Anasayfa Anasayfa

yağ.. yağ.. yağmur


Zelin Artuğ

“Yağ yağ yağmur…teknede hamur…tarlada çamur…” Böyle bir tekerleme söylenirdi benim çocukluğumda.  Soğuk sonbahar günlerinde, hafta sonu tatillerinde annem hamur yoğursun, şekilli kurabiyeler yapsın, fırından çıkardığı mis kokulu, sıcacık kurabiyeleri bir tabağa koysun isterdim.

Kurabiye tabağını kucağıma alıp pencerinin önüne oturmak ne büyük bir zevkti. Dışarısı soğuk, içerisi sıcak…Dışarısı çamurlu, içerisi kuru.. İçerisi kurabiye kokuyor. Sobanın üzerinde fokurdayan çaydanlık.. İçeride saatin tik takları, dışarıda yağmurun çisiltisi..

Yağmur yağdı mı elektrikler giderdi bazen.. Hava tam kararmamış, ama az sonra kararacak. Şimdilik evin içindeki nesneler, suratlar seçilebiliyor iyi kötü. Çocukluğumda elektrikler kesilince de sevinirdim. Kimse bana “Kurabiye yedin, git iyice ellerini sabunla bakalım!” demeyecek, muhtemelen bir sabunlu bez getirilip, oturduğum yerde ellerim silinecek, ben de pencerenin önündeki yerimi abime kaptırmış olmayacağım. Ya da mum yakılacak, gaz lambası yakılacak, evin içinde otantik bir hava oluşacak.

Böyle bir havada düş kurmak da güzeldir. “Sakın kalkma yerinden, kalkarsan bir yerlere çarpıp, bir şeyler devirirsin!” dedikleri için bol bol düş kurabilirsin yağmurda dışarıyı izleyerek.

Örneğin, o tepenin ardında bir deniz var. Yavaşça yerinden kalkıyor, pencereyi hafifçe aralıyorsun, atlıyorsun bahçeye. Çıplak ayakların ıslak çimlere değiyor. Taze biçilmiş çim kokusuyla karışık, toprak kokusu… Başını eğip, yavaşça evin arkasına dolanıyorsun. Kimsecikler yok. Senin yokluğunu fark etmemişler daha.

Yağmur hızını artırıyor.. Ellerinle başına siper yapıp, koşuyorsun tepeye doğru. Soluk soluğa, yalın ayak koşuyorsun.. Uzaklardan köpek havlamaları geliyor. Tepenin eteklerine geldin sayılır. Terlemişsin.. Durup solukladığında anladın terlediğini. Buz gibi bir serinlik dolaşıyor sırtında. Durursan, hasta olmak da var. Nereden atıldın ki bu serüvene..

Tepedeki çalı çırpıya tutunup, onlardan güç alarak yavaş yavaş tırmanıyorsun. Mutlaka ulaşacaksın o denize. Evet..az kaldı, ha gayret! Sonunda denizi göreceğin noktaya vardın işte.

O da nesi! Bir korsan gemisi yanaşıyor kıyıya. Çok hızlı hareket ediyorlar. Bir dolu korsan iniyor gemiden. ,Maymun gibi çevik hepsi de… Bulunduğun tepeye tırmanıyorlar. Bir an önce geriye dönmeli, onlar seni yakalamadan kaçıp kurtulmalısın ellerinden. O da ne ! Ev yok yerinde.. Elektrikler kesilmişti, evet ama lamba yanıyordu, mum yanıyordu, açıktı perdeler.. Mutlaka bir ışık sızması gerekiyordu pencerelerden. Yanlış bir yol mu izledin yoksa? Ev yok işte, yok!

Sakin olmalısın.. En ufak yanlış bir kararda yakalayacak seni bu korsanlar.. İyi de sen bir çözüm buluncaya kadar, enseleyecekler seni… demeye kalmadan, omzunda bir el ! Gözlerini kapatıyorsun. Yakalandın işte.. Her şey bitti! Hadi..konuş artık..kimsin sen ? Gözlerim kapalı.. Ama sanki ortalığı büyük bir aydınlık kaplamış gibi hissediyorum. Mutlaka bir şimşek çaktı gözlerim kapalıyken. Birazdan gök gürleyecek! Sonunda konuşuyor korsan:

,-Neden böyle karanlıkta oturuyorsun kızım ? Elektriği de yakmamışsın.

Gözlerimi açıyorum ilkin. Gözlerim karanlıktan aydınlığa alışıyor. Sonra yavaşça başımı çevirip bakıyorum; babama gülümsüyorum.

-Elektriği sen mi yaktın babacığım?

 

Zelin Artuğ (Ülkü Öztürk Göçmen)

3.253 okunma
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (16 oy, ortalama: 5,00 / 5)
Loading ... Loading ...

Yorum yapma kapalı.