Anasayfa Anasayfa

Sayfa 1 / 2612345»...Son »

Boşluk


Zelin Artuğ

Kentin üzerine alacakaranlık çöktü. Hava birden serinledi. Mevsim yazdan sonbahara dönmüş, evlerde kış hazırlıkları başlamıştı. Sokaktaki, parklardaki insanlar birer ikişer kapalı mekânlara çekilmeye başladılar. Küçük pencerelerin ardındaki ölgün ışıklar, büyük pencerelerin parlak ışıklarından ürkermişçesine titrek yanmaktaydılar.

Alacakaranlık yerini çarçabuk akşamın koyu, mavi karanlığına bıraktı. Açık pencerelerin birinden yükselen keskin ızgara kokusu işten eve yorgun argın, aç dönenlerin iştahını kabarttı. Yalnız yaşayanlar, bir tavaya kıracakları iki yumurtanın; evde bekleyeni olanlar dumanı tüten bir bulgur pilavının hayaliyle avundular.

Yazının tamamını okuyun »

Yargı


Zelin Artuğ

Sokrates’ın karısı “Ah, bu acımasız yargıçlar! Seni haksız yere öldürüyorlar!” diye ağlanıp sızlanırken, Sokrates, “Ya haklı yere öldürseydiler, daha mı iyi olurdu?” der.

Toplumu oluşturan bireylerin birbirlerine karşı sorumluluklarının olması gerektiği, tartışılmaz bir durum.  Ne var ki asıl sorumluluk, bireyin kendine karşı sorumluluğu olsa gerek.

“Başkaları ne der?” dedikçe yanılgılara yanılgı eklemekteyiz. Başkaları için giyinen, başkaları gibi davranan, başkaları gibi yaşayan, yaşayamadığında başkalarının yaşantısına özenen, başkalarının aklıyla davranan kişi, bir de bakmışsınız, “başka” adında bir varlığa dönüşüvermiş.

Yazının tamamını okuyun »

Ahtapot


Zelin Artuğ

“Bal idim, pekmez oldum

Gül idim kokmaz oldum

Evvel gerekli idim

Şimdi gerekmez oldum.”

Bu yıl havalar erken soğudu. Sonbaharın tadını çıkarmadan kış kapıyı çaldı. Yıllardır gülümsemeyi unutmuş olan insanların yüzleri daha bir gülmez oldu. Gündüzleri gökyüzünün mavisini karaya boyayan bulutlar, gecenin karanlığını da kara örtüleriyle örttüler. Yıldızları dökülmüş gibi oldu gökyüzünün. Yeryüzünde, faturası ödenmemiş evlerde ışıkların kesildiği yetmezmiş gibi, geceleyin, gökyüzü de ışıksız kaldı. Faturası ödenmemiş evleri ısıtmaya, kara bulutların ardına çekilen fersiz güneşin ısısı da yetmez oldu.

Yazının tamamını okuyun »

Ekmek aslanın ağzında


Zelin Artuğ

Günün ilk saatleri. Kumsal henüz boş. Kumun toprakla birleştiği yerde, sararmış otların içinde belli ki geceden bir köpek yatmış, kuru otlar sağa sola devrilip ezilmiş. Az ileride, kayalığın başında, köpek pisliği üzerinde parlak yeşil renkli, iri sinekler dolanıyor. Kayalıktan kötü, idrar kokuları geliyor.  Kasabadan denize doğru inen yarı yarıya kurumuş çayın suyu git gide incelerek otlağın arkasındaki toprakla karışmış, elenmiş gibi kumların içinde kirli su birikintileri oluşturarak kayboluyor. Un gibi ince, ıslak toprakta iri terlik izleri… Olasılıkla geceleri, kayalıkta bira içen üç beş akşamcıdan kalan izler…

Yazının tamamını okuyun »

En kusursuz cinayet


Zelin Artuğ

“En kusursuz cinayet, birinin yaşama sevincini öldürmektir.” Paulo Coelho

Yazar, o gün Sanat Kurumundan öğle yemeği için iki şair arkadaşıyla çıkmış, Tarlabaşı Bulvarı’ndan Tepebaşı’na doğru ucuz bir lokanta aramaya girişmişlerdi. İşte dükkânın camına iliştirilmiş özensiz harflerle yazılmış bir levha: “Kuru fasulye, pilav”…

Hiç düşünmeden daldılar içeri. Köşede bir masa seçip oturdular. Masa, günlerce yıkanmamış aynı bezle silinmekten yağlıydı ve kötü kokuyordu.

Yazar, cebinden ufak bir kolonya şişesi çıkardı, masaya kolonya püskürttü. Masada duran peçeteliğe uzandı, iyice sıkıştırılmış peçetelikten bir peçete çekti. Peçetenin yarısı elinde, öteki yarısı peçetelikte kaldı. Başını sağa sola sallayıp sinirli hareketlerle sildi masayı. Arkadaşları, ellerini çenelerinin altında kavuşturmuşlar, yazarın davranışını izliyorlardı.

