Anasayfa Anasayfa

Sayfa 1 / 11

27 Ocak 2009 için Arşiv

Mavi düşlerim


Zelin Artuğ

Mavi ışığını yak.
Masmavi bir aydınlık sarsın çevreni..
Masmavi aydınlık düşlerinin ışığını hiç söndürme!.. Sen ki o aydınlıkta mavi şiirler, öyküler yazdın, mavi düşler kurdun. Maviyi yaşadın, yaşattın bize de…
O çok sevdiğin maviyle boya gökyüzünü, denizi, çayı, ırmağı…
Mavi, senin dünyan. Sen maviyle doğmuş, maviyle yaşamış, yaşatmışsın.
Masmavi geçmişini aklında tutanlardansın. Gemilerle her gece, sen de uzaklardan dönenlerdensin. Ben de ebruliyim diyorsun ya! Ebruli bir mavi renk çağrıştırıyorsun bana sen. Hem ebruli, hem mavi…
Kim bilir, ne kadar huzur veriyorsundur çevrene… Çevrendekilerle birlikte seni düşlüyorum. Neden bilmem! Maviye boyanıyor düşlerim. Mavi bir ışık sızıyor pencerelerden. Pencerede sen ve yakınların, mavi bir sohbete koyulmuşsunuz.
Sen, sol yandaki olmalısın. Hani şu pencereye doğru dallarını uzatan sarmaşığın ardındaki…
Şimdi sen yol arkadaşlarınla olmak, yeni yerler keşfetmek, yeni denizlere yelken açmak istiyorsun. Belki bir düşler sokağına rastlamak… Eski yol arkadaşlarınla düşler sokağında rastlaşmak… Onlarla el ele verip, bambaşka diyarlarda, bambaşka hayatlar bulmak istiyorsun.
Kapa gözlerini şimdi…
Gözlerini açabilirsin…
Biz buradayız!

Zelin Artuğ (Ülkü Öztürk Göçmen)

Dantel Kafe


Zelin Artuğ

Bazı içkili eğlence yerleri vardır. Yok, damsız girilmez,  kravatsız girilmez, smokinsiz girilmez, fino köpeği olmayanlar giremez, yok topuklu pabuçsuz girilmez, abiye olmayanlar giremez, çok fonksiyonlu cep telefonu olmayanlar, şurasına burasına piercing taktırmayanlar, estetiksiz olanlar, silikonsuz olanlar, sırt dekoltesi olmayanlar giremez. Yok, otobüsle yolculuk edenler giremez, marka giyinmeyenler giremez, saç ektirmeyenler, solaryuma girmeyenler, adi jöle kullananlar, imitasyon mücevher takanlar giremez…

Sayın bakanın, sayın milletvekilinin yakını olmayanlar, bar açılışına çelenk göndermeyenler, evinde hizmetçi çalıştırmayanlar, çocuğuna gitar, piyano dersi aldırmayanlar, İngiltere’de yaz okuluna gitmeyenler, emekçiden tanıdığı olanlar giremez!

Şimdi bu mekânlara bir de kafeler eklendi. “Dantel Kafe’ler… Bu kafelere gidip şöyle biraz soluklanmak istediğinizde kapıyı bekleyen korumalarla burun buruna geliyorsunuz. Sizi öyle hemen içeri alacaklarını sanıyorsanız, aldanıyorsunuz.

Önce kapıda beklemeniz gerekir. Öyle birkaç saat beklemekle içeri alınacağınızı sanmayın hiç. Bir, iki, bazen üç gün beklemeniz gerekiyor kapıda. Bütün bilgileriniz kontrol ediliyor içeride. En çok da ne kadar “dantel” olduğunuza bakılıyor. Tam “dantel” olmasanız bile, biraz “entel” olmanız da yeterli içeri alınmanız için. Evet, “dantel” olanlar başta olmak üzere, azıcık “entel” oldunuz mu korkmayın. Siz, siz olun, sakın William Tell* olmaya kalkışmayın.

Dantel, Entel, IN;  William Tell,  OUT !

*Efsaneye göre, William Tell’in 14. yüzyıl başında İsviçre’yi Avusturya boyunduruğundan kurtarmaya yardım ettiği rivayet edilir. İsviçre’yi İmparator I. Albert adına yöneten Vali Gessler, düklük şapkasını Altdrof meydanında bir direğe astırır ve gelen herkesin bu şapkaya selam vermesini emreder. Tell, Gessler’ın şapkasını selamlamadığı için tutuklanır. Tell’in okçuluktaki ününden haberdar olan Vali, Tell’in oğlunun başına konulacak bir elmayı okla vuramaması halinde ikisini de idama çarptıracağını söyler. Tell, bu güç işi başarır ve oğlunu yaralamadan başının üstündeki elmayı ikiye böler. Fakat atışı yapmadan önce eline iki ok aldığını gören dük, bunun sebebini sorunca, Tell, ikinci oku oğlunun ölmesi halinde dükü öldürmek için kullanacağını söyler. Bunun üzerine, dük tarafından hapse mahkûm edilir ve bir kaleye gönderilir. Gemi ile nakledilirken çıkan bir fırtınadan istifade ederek kaçar ve Gessler’i bir okla öldürür.

 

Zelin Artuğ (Ülkü Öztürk Göçmen)