Soldan sağa Yusuf Aslan, Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan. Belki de onların son fotoğrafı. Çekildiği tarih 5 Mayıs 1972, idamlarının bir gün öncesi. Çekildiği yer, Mamak Cezaevi avlusu. 6 Mayıs’ın 38’inci yıl dönümüne birkaç gün kala elimize ulaşan bu fotoğraf, cezaevindeki bir asker tarafından çekilmiş, saklanmış.
…
Hızır, İlyas ve İskender’di adları..Aramaya çıktılar kara ülkede ve birleşerek buldular ölümsüzlüğü..Yıldız oldular gökyüzünde ..parladılar, umut oldular..kah aktılar yer yüzüne, kah çıktılar gök yüzünün de üstüne..
Hıdırellez dedi insanoğlu bu birlikteliğe,bayram dedi ve kutladı her beş Mayıs’ın altı Mayıs’a bağlandığı gece..
Taaaa ki ! Bin Dokuz Yüz Yetmiş İki yılının beş Mayıs’ının altı Mayıs’a bağlandığı geceye kadar..
Deniz Gezmiş,Hüseyin İnan et Yusuf Aslan avaient été condamnés à mort par un tribunal militaire. Ils ont été pendus le 6 mai 1972 par l’état fasciste Turc.
« La peine de mort qui a été prononcée à leur égard résulte des conditions extraordinaires que connaissait le pays à cette époque. Ces condamnations étaient injustes. »
Deniz Gezmiş est né le 2 février 1947 à Ayas, une sous-préfecture d’Ankara. Fils d’une famille de professeurs, il étudia ses années de primaire, et ses années de collège à Sivas puis le lycée à Istanbul. C’est pendant ses années de lycée qu’il découvrit les pensées de gauche et participa aux manifestations.
Bu ülke uçurumdan aşağı yuvarlanıyor dedikçe “abartılı bir saptama” diyenler, şimdilerde ortalarda yoklar.
“Bunlar sanat ve sanatçı düşmanı, şu olanlara bakın memleketi cami avlusundan yönetiyorlar, halkın yaşamından tüm sanat alanlarını öteleştirdiler, amaç bizleri öteki yapmaktır, kul olmamızı istiyorlar. Bu ülkenin sanatçıları, kul olmayı kabullenecekse yuh bize” deyince, “uzlaşı yolları henüz açık” diye nutuklar atılıyor.
Bugün bu ülkede yaşayan vatandaşlarımızın çok büyük kısmı, bu ülkenin geleceğine dair fikrini söylemekten çekinir hale geldiyse… Ülkenin geneline bir korku hakim olduysa… Ülkenin yarısından çoğu fakir, daha da fazlası gelecekten kaygı duyar haldeyse… Birlik ve bütünlüğümüz, neredeyse her alanda keskin çizgilerle ayrışmışsa… Kardeşliğimiz risk altındaysa… Ortada bir sorun var demektir.
Her şeyden önce, korku, doğru karar vermenin, sağlıklı düşünmenin önündeki en büyük engeldir. Öyleyse gelin, önce korkularımızdan arınalım. Korkunun bizi yanlış yönlendirmesine izin vermeyelim. Sağlıklı düşünmenin önündeki engelleri kaldıralım. Madem demokrasiyi dilinden düşürmeyen bir hükümetimiz var, demokratik haklarımızı sonuna kadar kullanalım. Böylece demokrasimizi ve bizi yönetenlerin samimiyetini de test etmiş oluruz.
Bizler, yüzlerce yıl etle tırnak gibi birbirine bağlı, bir arada yaşamayı başarmış yurttaşlar olarak, bu birlik ve beraberliğin gücünü tüm dünyaya bir kez daha ispatlayalım. Sorunlarımızı, dertlerimizi, sıkıntılarımızı tek bir eylemde birleştirip, sesimizi önce bizi yönetenlere, sonra da tüm dünyaya duyuralım.
1 Mayıs 2011 tarihinden itibaren, her akşam, saat 21.00’da, tekrar tek yürek, tek ses olalım. 1 Mayıs’tan, 13 Haziran’a kadar, her akşam saat 21.00’da, ışıklarımızı 1 dakikalığına açıp kapatarak, geleceğimize sahip çıkalım. Bir olursak, başaramayacağımız şey yok. Bu ülkenin geleceği, birlik olmaktan geçiyor. Sen yoksan, bir eksiğiz, unutma!
Melbourne’de döşendik kaldırımlara taş taş
Nasırlı ellerimizde kızıl karanfiller.
Chicago’da serpildi bedenlerimiz,
Göğüs kafesimizde cesaret
Kendaki’de yanaklarımızdan biri abanoz
Diğeri sarı beniz,tenimizde asi yürek
Korkak bir sürüngendir artık esaret…
Varsın sürgün koksun gecenin koynu…
Engereğe kessin pusular.
Ve kanayan Bir Mayıs,
Düşsün kollarına…
Ve havada kül,
Havada barut,
Ve izmarit bedenler fabrikalarca…
Varsın Şaki desin,
Yalana dönen rotatifler sevdana…