Anasayfa Anasayfa

düşün alkışlamadan önce!..


Zelin Artuğ

Sevgideğer Kemal Özer… “Çocukluk ozanların anayurdudur.” diyordun…peki ya ölüm nedir ozanlar için? Oldum olası, hiç yakıştıramadım ölümü ozanlara… Hele sana hiç mi hiç yakıştıramadım. Bu dünyanın alçaklıklarına…pala gibi savurduğun dizeleri toprağın bağrına saplayıp gitmek var mıydı böyle vakitsizce? Uğurlar olsun ağabey… Uğurlar olsun usta!…Işıklar içinde ol.

Gözümden bir inci tanesi yuvarlandı kitabının üzerine..Çocuklar için yazdığın (sevgideğer eşinin de İngilizce’ye çevirdiği) “Trenler ne güzeldir” kitabının dördüncü sayfasına düştü inci tanesi, gitti.. şu satırların üzerinde durdu:

“ (…) Sonra bir de bakarsınız, tren gitmiş, içinden geçtiği görüntü kalmış. Ama görüntüdeki evler, damlar, direkler bir süre daha üst üste yığılacak gibi olur, trenin gittiği yöne doğru…”

Sen o trene ne zaman bindin Kemal Özer? Kimseye söylemeden… sessizce çekip gitmek var mıydı böyle?

 

Sennur Sezer, 6 Ağustos 1995’te Evrensel gazetesinde Kemal Özer’le yaptığı bir söyleşiyi şöyle noktalamış:

Kemal Özer, şimdi beyaz örtülü bir masanın başındadır. Önünde bir çay fincanı. Belki de bir kurabiye vardır tabağında. Eşi Georgina ile toplumcu gerçekçi bir ozanı Türkçe’ye aktarıyordur belki de. Ya da topladığı gazete kesiklerini sıraya diziyordur. Bir fotoğrafı bir zarfa yerleştiriyordur. Yazacağı yeni bir dizi şiirin ayrıntıları peşindedir kısaca. Kalabalıkta uzun boylu bir adamın bir kadınla ya da bir satıcıyla yaşam hakkında konuştuğunu görürseniz, ona dikkatle bakın, o Kemal Özer’dir.”

Onun kitapları hep “yordam kitapları”dır. Kendisi çıkarır kitaplarını.. Neredeyse hepsinin, beyaz kartondan fonu olan çok hoş kapak desenleri vardır. Getirip yığdım önüme bu kitapları.. Sanki okyanusun ortasında, irili ufaklı bir dolu adacığın oluşturduğu bir coğrafyada gibiyim. Adalar çok yakın birbirine… Bir adadan ötekine atlayıp duruyorum.

İşte “Bir adı gurbet” adasındayım şimdi. Dolaşıyorum..

“Zorlanan insanlar. Bir sabah kimlikleri zorla değiştirilen, bir sabah zorla sınır dışına yollanan insanlar. Yanlarına alabildikleri ne varsa onunla – adları, dilleri, türküleri, anıları ve birkaç parça eşya. Ya alamadıkları?”

Kemal Özer, yetkin bir söz ustasıdır. Bir alçaklıkla karşılaştım mıydı… bir şeye canım çok sıkıldı mıydı, ne kadar kitabı varsa dökerim ortaya. Art arda havai fişekler gibi patlar, ruhumu karartan ne varsa darmadağın eder, gece gündüze, karanlık ışığa keser.. İşte şimdi onun kitapları… Hepsi de capcanlı duruyor önümde.. Arada bir inci tanesi dökülüyor gözümden, en güzel.. en can alıcı dizelerinin bulunduğu sayfalara ayraç oluyor. Kemal Ağabey’in gidişine değil yalnızca… küfürbaz, soyguncu, adaletsiz, entrikacı alçaklara biraz daha yer açıldı diye ağlıyorum.


“Nicedir doldurup soluğuma

,Saklardım bizim oranın türkülerini

Söylensin diye benden sonra da,

Savurur savurmaz yüreğimi

Bir kum fırtınası.”

 

atımı

bir yerde durmamanın,

güzelliğine bağladım.


Eski meşelerden doğan

bir tabutun içinde,

gidiyor Güneş

ölmeye!

,

“Sözdür silah yalın söz,

hiçbir engel tanımayan

insanın yaşamla arasında,

açık, anlaşılır, dolaysız, saklamayan hiçbir gerçeği.”

Hele bir “düşman” tanımlaması var ki Kemal Özer’in… nereyi “sel” bassa, oraya yakışır!.. Hem evrenSEL… hem tarihSEL.. hem de her günkü görSEL ve işitSEL görüntüye uyuyor.

“Günler değişmesin isterler, akıp gittiği halde zaman. Hep aynı bahçeyi görsün evlerin penceresi, aynı sokaklara açılsın kapılar, düdükleri hep aynı saatte ötsün fabrikaların.

Ve kimse düşünmesin isterler, nice yorgunluklardan sonra, yıldızlı bir mayıs gecesi. Başka kentler de olduğunu düşünmesin, başka insanlar da olduğunu, başka umutlar da.

Yeni bir dünyaya doğru devrildiğini güneşin.”

2 Temmuz’a saatler kaldı. 2 Temmuz 1993, Sivas katliamı!.. Yüz karası bir katliam! Kemal Özer’in, katliamda ölenlerden Asım Bezirci’yle ortak çalışmasının ürünü olan kitapları da var. “Dünden Bugüne Türk Şiiri (5 cilt)” Evrensel Basım Yayın’dan çıkmış.

Asım Bezirci ve Kemal Özer’i Cağaloğlu’nun sokaklarında birlikte yürürken düşlüyorum. Sirkeci’ye inen yokuştaki ara sokakta Varlık Dergisi.. Matbaa kokulu Cağaloğlu…

Bezirciler’in Behçet Aysanlar’ın göçüp gitmesinin ardından on altı kocaman yıl geçmiş.
Kemal Özer… Şair adam işte! On altı yıl sonra, bir katliamın yıl dönümünde buluşacak Asım Bezirci ile…

Kemal Özer…Işıklara sarın, rahat uyu!..

Sevgideğer Kemal Özer.. Bu halk, nice aydınını yitirdi.. Nice kara cahiller, gözümüzün içine baka baka, nice ak sayfalar açtılar…nice nutuklar çektiler meydanlarda.. Nice düşünce “suçlu”sunu, aşsız.. işsiz salıverdiler buz gibi sokaklara!.. Nice toplumcu şair, yazar, alkışlarla uğurlandı son yolculuğuna.. Sonra da unutulup anılmaz oldular, ahlakı zorla bozulan toplumda! Bu kez, ben seni alkışlarla uğurlamayacağım. Seni, yine senin dizelerinle uğurlamak istiyorum, kendi adıma.. İnci taneleriyle süslediğim dizelerinle…

“İnanma kardeşim

edilen söze, verilen umuda

salınan güvercinlere!

Ak değildir arınmanın rengi her zaman,,

barışın simgesi güvercin değildir,

özgürlük değildir salıvermenin anlamı!

İnanç bu kadar kolay çelinir mi deme,

yanlış bu kadar güzel gizlenir mi deme,

yalan bu kadar içten söylenir mi deme,

düşün alkışlamadan önce!”

 

Zelin Artuğ (Ülkü Öztürk Göçmen)

1.076 okunma
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (5 oy, ortalama: 5,00 / 5)
Loading ... Loading ...

Yorum yapma kapalı.