanı keçiye çevirirler, köpeği insana!) hani biz emekçiler, gün akşam olunca çalışmaktan canımız çıkmış bir halde hiçbir şey okuyamıyoruz da resmi tarih bilgileriyle idare ediveriyoruz ya… hani mesleği “çalışmıyor” olup da bütün kötülüklerden arınmış insan ruhlular es kaza bir üniversite bitirmişlerle aşık atmak için gece gündüz Oksford’dan, Harvard’dan getirttikleri notları okuyup ezber bozuyorlar ya… hani her ne hal ise …

Birden ürperdim! Kendi kendime, “Şimdi ister misin bu “yengin demokratlar” değişim rüzgarlarının esrikliğiyle bu coğrafyada yaşayan bütün kadınların başına çorap örsünler! Şu başa çorap örmek deyimine bir türlü ısınamamıştım çocukken. Ne alaka! Başa başlık örülür, bere örülür, baş örtü örülmüyordu sanırım, kukuleta örülür… çorap örülmez! Sonraları, büyüyünce düşündüm. “Ayaklar baş, başlar ayak olursa, neden olmasın!” Değişim rüzgarı deyip de geçmeyin sakın! Karl kasırgası hiç kalır yanında! Ee onca üfürük rüzgar bir araya gelince ayaklar, başlar birbirine karışacak tabi!

Ürpermenin üşümeye faydası yok! (Böyle değildi bu deyim ya hadi böyle olsun! Zaten doğrusunu bilmek sınavlarda bile işe yaramıyor artık. Üniversite mezunlarının, mesleği “çalışmıyor” olanlardan bir farkı kalmıyor nasıl olsa!

“Mesleğiniz?”
“Çalışmıyor!”
“Hanımefendi, bir işiniz var mı diye sormadım, mesleğiniz nedir?”
“Haa öyle desenize, benim mi? Haa, evet… eniştem mühendis!”
“Peki tamam! Vazgeçtim.”

Neyse, asıl konuya dönelim. Kadınların bu coğrafyadaki durumları nedir? Kadınlar kendi sorunlarına nasıl bakıyorlar? Özellikle de insan ruhundan keçi ruhuna yatay geçiş sınavından geçmeyen, daha doğrusu, kendini değişim rüzgarlarına bırakıp, böyle saçma bir sınava gerek duymayan bilgili hemcinslerimin kadın konusunda ne düşündüğünü öğrenmek için küçük bir gezinti yaptım. İyi ki 8 Mart var. Her 8 Martta neler neler öğreniyoruz, bilseniz! İyi ki Vikipedi var! Biz keçi ruhlular, bayılırız ezbere! Bu demokrat yazarlarımız her 8 Martta Vikipedi’yi iyice belletsinler bize ki bari cahil keçiler olarak kalmayalım.

Geçtiğimiz 8 Martta, kadınlar resmi geçit yapmışlar meğer! Biz keçiyiz ya, bilgilendiriliyoruz önce. Tek taşla falan kandırılmamalıymışız! Haydee! Taş mı yok bize! Dağ bayır, patika yollar taş, çakıl dolu! Sonra gözlemlere geçiyor yazarımız. Her gözlemden sonra da şu soruyu soruyor:

“Hakkınız bu muydu?”

Vay be! Dokuz doğurtan soru!

Şimdi dersime iyi çalışmalıyım, cahil kalmamalıyım. Önce gözlemleri anımsayacak, sonra da “hakkınız bu muydu?” sorusunu yanıtlayacağım. Gözlemler bilgili yazarımızın, koyu renk (bold) yanıtlar da benim yanıtım olacak.

“Yok olmuş-edilmiş-varlığını tüketerek var etmeye çalışan kadınlar gördüm. Hakkınız bu muydu?”
Hayır!

“Kadının her zaman daha düşük ücretle çalıştırıldığını gördüm. Hakkınız bu muydu?”
Hayır!

“Cadde kenarında etini satmak için pazarlık yapan kadınlar gördüm. Hakkınız bu muydu?”
Hayır!

“Töre diye uydurulmuş, kendi namussuzluklarını yok etmek için kadınların katledilişlerini gördüm. Hakkınız bu muydu?”
Hayır!

“Kadını kadına düşman eden hırslar yaratıldığını gördüm. Hakkınız bu muydu?”
Hayır!

“Çalıştığınız işyerlerinde sözlü ve fiziksel tacizlere uğradığınızı gördüm. Hakkınız bu muydu?”
Hayır!

“Politikada var etme nedenlerinin sizin görüntünüzün vitrin olarak sergilediklerini gördüm. Hakkınız bu muydu?”
Hayır!

“İnsan olduklarını; içi boş, insanı günbegün aptallaştıran kadın programlarıyla beyinlerinin yıkandığını gördüm. Hakkınız bu muydu?”
Hayır!

