Anasayfa Anasayfa

trakyalı spartacus


Zelin Artuğ

Sahaf dükkânlarındaki kitap kokusunu bilir misiniz?  Merdivensiz yetişmekte zorlandığınız o eski kitap raflarından aldığınız bir kitabın sayfalarını kokladınız mı hiç? Kâğıdın yapıldığı ağacın kokusunu duyarsınız sayfaların arasında.  Bu insanı sarhoş eden kokuya, kitap raflarındaki küf kokusu da sinmiştir biraz. Nefis bir karışım… Aldığınız kitapları özenle tutarsınız elinizde. Alamadığınız kitabı da okşamak ister, sonra sanki kitabı incitecekmişsiniz gibi elinizi geri çekersiniz. Bu koku sizi alır, bodrum katlarındaki penceresiz, gece gündüz elektrikle aydınlanan, döşemesi boyalı tahtadan, sessiz kütüphanelere götürür.

Sayfalarına tarihin kokusu sinmiş kitapların arasında kendinizi unutursunuz. Bambaşka bir ülkedir burası. Burada herkes birbirine saygılıdır. Kitaba saygının olduğu yerde, insanın da insana saygısı vardır. Kitap bir kez korsanın eline geçip de sokağa düştü mü, insanın da sokağa, kaldırımlara düşmesi an meselesidir. Kitaba saygı yoksa insana da saygı yoktur. Yazara ve çevirmene saygı yoksa anaya da saygı yoktur! Çünkü her kitap, sancılı bir sabrın ürünüdür.

Kitapların tavana kadar yükselen rafları doldurduğu bir sahafta bir kitap geçti elime: Spartacus. Yıllar önce filmini de izlemiş, her izleyen gibi ben de çok etkilenmiştim. Başkaca romanları da çevrilmişti Türkçe’ye. Ama bu başkaydı, çıralı ağaç gibi kokuyordu sayfaları. Kim bilir ne yangınlar vardı bu kitabın içinde!

Biz şimdi bunları bir yana bırakalım, Spartacus’ten konuşalım. Spartacus’ün kökleri, Bithynialı General Zpardakos hanedanına dayanıyor. Bithynia, Eski Anadolu’nun Kuzeybatı bölgesinde bir yerleşim yeri. Anadolu’da, ilkçağda kölelik olgusu var. Anadolu insanı, buna bağlı olarak zaman zaman ayaklanıyor. Spartacus’e dönelim yine biz, onu konuşalım: “Ayaklanma planı başarılı olursa, savaş, hiçbir zaman olmadığı kadar şiddetle patlak verecek, hiç kimse Roma’nın nasıl dize geldiğini anlayamayacaktı. Kim bilir? Bir yandan Mithridate’la, öte yandan Sertorius’la ittifak yaparak, korsanlar yardımıyla denize egemen olup Annibal’in başaramadığını başarabilir, sonsuza dek Roma İmparatorluğunu yıkabilir miydi? ”

Halikarnas Balıkçısı… Ne güzel isim vermiş kendine değil mi? Hem balıkçı, hem de Halikarnaslı! Halikarnas Balıkçısı deyince gözümün önüne çarşaf gibi düzgün bir deniz resmi geliyor. Ufukta, akşam güneşinin kızıllıkları vurmuş denizin yüzüne. Kumsaldaki balıkçılar,  pantolon paçalarını dizlerine kadar sıvamışlar, çıplak ayakla kolan vurup,  ağ çekiyorlar kıyıya doğru. Cevat Şakir, bunlardan biri miydi acaba? Yoksa o, kayığıyla denize açılıp, başında kasketi,

oltayla balık mı tutuyordu? Bunu araştırmalıyım. Şimdilik, Halikarnas Balıkçısı’nın notlarıyla yetiniyorum: “(…) Hellenistan’da Spartalılar Hellen sayılırdı: Bunlar, savaşta yendikleri Messenia halkının hepsini de köle saydılar. Onları en murdar, en alçaltıcı işlerde kullandılar. Üstelik köle olarak yaşayıp öleceklerini unutmasınlar diye sık sık kamçıyla döverlerdi onları. “Helot” denilen bu köleler çoğalıp da başkaldırmasınlar diye, iki üç yılda bir, sürüler halinde öldürülürlerdi. (…) Köle alım satımlarının merkezi Atina idi. Orada haraç mezat satılan, her ulustan kölelerin kaça satıldığını gösteren listeler bulunmuştur. Aynı yaşta ve güzellikteki erkek ya da dişi Anadolulu, İonyalı, Karialı ve Suriyelilerle Filistinliler, başka uluslardan olan kölelere göre daha pahalıya satılıyorlardı.(…) Sparta emperyalizmi ile Atina Emperyalizmi arasında Peloponessos savaşı çıkınca, kimi Anadolulular, Atina’ya isyan ediyorlar; isyan bastırılınca da bu Anadolulular köle olarak Atina’da satılıyorlardı. (…)

Spartacus’ün Roma’ya başkaldırması sonucunda 60.000 köle öldürülmüş; 6.000 köle de Romalılar tarafından, önce tutsak alınıp, sonra Roma’dan Capoue’ya giden Appienne yolu boyunca çarmıha gerilmişti. Vahşet! Kaba kuvvetin vahşeti! Oysa Spartacus’un kampında 3.000 canlı savaş tutsağı bulunmuş savaşın sonunda.

Spartacus ve öteki köleler, kılıçları ellerinde, düşmana karşı gururlu bir biçimde, kendilerini yenenlerden yüz kat daha özgürlüğü hak ederek ölmüşlerdi. Halikarnas Balıkçısı’nın “Hey Koca Yurttaş !” dediği Trakyalı Spartacus ve köle arkadaşlarının bu özgürlük mücadelesi, ezilen insanların onuru oldu.

Zelin Artuğ (Ülkü Öztürk Göçmen)

21.788 okunma
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (11 oy, ortalama: 4,64 / 5)
Loading ... Loading ...

Yorum Yapın

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.