Anasayfa Anasayfa

Sayfa 1 / 2412345»...Son »

Bayram


Zelin Artuğ

Bayram bütün gece, ceketini başının altına yastık yapmış, sırt üstü çimende yatıp yıldızları seyretmişti. Ne çok yıldız vardı gökte. Çocukluğu, ilk gençlik yılları hep yıldızların altında yatıp düş kurmakla geçmişti. Çok küçükken nenesi her yıldızın dünyadan göçüp gitmiş kimseler olduğunu, ta oralardan hayatta olan sevdiklerini izlediklerini söylemişti. Bayram yıldızlara bakar, o çocukken dereye düşüp boğulan anası Sultan’la, daha on iki yaşında asfaltta çiçek satarken acemi bir sürücünün arabası altında kalıp oracıkta can veren küçük kardeşi Cennet’i arar, bulamazdı. Nasıl bulsun ki? Bütün yıldızlar birbirine benziyordu.

Güneşin dilini çözmek


Zelin Artuğ

Zekâyı bilemem ama içgüdülerin güçlüden zayıfa doğru arttığını düşünürüm. Yemek yemeyi bilmeyen bebeğin memeye sarılması, suya düşen palazın yüzmeye başlaması, kuş yavrusunun uçması… Ne denli kendi başımızın çaresine bakmak zorunda olursak, o denli güçleniriz. Kuklanın iplerine gelince… Bildiğim kadarıyla, önce kukla yapılır, kukla ipleri sonradan takılır. İnsanın doğasında yoktur bu ipler. Birileri, bir takım amaçlarla takar bu ipleri. Ya kabullenip kukla olarak sürdüreceksin hayatını, ya da bu iplerden kurtulacaksın. Tabi başka ipler ya da uzaktan kumanda aygıtları takmadığımız sürece “ipsiz sapsız” olmanın bir zararı yok bize. İpimizden kurtulduk derken uzaktan kumanda edilmeyi bir kez sindirdik mi içimize, işte o zaman başlar asıl ipsiz sapsızlık! En iyisi dışarda ve içerde emeğin tam bağımsızlığı. Aç ve açıkta kalma korkusunun olmadığı bir dünya ancak “iş”in sahibinin, “iş”i üretenin olduğu bir dünyayla mümkündür.

Yazının tamamını okuyun »

En uzun gece


Zelin Artuğ

“Topumuz bir tek inciyiz, bir tek./Başımız da tek, aklımız da tek./Ne diye iki görür olup kalmışız / İki büklüm gök kubbenin altında, ne diye?” (Mevlânâ)

Bu dizeleri okuduktan yıllar sonra bir başka bilge kişi, bu sorunun yanıtını şöyle veriyordu: “Hoşgörü, bireye yönelik olmalı. Biri bana haksızlık yaparsa, hoşgörülü davranırım. Ama bu haksızlık bana değil de bir başkasına ya da topluma yapılmışsa, işte o zaman hoşgörülü davranamam.”

Yazının tamamını okuyun »

En tehlikeli virüs


Zelin Artuğ

Tarihî kaynaklar ikinci dünya savaşında 80 milyon kişinin öldüğünü söylüyor. İstatistiklere göre her yıl dünyada 10 milyon kişinin açlıktan öldüğü saptanmış. Bu rakamlara göre, dünyada 8 yılda bir, ikinci dünya savaşındaki ölü sayısı kadar insanın açlıktan öldüğü anlaşılıyor. Yani bu gözü kana doymaz insanlık, her yüzyılda yaklaşık 13 dünya savaşındaki kayba bedel insanı açlıktan öldürüyor! İnsanları vuran açlık, en tehlikeli virüstür. En çok, dünyanın en yoksul coğrafyalarında can kayıplarına neden olan açlık virüsü!

Hani öcü diye bir şey yoktu?


Zelin Artuğ

Çocukken, bazı çocuklar gibi ben de öcülerden çok korkardım. Öcü nasıl bir şeydi, canlı mıydı cansız mıydı bilemezdim. Nasıl bir kötülük yapardı çocuklara? Yer miydi onları? Döver miydi? Öldürür müydü? Kaçırıp keser miydi? Bilmiyorum. Belki de tutup kolundan, sürüye sürüye karanlıklar ülkesine götürürdü. Bir dolu öcünün bulunduğu yere!
Gözümün önünde canlandırdığım bir öcü imajı vardı. Uzun, bol giysili bir yaratık… Ben kaçarken ardımdan koştukça etekleri uçuşan… Yüzü nasıldı peki? Yüzü olmazdı ki öcünün. Öcüler yüzsüz olurdu. Çocukları korkutan bir “şey” hangi yüzle bakabilirdi ki insanların suratına. Tabi ki yüzsüz olacak. Yüzsüz olunca da kötülük üstüne kötülük yapacak.

