Anasayfa Anasayfa

Güneşin ayak sesleri…


Zelin Artuğ

Dallarına renkli, küçük ampuller takılmış ağaçlar, on üçünde gelin edilmiş kızlar gibi mahzun, yol boylarında utanarak başlarını eğmiş…

Yerinden yurdundan edilmiş, ayak bileğinden kesilmiş çiçekler, tozlu yol kıyılarında kovaların içinde gelene geçene pazarlanıyor…

Çiçek satıcıları, sevgililer gününü, anneler gününü üç kuruş kazanmak için iple çekiyorlar.

İyi ki bu özel günler var! İyi ki üç kuruş ekmek parası çıkıyor bu günlerin hatırına.

Canlıyı, kendiliğinden ne doğru, ne yanlış, ne adalet kavramları ilgilendirir. Bu, diğer canlılar için olduğu gibi, insan için de geçerlidir. Yaşamasına, daha güzel yaşamasına hizmet eden her şeyi mubah görür. Tartışma konusu yapılmasını istemez.

Akıl, ait olduğu canlının yaşamasının aleyhine tutum almaz; onu korumakla görevlidir; hatta canlıyla özdeştir.

Bir etobur, avlanmayı tartışmak istemez; bir bitki, topraktan alacağı suyu; inek yoncaya olan meylini; bir mirasyedi, kendisi çalışmadığı halde varlık içinde yaşıyorken, çalışan insanların iki yakalarını bir araya getirememelerini tartışmak istemez!

Yeşeren her yaprak, dev bir alışveriş merkezi inşaatının çimentosuna bulanır. Gecekondu çocukları bahar çiçeklerini analarının fistanlarında, ninelerinin şalvarlarında görürler. Emekçilerin elleri boya, tiner, vernik, çamaşır suyu kokar!

Çiçek kokuları, güzellik salonlarının klimalı, soğuk köşelerinde, soğuk muhabbetlerin soğuk repliklerinde boğulur!

Miras, babadan oğula yenen, kardeşten kardeşe esirgenen bir şeydir!

Ev sahipleri kiraların maaşlardan fazla olmasını tartışmak istemezler; patronlar, verdikleri maaşların kiraya bile yetmemesini…

“Doğruluk” ve “adalet” de savunulabilir. Bu kez de doğruluk ve adalet, ilgili canlının daha güzel yaşama çıkarlarıyla örtüşüyor demektir. Doğruluk ve adalet, daha güzel yaşama çıkarlarıyla örtüşmüyorsa, canlının bu kavramlara salt doğru olduğu için, salt adalet olduğu için bir bağlılığı söz konusu değildir. Başka deyişle, canlının yaşama çıkarlarının yanında, çoğunlukla sırtı yere gelir bu kavramların.

Sömüren, sömürülen ilişkisinde, sömürülenin doğruyu ve adaleti savunması, sömürenin ise su koyvermesi bu yüzdendendir!

“O koca Jüstinyanus
Mafya babası olmuş
Geneleve atmış Adalet’i
Haramiler, Bezirganlar…
Yasaların hukukunu çalmışlar!”
(A.K.Paksoy)

Adalet, orada öylece kış güneşinde parıldayan bir bıçak gibi devinimsiz duruyor!

Her canlı, yaşama çıkarlarıyla örtüşen yerde durur.

Gün gelir, bahar dallarında, renkli ampullerin yerinde rengarenk çiçekler açar… Dağ taş, çiçeğe durur doğa!

Hele güneşin kızıllığı bir insin yeryüzüne! Hele Adalet, sömürenin mülkiyetinden bir kurtulsun!

Güneşin ayak sesleri çınlatsın doğayı! Denizler, dağlar, ovalar kıpkızıl bir aydınlığa bürünsün!

Çiçek kokar emekçinin elleri… balmumu, kekik kokar!

 

Zelin Artuğ (Ülkü Öztürk Göçmen)

 

1.631 okunma
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (4 oy, ortalama: 5,00 / 5)
Loading ... Loading ...

Etiketler: , ,

Yorum yapma kapalı.