Anasayfa Anasayfa

Sayfa 81 / 85« İlk...«7980818283»...Son »

iblis, beklediğimden erken geldi


Zelin Artuğ

Uzun kış gecelerinde İblis‘le saatlerce karşı karşıya oturdum. Sivri dişleri ve boynuzlarıyla, cehennem alevine benzer sakalıyla, yılan yuvasına benzeyen kıvrımlı suratındaki iki küçük delikten oluşan gözleriyle bana bakıp duruyordu monitörden. Farklı bir dilden konuşuyordu, yanındaki yöresindeki kişilerle. Bazen de bir anda görünmez oluyor, monitörü kendisi gibi başkaca karanlık yüzlere bırakıyordu. Başkan Dush Cold gibi…Hepsi de farklı bir dilden konuşuyorlardı, ama konuşulanları çok iyi anlıyor, masa üstündeki bir word dosyasına kendi anadilimde kaydediyordum.

Yazının tamamını okuyun »

atını hiç durmamanın ağacına bağlamak


Zelin Artuğ

“Atımı, hiç durmamanın ağacına bağladım.” diyordu Kemal Özer, bir şiirinde. O, şiirlerini severek okuduğum şairlerden biridir. Bir ağaç var. Çam gibi, ladin, köknar, söğüt, ardıç gibi bir ağaç. Ama bu ağacın adı “hiç durmamanın ağacı”. At, hiç durmamanın ağacına bağlanırsa ne olur? Hidalgo’yu böyle bir ağaca bağlasam ne yapar acaba? Ağacı kökünden söküp bozkırlarda koşmaya mı devam eder ? Yoksa dolapçı beygirleri gibi ağacın çevresinde mi dolanıp durur ? Bu ikinci olasılığı hiç sevmedim. Tehlikeli bir durum gibi görünüyor. Dizginlerine dolanır, başı döner, belki de boğazına dolanan dizginler boğulmasına neden olur. Hidalgo, böyle bir risk almaz. Söker o ağacı kökünden. Hidalgo önde, ağaç arkada bozkırların yolunu tutarlar. Yazının tamamını okuyun »

laik, antilaik farkı


Zelin Artuğ

“Konya’nın Balcılar beldesinde dini içerikli eğitim veren kız öğrenci yurdu tüp patlaması sonucu çöktü. Çökmenin etkisiyle bina yerle bir olurken ilk belirlemede yaşları 12 ile 16 arasında değişen 50′den fazla öğrenci enkaz altında kaldı. Kurtarma çalışmalarının devam ettiği binadan 15 öğrencinin cesedi çıkartıldı. Enkaz altında hâlâ yaralılar var.”

Geçtiğimiz haftanın sinir bozucu haberlerinden biri de buydu. Bu ülkede sinirlerimiz bozulmadan bir gün geçiremeyecek miyiz ? Ölen çocuklara mı yanalım ? Cahil halkın din duygularını sömürüp, hiçbir üretim yapmadan, dayanaksız, kanunsuz, işlerine geldiği gibi davranıp kendilerine tatlı kazanç kapıları açan ve bu işi ülke genelinde tehlikeli boyutlara ulaştıran fırsatçılara mı kızalım ? Yoksa oy avcısı siyasetçilerin böyle cinayetlere göz yummalarına mı kahrolalım?

Yazının tamamını okuyun »

belalarını halkımızdan bulsunlar


Zelin Artuğ

 Yaşadığım yerde bir talandır gidiyor. Görüntü kirliliği yaratıyor diye gecekonduları yerle bir eden zihniyet, bilmem kaç katlı yapıları birbiri ardına dikerek denizin mavisini kapattığı gibi, gökyüzünün mavisini de kapatıyor. Bu çok katlı yapıların bazı dubleks son katlarını satın alan kimileri, denizin mavisi gibi gökyüzünün mavisini de özel mülkiyetlerine katmış oluyorlar. Deniz manzaralı dairelerden sonra  şimdi de gökyüzü manzaralı daireler prim yapacak artık. Emlak ilanlarında “deniz gören”, “gökyüzü gören” ya da her ikisini birden gören daire ilanlarına raslarsak şaşmayalım.