Evvel zaman çocukluğu (İkinci Bölüm)


Zelin Artuğ

 

Ellerimi ve burnumu cama dayayıp sokağa bakıyorum. Yumuşak somyanın üzerinde denge sağlamak zor. Ayağımın altına yastık koyup yükseltiyorlar beni. Camı açmıyorlar. Camın arkasından bakıyorum. Bazen dengemi kaybedip yuvarlanıyorum somyanın üzerine. Ağlıyorum. Gelip kaldırıyorlar.

Komşu Makbule teyze geldi bize. “Panayıra Boncuk gelmiş” dedi anneme. Karar verildi. Komşularla panayıra gidilecek. Herkes hazırlığını yaptı. Gezmeye gidilecekse mutlaka süslenmem gerek. Saçlarım taranacak, kırmızı kadifeden karpuz kollu elbisem giydirilecek, saçlarıma kolonya dökülecek. Kolonya şart! Boncuk’u, omzumdaki nazar boncuğu gibi bir şey sanıyordum. Meğer cambazmış.

Yazının tamamını okuyun »

Evvel zaman çocukluğu (Birinci Bölüm)


Zelin Artuğ

Her şey o kadar yeni ki yaşamda, ev, sokak, büyükler… Her biri yeni bir keşif! Acıkmaya, susamaya, uyumaya kendim karar veremeyecek kadar yabancıyım dünyaya. Zamanımın büyük çoğunluğunda sırt üstü yatıyorum. Sürekli başucumda gördüğüm büyükler beni yattığım yerden aldıklarında seviniyorum. Böylesi daha güvenli. Sırt üstü yatıp, aynı noktaya bakmaktan kurtuluyorum. Sürekli yatmaktan ağrımış olan sırtım rahat ediyor. Kaldırdıklarında kafamı dik tutmakta zorlanıyorum. Boynum mu ince, yoksa kafam mı ağır geliyor bilemiyorum. Annem kafamı eliyle destekleyince rahatlıyorum. Anne kucağı çok rahat. Ama yer çok yüksek. Annemin beni sımsıkı tuttuğunu bilmesem, boyumun birkaç katı bir yükseklikte dolaşmak evde, hele sokakta çok tehlikeli olurdu. Anneme sımsıkı sarılıyorum.

Uykusuz bir gece


Zelin Artuğ

Asuman, sağına döndü, soluna döndü, uyuyamadı. Başucundaki okuma lambasını yaktı, saate baktı. Saat sabahın dört buçuğuydu. Lambayı kapadı, gözlerini yumdu. Karanlıkta içi daraldı. Uyumak için, yan döndü. Kolunu yastığının altına uzattı, olmadı! Başını yastığın altına gömdü, olmadı! . Sımsıkı kapadı gözlerini. Az önce sesi soluğu kesilen karasinek sinsice yaklaşıp kulağının dibinde sinir bozucu bir sesle vızıldadı. Elini boşlukta sallayıp sineği uzaklaştırdı kulağından. Yazının tamamını okuyun »

Otobüs yolculuğu


Zelin Artuğ

Adiloş, çocukluk arkadaşı Meral’in daveti üzerine, Mersin’e gidiyordu. Çok heyecanlıydı. İstanbul’dan trenle Ankara’ya gitmiş, Ankara’dan Mersin’e otobüsle devam edecek, Meral onu terminalde karşılayacaktı. Otobüsle gece yolculuğunu severdi Adiloş. Gece, kendisi gibi birkaç kişinin daha uyanık olduğunu görmek, içini rahatlatıyordu. Uyumak, ölmek gibi bir şey, diye düşünür, sevmezdi uykuyu. Otobüste herkes uyusa da sürücü uyumuyordu en azından. Kollarını kavuşturup, tekli koltuğuna iyice gömüldü. Muavin, elinde listeyle, otobüsün koridorunda sağlı sollu yolcuları kontrol ederek arkaya doğru yürüdü.

Yazının tamamını okuyun »

İblis (Çev: Ülkü Öztürk)


Zelin Artuğ