Anasayfa Anasayfa

kriz


Zelin Artuğ

Kriz… Herkesin dilinde bu sözcük. İşçiler, küçük esnaf, pazarcı, küçük ya da büyük işletme sahipleri.. pazara giden, kocalarından harçlıklı ev kadınları.. babasından harçlıklı öğrenciler.. en çok da kışın ortasında işinden atılan işsizler… herkes krizde! Ne olacak peki ? İnsanlar ne yiyip içecek? Nasıl sürdürecekler hayatlarını? Çocuklar nasıl gidecekler okullarına?  Nasıl çorba kaynayacak evlerde? Kredi kartı borçları nasıl ödenecek? Nasıl avukat tutacaklar hukuksal işlerini çözmek için?

İşsiz… Nereye kadar sokakları arşınlayacak? Ne zamana kadar eş dost onu tanıdığını unutacak, onu gördüğünde hafıza kaybına uğrayacak?


Eli kalem tutan, kafası çalışan, bilinci aydınlık insanlar nasıl yazacak yazılarını? Bir bilgisayarı olmadan, belki elektrikleri de kesikse, içini ısıtacak bir bardak çay da yoksa elinde, çocuğunun okul masrafını ve evinin ekmeğini düşünürken ne yazacak? Nasıl yazacak?

Söz gelimi, yayınevinin borcu var bana. Nasıl ödeyecek borcunu? Nereye kadar insanlar birbirlerini duymazdan gelecek ? Nereye kadar birbirlerine hiç de inandırıcı olmayan yalanlar söyleyecekler ? Sonradan yüz yüze nasıl bakacaklar? Bakmayacaklar mı? Toplumda sevgi, saygı erozyonu başladı bile!.. Bu gidiş nerede toslayacak duvara?

Bizler… Biz ne yapıyoruz?  Biz nasıl yaşıyoruz?  Biz bütün bu olanların neresindeyiz? İçinde mi dışında mı? Kıyısında mı, merkezinde mi? Sorumlu muyuz, değil miyiz? Kriz olmadan da böyleydik ama! Böyle sorumsuz kaçmalarımız olurdu.. Olmaz mıydı ha? Kimse inkar etmesin!..

“Affedersiniz.. telefon numaranız büroda kalmış, arayamadım.. Ha.. biz şimdi taşınıyoruz da.. Haftaya ,görüşsek olur mu? Ben on beş günlüğüne bir tatile çıkacağım… annemi kaplıcaya götüreceğim de.. Dönüşte ilk işim sizi aramak olacak.. ,

Bu masalları dinlerken, keçiler geliyor tabi bana:

“hhsstttralalaylomm tralalalaylom!…” gibi bir şeyler mırıldanıyorum.

Arama kardeşim! Arama beni döndüğünde! Ben de uzun bir yolculuğa çıkıyorum. Valizimi hazırladılar. Bir süredir sürekli mırıldandığım için… ömrümce ezberimde olmayan duaları birdenbire kendiliğimden öğrenip tekrarladığımı düşündüler ve endişelendiler benim için. Sürekli mırıldanınca .. korktular tabi. Bu nedenle götürüyorlar hastaneye.. İyi gelirmiş.. havadarmış.. bahçesinde ağaçlar varmış.. yeşillikmiş.. öyle dediler. Hiç yalnızlık çekmezmişim orada.. Benim gibi, bana benzer daha niceleri varmış!…

Bilmiyorlar ki, dua mırıldanmıyorum ben! Yalnızca söylemek istediklerimi yüksek sesle söyleyemiyorum, o kadar. İki üç yaşlarımdayken sokaktan geçen çarşafçıya öylesine… rasgele küfrettiğim için, bir avuç dolusu felek biberi tıkmıştı annem ağzıma.. Büyüdükçe anne baba, kardeş, yönetici, patron, müfettiş, ev sahibi, jandarma, polis… acı biberi hiç eksik etmediği için, mırıldanarak konuşmak alışkanlık haline geldi bende. Mırıldanarak ifade ediyorum söylemek istediklerimi. Kendimi rahatlatmak için durmadan mırıldanıyorum. Hepsi bu! Kriziniz batsın, e mi !..

 

Zelin Artuğ (Ülkü Öztürk Göçmen)

1.325 okunma
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (9 oy, ortalama: 5,00 / 5)
Loading ... Loading ...

Yorum yapma kapalı.