Anasayfa Anasayfa

yatılı okul yılları


Zelin Artuğ

 

İlk  arkadaşlar

Valizimi alıp, yatakhaneye çıkan merdivenlere yöneldim. Boğazımda bir düğüm… Biri bir şey söylese sağanak yağmurlar boşanacak!.. Babam beni bırakıp giderken, öylece kalakalmış, sessizce bakmıştım ardından. Tez zamanda ziyaretime geleceğini söylemişti, giderken.

Hava kararmaya başlamıştı. Merdiven aralığındaki tavana yakın  pencereden, loş bir ışık vuruyordu merdiven basamaklarına. Dışarıdaki ek binalardan birinden, bir aceminin çaldığı mandolin sesi geliyordu. Biraz daha uzaktan da bir flüt sesi…  Yeni bir yaşam başlıyordu yatılı kız okulunda…

O gün, verdikleri yatak takımını, son sınıftan bir yatakhane nöbetçisi kızın  gösterdiği çift katlı ranzanın üst katına sermiş, yine aynı kızın gösterdiği çelik dolaba eşyalarımı yerleştirmiştim.  Bizim odadakilerin hepsi de benim gibi çekingen, sessiz, dokunsan ağlayacak gibi hüzünlü kızlardı.

Yavaş yavaş, tanışıp, ilk arkadaşlığımıza adım attık o akşam. Saat 19:30′da birlikte, akşam yemeğine indik. Son sınıflardan bir abla ayağa kalkıp, kısa bir konuşma yaptı. Yeni gelenlere “Hoş geldiniz!” konuşması… Sonra, “Afiyet Olsun!” dileğiyle yerine oturdu. Okulun eski öğrencileri, bir ağızdan “afiyet olsun!” diye yinelediler.

Öğretmenler

Günler ne çabuk geçiyordu. Kısa sürede kaynaşmış, çok geniş bir ailenin bireyleri olmuştuk. Okuldaki sıkı disiplin ve bir türlü alışamadığımız karavana yemekleri dışında keyfimizi kaçıran bir şey yoktu. Öğretmenlerimizden bazılarını çok seviyor, bazılarına ise zor katlanıyorduk. Bugün bakıyorum da, çok sevdiğim insanlarla zor katlandıklarım, sanki o dönemdeki öğretmenlerimin kopyaları!..

Coğrafyacı Leman Hanım, Pedagoji ve Psikoloji derslerinin korkulu rüyası Afife Hanım… Fizikçi Olcay Hanım… Bir defasında bir Nisan şakamıza çok kızmış, bizi laboratuvara götürmüştü. Laboratuvardaki tahta bir duvarı tamamen kaplıyordu. Olcay Hanım, bütün sınıfı sözlü yapacağı zaman bizi laboratuvara götürür, tahtayı üçe, bazen dörde böldürüp, bizi üçer dörder sözlüye kaldırırdı. O gün de bizi laboratuvara götürünce bütün keyfimiz kaçmıştı. Nasıl telaşlanmayalım? Yeni konu anlatacaktı. Sözlüye çalışmamıştık ki!… Herkes zayıf aldı tabii. Çıkış zili çaldığında hepimizin suratı alı al, moru mor kesilmişti. Olcay hanım, büyük bir ciddiyetle kürsüden kalktı,  asık suratla kapıya yöneldi, kapıyı açtı, geri dönüp sınıfa baktı, “Nisan bir!” dedi. Aldığımız zayıfların gerçek olmadığını öğrenince dünyalar bizim olmuştu.

(sürecek)

Zelin Artuğ (Ülkü Öztürk Göçmen)

2.104 okunma
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (7 oy, ortalama: 5,00 / 5)
Loading ... Loading ...

Yorum yapma kapalı.