“Gece belli bir saatten sonra sırf kadın olduğu için sokağa çıkamayan kadınlar gördüm! Hakkınız bu muydu?”
Hayır!

Vay be! Çıldıracaklar şimdi bu hayırları görünce “değişimci”ler! Ağzıma biber sürecekler!

“Bir daha hayır diyecek misin ha! Hiç akıllanmayacaksınız değil mi! (Siyaset) Bak bir daha duyarsak, kaçırırız sizi buralardan! Sizi gidi elitist keçiler sizi!”

Eyvah! Bunlar bizi… yani “KEÇİLERİ KAÇIRMAK”tan söz ediyorlar. Yandı gülüm amerikan bezi helva! Bu deyimi de yanlış söyledim. Ne fark eder, keten de bez, amerikan bezi de bez! Hem amerikan bezi daha ucuz! Çok umurumdaydı yanması!

 

Peki bir CİNS keçi olarak bu gözlemleri ben yapsaydım, ARABeskin yalellisi gibi “Hakkınız bu muydu?” sorusunu tam dokuz kez yineler miydim? Soru yalelli sorusu olursa, “hayır”ların tokat gibi art arda şaklaması da kaçınılmaz oluyor tabi. Oysa kopyayla sınav kazanmadan iş başına gelmiş dilbilgisi öğretmenleri anlatırlardı eskiden: Soru zarfları (belirteçleri), soru adılları, soru sıfatları vardır her dilde. Kim(ler)? Niçin? Ne zaman? Nasıl? Ne amaçla? Hangi koşullarda? gibi…

Yukarıda örneklenen dokuz gözlem, bu tür sorularla irdelenseydi, ortaya çok daha başka gözlem ve çetrefilli yeni sorular çıkar, gerçeğin aynası, yüzlerce sorunun yanıtı olarak tek bir sözcük olarak şaklardı tokat gibi!

Hayır!

Çünkü o gözlemlerin hepsi de kadını aşağılayan ve yok sayan gerici politikaların ürünüdür. Kadın konusu, tek bir sayfada çözülmeyecek kadar ciddi bir konudur. Çünkü, erkek çocuğun yetişmesinde ve kimliğini kazanmasında da büyük payı olan ebeveyn, annedir. Kadın, bütün toplumu şekillendirendir bir bakıma. Böyle bir dokunup geçilecek bir konu değildir kadın konusu.

Şu “elitist… beyaz Türk… vb” söylemleri de çok matrak geliyor bana. Statükoculuk ve ırkçılık gibi bir şey mi bu? Son yılların moda sözcükleri! Bir zamanlar da önüne gelene marjinal deme modası vardı.

Şimdi ben biraz Fransızca biliyorum ya, hepten matrak geliyor bu tür sıfatlar! Ne yani? Resmi tarihten başka bir şey bilmeye hakkımız yok mu bizim? Fransızca bilemez mi bir keçi?

Elit mi denmek isteniyor acaba elitist derken? Elitler sınıfı olur mu bilemem (bir sınıf edecek sayıda elit olması gerek) ama elitistler sınıfı olmayacağı kesin! Bizim emekçiler neden kıl kapıyorlar sınıf olmaktan, anlaşılıyor! Baksanıza ağzı olan yeni bir sınıf açıyor! Emekçi de kaçıyor karışıklıktan! Zaten yeterince “milliyet” var coğrafyada. Türk, Kürt, Arap, Ermeni, Rum, Laz, Boşnak, Gürcü vb.. Şimdi bir de bunları beyaz, sarı, kızıl, siyah, diye alt gruplara ayırın da ırklar da kusur kalmasın! Sonra ayıklarsınız pirincin taşını. Ne işiniz var, yetmiş üç milyon çuval pirincin taşını ayıklar durursunuz. Nasıl olsa mesleğiniz, “çalışmıyor”muş! Yani bolca vaktiniz var.

Hafızası uyuşturulmuş, beyni dumura uğratılmışlardan olduğumuz için bu pirincin taşını bizler ayıklayamayız! “Es kaza bi üniversite bitirmişiz diye kendimizi ulema ve otorite de sayamayız” buyurduğunuz gibi. Çağın ruhunu da….

Durun bir dakika! Çağın ruhunu neden yakalayalım ki?

Çağ, vahşetin çağı! İnsanın insana saygısının, sevgisinin, güveninin tamamen tüketildiği çağ!

Her altı saniyede bir çocuğun açlıktan öldüğü çağ!

Çağı yakalamak mı?

HAYIR!

Bu keçiler, yedikleri otu hak ediyorlar :) ))

 

Zelin Artuğ (Ülkü Öztürk Göçmen)

2.240 okunma
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (3 oy, ortalama: 5,00 / 5)
Loading ... Loading ...

Yorum yapma kapalı.