İnsan bedenleri tüm diğer insanla ilgili toplumsal mekânlar gibi iktidarların, tahakküm ilişkilerinin, makro ve mikro-siyasetlerin kendilerini tanımladığı, hegemonya mücadelesi yürüttüğü, biçimlendirdiği ve dönüştürdüğü alanlardır. Bize en çok ait olduğunu sandığımız mekânlar olarak bedenlerimiz aslında dışımızdaki sosyal/siyasal ilişkilerden, kurgulardan azade değillerdir. Savaşlar, insan bedeni üzerindeki göstergesel ve fiziki ifadeleriyle sürerler. İktidarlar öz olarak insan bedenine sahip olmak, onu kullanmak, dönüştürmek ve her şeyden ötesi onda var olmak üzere belirirler. Bu tüm toplumsal sistemler için geçerli bir olgudur.
“Sonunda
Sözün özü sinecekse satırlardan akıllara,
İster görünür, ister saklanan olsun,
Bırak, senin bana, benim sana olanını,
Esas olan, önce benim bana yolculuğumdur ki
Aslında en uzak ve en ulaşılmaz olanı.” İ.Ersin Kaboğlu
29.Aralık 2008
…….veee!! Milyonlarca hayatlar, duygusal doygunluklar, farkındalıklar, kalın gelir ruhuna dünyadaki incelikler, ters düşer yüreğine koydukları değerler.Velhasıl dünyanın karsuyu kaçar kulağına, bir bakarsın gerçeğin kayası çarpar kafana, şokdan çıkmış gibisindir, ne geri dönebilirsin artık, ne ileri gidebilirsin bir süre. O uyanış seni geriye bakıtmak istemez. Yürümek istersin ileri, yol yok, harita yok, bir bilinmeze girmişsindir artık.
“İnsanlara kendinizi nankörlüğe mecbur edecek kadar, büyük hizmetlerde bulunmayın.” (Balzac)
Yaşamın pratiğinde özveri dengesi çok önemlidir. Bu konu pekçoğumuzun başını ilişkiler anlamında derde sokar. İyi niyetimizle, sosyal parazitlerin çıkarcı niyetleri arasına sık sık sıkışırız, nefessiz kalırız; adeta sağlıklı ince çizgiyi tutturabilmek, bilinçli çabamızla mümkün.