Anasayfa Anasayfa

Sayfa 82 / 85« İlk...«8081828384»...Son »

trakyalı spartacus


Zelin Artuğ

Sahaf dükkanlarındaki kitap kokusunu bilir misiniz ?  Merdivensiz yetişmekte zorlandığınız o eski kitap raflarından aldığınız bir kitabın sayfalarını kokladınız mı hiç ? Kağıdın yapıldığı ağacın kokusunu duyarsınız sayfaların arasında.  Bu insanı sarhoş eden kokuya, kitap raflarındaki küf kokusu da sinmiştir biraz. Nefis bir karışım… Aldığınız kitapları özenle tutarsınız elinizde. Alamadığınız kitabı da okşamak ister, sonra sanki kitabı incitecekmişsiniz gibi elinizi geri çekersiniz. Bu koku sizi alır, bodrum katlarındaki penceresiz, gece gündüz elektrikle aydınlanan, döşemesi boyalı tahtadan, sessiz kütüphanelere götürür.

Yazının tamamını okuyun »

eskiler alırım


Zelin Artuğ

Bu bir gaz ocağı. Kimbilir hangi kadının elinin altında bir ocaktı bu ? Kimbilir elinde bir huni, kaç kez gaz koymuştur ocağın haznesine. Üstteki küçük havuzcuğa kimbilir kaç kez ispirto döküp, ispirtoya kibrit alevi tutmuştur? Bu ocağın üstünde kaç kez un helvası kavurup, zeytinyağlı yaprak sarması pişirmiştir ? Gece yarısı sıcacık yatağından kalkıp, kaç çocuğa bebek maması ısıtmıştır ? Bu gaz ocağı, benim kuşağımdaki insanların analarının, teyzelerinin, halalarının mutfakta en büyük yardımcısı, bazen dert ortağı, bazen de can yoldaşıydı. Bu ocaklarla büyüttüler bizi; sabahları bizi okula uğurlamadan önce, bu ocaklarda yaptılar çayımızı. Yazının tamamını okuyun »

güneşi batıranlar


Zelin Artuğ

İnsanlık tarihi boyunca dünyanın yörüngesini değiştirip, güneşi batırmak isteyen zorbalar oldu, olmaya da devam ediyor. Son yüzyıl, insanlığın yüz karası olarak duruyor tarih sayfalarında. Dünün Dünyası , bu utanç çağının belgelerle verilmiş öyküsü. Avusturyalı yazar Stefan Zweig , biyografisinde “Kudurmuş Avrupa ” diye niteliyor ikinci dünya savaşını. Savaş öncesi Avrupa insanının dünya görüşünü, burjuva düzeninin durmuş, oturmuş zevk anlayışına uygun kalıplara sıkıştırılmasının ardındaki “ikiyüzlü toplum ahlakını” gizli tutulmuş bilinçaltı arzuların er geç ortaya nasıl çıktığını anlatıyor bize. Yazının tamamını okuyun »

mavi gözlü küçük dev


Zelin Artuğ

İki günden beri neler çektiğimi anlatamam. ‘Küçük İşler’ Hidalgo’dan indi, kağnıya bindi. Öküzleri çekerim, ayak direrler… kağnının tekerleri çamura saplanır… Kan ter içindeyim, göğsümde ağrı… elinden oyuncağı alınmış çocuk gibi, elinden şişesi alınıp taşa çalınan ayyaş gibi, arabada hastaneye yetiştirilecek hastası olup da trafiğe takılan sürücü gibi, daha kimbilir kimler gibi bir haller oldu bana. ‘Yol arkadaşım’ yarın sınava girecek. Ama işin sırrını çözse çözse o çözer ! Ne berbat bir durum değil mi ? Tam bir gerilim filmi ! Adam gökdelenin çatı katında kötü adamlarla dalaşıyor. Kötü adamlar bunu aşağıya atıyorlar, ama bizimki çatıya tutunuyor. Aşağıya bakıyor. Abooow ! Caddede arabalar , insanlar karınca gibi ufacık… Tam da arkadaşı bunu elinden tutup  yukarıya çekecekken kötü adamlar gelip arkadaşını kıskıvrak yakalıyorlar. Neyse…

Yazının tamamını okuyun »

Yabancı


Zelin Artuğ

L'Etrangere

 

“Yabancı”yı ilk kez yirmili yaşlarda okumuştum. Yaratısız bir başkaldırma duygusu uyanmıştı içimde. Sıradan bir genç insan tepkisi… Bilinçsiz duyguların kör bir karanlıktan ne farkı var ? Gençliğin renkleri ne denli parlak olursa olsun, gençliğin kendisi bir kör karanlık değil mi ? Albert Camus’nün yabancısı da sokaktan geçen yüzlerce yabancıdan biriydi. Yıllar sonra, aynı yabancı bir kez daha çaldı kapımı. Uzun uzun anlattı. Soluk almadan dinledim.