Yazının tamamını okuyun »

Gözaltında


Zelin Artuğ

Selam, yeryüzünü ortak bir umut ve bilinçle paylaştığım arkadaş! Sen ve ben… Bilmiyoruz birbirimizin adını. Nerede yaşadığımızı, kimlerle yaşadığımızı, yaşımızı, fiziğimizi, kimyamızı bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey, insan oluşumuz, insanca yaşama değerlerine bağlı oluşumuz, iyiyi, güzeli, doğruyu arıyor olmamız… Yetmez mi?
Onat Kutlar’ın “Yeter ki kararmasın” adlı kitabından çok etkilenmiştim. Kitabı okuyalı yıllar oldu. Şu tümceleri çok beğenmiş, bir köşeye not almışım.

Bugün günlerden umut


Zelin Artuğ

Pazar günleri, çalışanlar için de iş günü sayılır. Yoğun iş temposu yüzünden bütün bir hafta ertelenen işler, pazar gününe kalır. Temizlik, çamaşır, ütü; varsa bahçe işleri, yoksa küçük tamiratlar, mutfak işleri…

Biri, pazar günlerinin kaderini değiştirmeli. Pazar günleri sıkıcı bir gün olmaktan çıkarılmalı. İnsanların iliğine kadar sömürüldüğü düzenlerde bu pek olanaklı görünmüyor. Bir yanından esnetsen, öteki yan fire verir. Sistemi değiştirmeden ne pazar günlerinin kaderi değişir, ne insanın, ne de öteki canlıların!

Bozuk olanı onaramazsak çöpe atarız. Ben de atarım pazarları çöpe! Pazartesi gelsin hele! Gün ola harman ola!

Yazının tamamını okuyun »

Yalnızken susmak


Zelin Artuğ

Durmadan konuşuyordu. Anlatırken konudan konuya atlıyor, içinde ne varsa döküyordu. Zembereği boşalmış çalar saat gibiydi. Bir ara boşluğa bakan gözleri dinleyicisine takıldı. Dinleyenin, zorunlu suskunluğunun ardına gizlediği sıkıntı ve bunalmışlığı, suskunluğunun bulutlarından sıyrılıp, şimşek gibi gözlerinde çakmaya başlamıştı. Dinlemekle dinlemek istememek arasında bocalayan bu bakışlarda kızgınlıkla hoşgörü arasında bir karmaşık duygu vardı.

Konuşan, bu bakışlardaki kıvılcımı, dinleyenin sıkılmış olmasına değil de anlattığı konunun karmaşıklığı karşısında bocalamasına verdi ve konuşmasını sürdürdü:

Yazının tamamını okuyun »

Gül mevsimi


Zelin Artuğ

Saat sabahın beşi. Giyinip bahçeye çıkıyorum. Doğa, uyanışın ilk kıpırdanışlarını yaşıyor. Bahçedeki kızıl gülün yapraklarında inci taneleri… Hatminin alt dallarından biri kırılmış, boynunu toprağa eğmiş. Kuruyup gazel olacağı zamanı bekliyor. İri bir karınca yürüyor bahçe duvarında. Duvarın dibindeki yuvanın ağzında, incecik kumlardan bir tümsek var. Yıllanmış dutun yapraklarının gölgesi oynaşıyor evin duvarında. Güneş, aşırı ilgiden şımarmış çocukların sabırsızlığıyla dökülüp sızacak yer arıyor kendine.

Bahçe kapısını açıp sokağa çıkıyorum. Bahçenin demir kapısı ardımdan gürültüyle kapanıyor. Uyuyanları rahatsız etmiş olmamın huzursuzluğunu duyuyorum. Etraf sessiz. Kent derin bir uykuda. Sokaklar boş. Akşamki lodosun yol kıyısına yığdığı tozlar elekten geçmişçesine ince.

Yazının tamamını okuyun »

En gerçek masal


Zelin Artuğ

“Bir varmış…”

Bir varmış! Dağ başları dumanlı bir ülke varmış. Bundan tam kırk bir yıl önce, kırk başlı kırk harami, gizlendikleri kovuklarından çıkmış, ülkeyi kana bulamış. O gün bu gündür, “her sonbahar gelişinde, kuru kuru yapraklarla, kuru dallar arasında” bu en gerçek masal gelir aklıma! O gün bu gündür, kırk bir yıldan beri, bu kırk haramilere “Halkım kırk bir buçuk kere cezanızı versin!” diye ilenirim. Tıpkı Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan bombadan yıllar sonra ‘hibakuşaların (hibakusha) acılarının tazeliğiyle yaşayıp yaşlanmaları gibi, bu dağ başları dumanlı ülkenin insanları da birer ‘hibakuşa’olup sinmiş, sindirilmiş ve üzerlerine ölü toprağı atılmış. Yeni kuşaklar için sıradan bir masaldan ibaret olan bu ’12 Eylül bombası’nın etkileri, eski kuşak ‘hibakuşa’lar üzerinde en gerçek haliyle etkisini sürdürmekte.

Yazının tamamını okuyun »