Anasayfa Anasayfa

Metek


Zelin Artuğ

Adım, Metek. Soyadım yok. Annemi ve babamı göç yolunda yitirdim. Anlayacağınız, anadan öksüz, babadan yetim bir kuşum.

Pasifiği aşmış, yorgun argın San Francisco kıyılarına çıkmak üzereydik ki insanlar tarafından yaylım ateşine tutulduk.

Önce adımın anlamını söyleyeyim size. Siyasal hakları olmayan yerleşik yabancılara eski Atina’da Metek derlermiş.

Babam, insanlara öykündüğünden değil, önemli bir gerçeği vurgulamak için koymuş bana bu adı. Zavallı kuş babam, sanmış ki siyasete bulaşmazsam başıma bir iş gelmez.

Bu aklı insanlardan almış olmalı. Daldan dala sekerken, saçakta yağmur suyuyla yıkanırken, bağda bahçede yiyecek ararken hep bir kulağı insanlardaymış babamın.

Okuyup adam olmak ne demekse? Babam, cahil kuş tabi. Bu okuyup adam olma işine fena sarmış. Yazamasa bile okumayı öğrenecek, çoluk çocuğuna öğretecekmiş. Uzun süren molalarda uçup uçup gitmiş uzaklara. Parklarda, çay bahçelerinde o ağaçtan bu ağaca konmuş durmuş. Çay içen insanların gazetelerini göz hapsine almış. Akşam olup da el ayak çekilince, babam kıyıda köşede unutulan, ya da bırakılan gazeteleri toplayıp bizim oraya getiriyormuş. Bir çalının dibinde biriktirmiş bu gazeteleri. Sonra kendine bir kütüphane yapmış orada. Bununla da kalmamış, okumayı sökmüş kendi kendine..

Babam beni bir kenara çekti ve okumayı nasıl söktüğünü anlattı. Bununla da yetinmemiş, bir de kitap yazmış. “İnsanların tepesine etmenin on iki yolu”.

Sürü yola çıkıncaya kadar bana da okumayı öğreteceğini söyledi. Sonra öğretti. Uçmaktan daha kolaymış. Babamın yazdığı kitabı kanatlarımın altına sakladım.

Göç yoluna çıkma hazırlığı yapıyorduk. Yağmur birikintilerinde yıkanmış, tüyümüzü kanadımızı parlatmıştık. Ben ilk kez böyle uzun bir yolculuğa çıkacaktım. Çok kalabalık bir sürümüz vardı. Herkes yolculuk öncesinde yakınlarıyla  doyasıya vakit geçiriyor, sevdikleriyle  vedalaşıyordu.

Hareket saati gelip çatmıştı. Geniş otlaklar, kuş cıvıltılarıyla doldu.  Annemle babamın güneşte parıldayan, renkten renge giren o güzelim tüylerine son bir kez baktım.

Sürü havalandı. Gökyüzü bizimdi sanki.. Uçsuz bucaksız mavilikler bizimdi. İlk kez böyle uzun bir yolculuğa çıkıyordum. Günlerce, haftalarca uçtuk.. Göklerde başka hangi canlı böylesine mağrur, böylesine estetik kanat çırpabilirdi ki! Sınırlarımız yoktu bizim. Sınır kavgalarımız da yoktu.

ABD sınırlarına girmiştik. Koskoca Pasifiği aşmış, San Francisco kıyılarına çıkmak üzereydik. Orada mola verip dinlenecektik. Birden ne olduğunu anlayamadığımız bir gürültünün içinde bulduk kendimizi. Yaylım ateşine tutulmuştuk.

Neden ?

Bu sorunun yanıtını asla öğrenemeyeceğim!

Bizimkiler, insanların tepesine ediyorlar; ama insanlar bunun bir ceza olduğunu anlamıyor, hemen milli piyango bileti almaya koşuyorlar.  Piyangocular zengin oldu. Amblemleri bile kuş!

Bugünlerde ben de insanlar için bir kitap yazmayı düşünüyorum. Babamın yazdığı kitabın, amacına ulaşabilmesi için.. ”Kuşlar insanların tepesine neden ederler?”

 

Zelin Artuğ (Ülkü Öztürk Göçmen)

3.883 okunma
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (8 oy, ortalama: 5,00 / 5)
Loading ... Loading ...

“Metek” için 1 Yorum

  1. Gökhan diyor ki:

    Martı Jonathan Livingston’u hatırlattı bana bu yazı. Bir solukta okudum bunu da o kitap gibi. İkisi de kuşların dilinden sorguluyor dünyayı.

    Hani hakaret için “kuş beyinli” derler ya. Külliyen yalan. Kuşlar memelilerden sonra en zeki canlılar. O yüzden diyelim bir “timsah”a göre insanlarla daha yakın dostluklar kurabiliyorlar.

    Yazılarda kuşları konuşturma yeteneğiyse, sadece kuşlarla yakın dostluklar kurmuş, onlarla “konuşmuş”, onları da “konuşturmuş”lara özgü.

    Richard Bach’ın da böyle bir yönü olmalı. Belki parklarda, bahçelerde karşılaştığımız “kuş dostu” çocuklardan biriydi o da küçükken.