Yazının tamamını okuyun »

yağmurları da küstürdüler


Zelin Artuğ


Annesi, pencere kanadını yukarı kaldırıp  mandallıyor. Camdan yağmuru seyreden küçük kız, ellerini arkasına saklıyor. Bir keresinde pencere kanadı mandalından kurtulup, parmakları pervazla kanat arasında kaldığından beri uzak duruyor açık pencereden. Mis gibi toprak kokusu doluyor odaya. Kümesteki horoz ötüyor. Tavuklar, gıdılarından sarkan koyu pembe gerdanlarını titreterek canlı yem arıyorlar ıslak çimenlerin arasında.
Yazının tamamını okuyun »

ben bir sokak çocuğuyum


Zelin Artuğ

Bir sokak çocuğuyum ben,
Polislerden duydum.
Onlarla
          saklambaç oynuyordum.

Yazının tamamını okuyun »

fantazmagori eğilimlileri


Zelin Artuğ

Nereden geldi bu “fantazmagori” sözcüğünü kullanmak aklıma, anlatayım.
Anlamı şu: Karanlık bir mekanda göz yanıltma yoluyla görüntüler gösterme sanatı, görüntü oyunu.

Blogları dolaşıp, rasgele okuyordum. Eski eğitimcilerdenim ya, “Eğitim” kategorisindeki bir yazı dikkatimi çekti. “Fantezist Öğretmenler”. Türkçe’de hiç duymamıştım böyle bir önad. Bu Fransızca sözcüğün anlamları bir hayli kalabalık. Üşenmeyip bakalım: Keyfince iş yapan, canının istediği gibi davranan, kaprisli, üçkağıtçı, uyduruk, uydurma, gece kulüplerinde şarkılar söyleyen, taklitler yapan kişi…vb.

Yazıyı okuduktan sonra , bu yazının üzerine bir yazı yazmak boynumun borcu oldu, bir eğitimci olarak, şu ölümlü dünyada. Ama önce bir başlık gerekiyordu yazacağım yazıya. “Fantezist” sözcüğüne karşı “fantazmagori” ; konu eğitimle ilgili olduğu için, “eğitim” sözcüğüne karşı da “eğilim” sözcüğünü kullanmayı uygun buldum. Yazının tamamını okuyun »

eski bir tiryakinin itirafları


Zelin Artuğ

Çocuktum. Sehpanın üzerinde bir paket “gelincik”, bir paket de “yenice” sigarası dururdu. Konuklar geldiğinde tiryakilere ikram edilmek üzere… Annem, elinde küçük kahve tepsisiyle mutfak kapısında göründüğünde, bütün evi mis gibi taze kahve kokusu sarardı. Kahveyle iyi gider diye bir de sigara ikram edilirdi konuklara. İlk nefeste, sigaranın ucunda kırmızı bir kor ışıldar, duman havaya savrulduğunda, kırmızı renk sakinleşirdi.  İlk kez o zamanlar özendim sigara içmeye. Bir an önce büyümeli, ben de sigaramın dumanıyla halkalar savurmalıydım havaya Sabahat teyze, ya da Nail amca gibi. Büyükler, en eğlenceli işlerden birini, sigaradan duman savurma oyununu kendilerine ayırmışlardı. Çocuklara da onların tükettikleri sigara paketleriyle oynamak kalmıştı.  Yazının tamamını okuyun »

kendi yurdunda sürgün


Zelin Artuğ

Atabek-Zelin

Yıl 1988. Taşrada yaşıyorum o sıralar. Dr.Erdal Atabek için bir imza günü düzenlendi. Düzenleme komitesindekiler, imza gününün ardından, bir de söyleşi yapılmasını istediler yazarla. Söyleşiyi ben yapacaktım. O güne kadar kimseye görünmeden, bir kenarda oturup yazılar çiziktirip duruyordum kendi halimde.  Atabek’in ”İnsan Sıcağı”nı okuyup bitireli daha bir iki hafta olmuştu.  Hani tadı damağımda kaldı derler ya aynen öyle bir etki bırakmıştı kitap bende.
Yazının tamamını okuyun »

arkadaş


Zelin Artuğ

O, pek konuşmaz. Konuşsa da  soyut bir  zirvedeki yalnız insanın ses tonuyla konuşur. Sanki kendisine en yakın bulduğu kişiler, başkaca soyut zirvelerdeki başkaca yalnız insanlardır. Dünyanın en iyi insanı değildir o; en iyi insan kavramı da içi boş bir kavram değil mi zaten! Kimsenin de dünyanın en iyi insanı olmasını beklemez. Çünkü kimseden iyilik beklemez aslında. Bu konuda çok uzlaştığımızı söyleyebilirim. Bertolt Brecht’  in  şu dizeleri onun dünyayı kavrayış biçimine ne kadar da uyuyor:

“Öyle iyi bir yere götürün ki dünyayı, iyilik beklenmesin!” Yazının tamamını okuyun »