Kitabı rafa kaldırırken o , ardına bile bakmadan çoktan yola koyulmuş, birbirine yabancı insanların arasına karışıp, gözden yitmişti bile. Kulağımda, giderken fısıldadığı belli belirsiz  sesi kalmıştı: “Hoşçakal yabancı.”

 

Yazının tamamını okuyun »

‘umut için senfoni’ dinliyorum


Zelin Artuğ

Uğur Kökden’in denemeleri , çoğu kez çetin bir yolculuktur okur için. Denemeleri okurken tıpkı bir senfoni dinler gibi uyumlu sesler alırsınız. Denemelerin yazarı, çağının tanığı değil, “sanığı” gibi davranma yürekliliğini göstermiş. Okur da aynı duyarlılıkla tanıklık edince çağına, umudun fısıltısı giderek çok sesliliğe, bir senfoniye dönüşüyor.

Denemeler -belki de rastlantıdır – Kafka ile başlayıp, Kafka ile bitmiş. Kafka ile benzerliği var yazarın. O da Kafka gibi, “yargılanan ve izleyen biri” günümüz dünyasında. Ülke insanının nabzını bütün dünya ülkelerinin halklarının nabzıyla birlikte yakalayan bir “sanık doktor.” İzlenirken bile izleyen bir halk adamı…

Yazının tamamını okuyun »

önce insan olmak


Zelin Artuğ

Eski sandıkları karıştırmak, anılara doğru şöyle bir yolculuk yapmak güzeldir. O tavan aralı eski evler yok artık! Yine de dolaplar var eski anıların tıkıştırıldığı… Dolapların içinde karton kutular var. Kutularda eski dergiler, eski yazıların yer aldığı eski dosyalar var. Tıpkı sahaf dükkanları gibi kokan dolap rafları… Sararmış, kıyısından köşesinden yırtılmış dergiler… Onları buldum bugün. Nedense o yırtılmış dergilerin kıyısında köşesinde kalmış yazılarımın bazılarını bloğuma taşımak geldi içimden. Eski bir pikapta eski bir 45′liği dostlarına dinletmek gibi bir duygu ile… Düşünsenize, eski bir plak dönüyor, bir 45′lik… Sizi alıp uzaklara, çocukluk, ilk gençlik aşkınıza götürüyor. Ne oluyor götürüyor da ? Ne geçiyor elinize ? Treni kaçırmışsınız bir kere ! Olsun, yine de o şarkıyı dinlemekten tad alıyorsunuz değil mi ? O dergi yazıları da böyle bir duygu verir bana. İlk gençlik aşklarım onlar benim. Belli bir sıraya koymadım  yazılarımı. Rastgele seçtim. İlkin 1988 yılında  Varlık Dergisi’nde yayımlanan bir yazı: önce insan olmak (Sayı:966/s:4)

Yazının tamamını okuyun »

numarasız gözlük ve analar


Zelin Artuğ

 

1847-1912 yılları arasında yaşamış edebiyatın hiciv ustası Şair Eşref’i, ayrıca Neyzen Tevfik’in de hocası olarak tanıyoruz. Muzaffer arkadaşım Neyzen’le ilgili yazımı okumuş blogda. Neyzen, ona doğal olarak Şair Eşref’i çağrıştırmış tabi. ” (…) İkinci Meşrutiyet’le ilgili bir eleştirisiydi, sanırım…” diyor.

Yazının tamamını okuyun »

vedat günyol, ‘yazarların cumhurbaşkanı’


Zelin Artuğ

 

Yıl 1988. Çeşitli edebiyat dergilerine aboneyim. Postadan dergilerimi aldığımda bambaşka bir dünyanın kapıları açılıyor; yazın  dünyasının birbirinden renkli , birbirinden güzel sokaklarında uzun yürüyüşlere çıkıyorum. Bu gezilerde sık sık bir güzel insana, damarlarından insan sevgisi akan bir ihtiyar delikanlıya, Vedat Günyol hocama rastlıyorum. Okudukça öyle yakınımdan geçiyor ki, iki adım daha atsam yetişeceğim sanki. Ona ulaşmak hiç de zor değil. Büyüklüğü de buradan geliyor zaten. O, tam bir halk adamı, halkın aydını.

Yazının tamamını okuyun »

mavi dolap


Zelin Artuğ

Kendine dolap yaptı. Hem de mavi. Üstelik, bir de kilit taktı kapısına. Kimbilir ne ilginç şeyler koyacak dolabın içine. Ben göremeyeceğim tabi. Gökhan abim ne zamandır bu dolabı hayal ediyordu. Muhtemelen dün akşam o yüzden girdi tuvalete ve bir saat çıkmadı dışarı. Çünkü tuvalette kimsenin kendisini rahatsız etmediğini, tuvaletin çok özgür bir ortam olduğunu ve orada en hayatî projelerini düşünebildiğini söylemişti bir keresinde. Bu kez de öyle oldu sanırım. O mavi dolabın ilk tasarımı, ardından da projesi tuvalette şekillendi. Yazının tamamını okuyun »