CANkurtaran mektup!…
Nazan Kutlu (güzaltı)
Olur ya, sizinde başınıza gelirse diye, cebinizde dursun şu mektubum… Şey gibi… önemli ve acil durumlarda hastalığınızın adının yazdığı bir kart gibi…
Olur ya, sizinde başınıza gelirse diye, cebinizde dursun şu mektubum… Şey gibi… önemli ve acil durumlarda hastalığınızın adının yazdığı bir kart gibi…
İşlerimizi bitirip
Haydi şimdi elveda
Diyemediğimiz,
Yarım kalan bir yolculuk,
Yarım kalan bir iş,
Yarım içilmiş bir çay gibi
Ansızın çekip gittiğimiz
Bir zaman tüneli gibi
GEÇTİĞİMİZ…

“Merhabalar… yeni yılın ilk ayının son günü zaman nasıl da izafi, tanımsız geçip gidiyor. Dünyayı izlediğimde öfke ve şiddetli davranış görüntüleri dikkatimi çekiyor. Acaba bu bilinç altımızdaki kontrolsüz korkularımızdan mı kaynaklanıyor diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Geçim derdi, sevilmeme korkusu, aldatılma kaygısı, para-iktidar hırsı kısacası karmalarımızda var olan törpülememiz gereken bir parça huzur ve sağlığa değişilmeyecek kavramlardan mı? İçimize bir dönebilsek…
Matoub Lounès’nin dile getirdiği metinler, önemli bir yer tutan Berberî kültürünü ve haklarını açıkça savunur. O, Cezayir’deki İslamcı diktatörlüğü reddeder, kendisi için yaşamayı katlanılmaz kılan tek tip Araplaştırma politikasına karşı çıkar. Berberice ve Fransızca konuşur, Arapçayı anlamakla birlikte çok az konuşur. Matoub Lounès, laikliğin ve demokrasinin ateşli bir savunuculuğunu, herkesin reddettiği kişilerin ve kadınların sözcülüğünü yapar. İslamcılığa ve İslamcı terörizme karşı çıkıp, aydınların katledilmesini kınar; 25 Eylül 1994’te GIA (Silahlı İslamcı Grup) tarafından kaçırılır, daha sonra, Kabyle kamuoyunun seferber olmasıyla kurtulur. Aynı yıl, Direniş adı altında otobiyografik bir kitap yayınlar ve Danielle Mitterand eliyle Anı Ödülü alır.
Mart 1995’te Kanada’da S.C.I.J. kendisine İfade Özgürlüğü Ödülü verilmesinin ardından, 1996’da İtalya’da bir grubun ölüm cezasının kaldırılması için yaptığı yürüyüşe katılır.
Kim bilir hangi esrik günümde çıktım yola.. Düş atımın terkisinde heybem, heybemde yazı başlıkları… Güneşli, güzel bir gün. Bilmediğim diyarlara doğru, tanımadığım insanların yaşadığı coğrafyalarda at koşturuyorum.
Atımın adı yoktu, en başlarda. O güne kadar hep bozkırlarda koşmuştu. Bozkırlarda alabildiğine özgür koşan bir atın adı her şey olabilir. Rüzgar olur, Fırtına olur, Tayfun olur…
Böyle fırtına gibi koşarken, tökezledi bir gün. Gördüm ki ok yağmuruna tutulmuşuz. Ufak tefek yara bereyle.. sıyrıklarla uzaklaştık coğrafyadan.. Her yer tuzak, her yer pusu kaynıyordu. Atımın ayağı çukurlara her girdiğinde, heybemdeki yazı başlıkları savruluyordu coğrafyaya. Dizginlere asıldım, atımın yönünü bozkırlara çevirdim.
Yolların o “gelgel “eden çağrısı başladımı birkez… gitmek istersin..
Bir de bakarsın ki kurumaya asılmış ıslak bir çamasır gibi mandallanmışsındır yaşamın ipine.
Yekinirsin,çabalarsın ..ı-ıııh! bir türlü gidemezssin..
Güçlü bir yel beklersin çaresizce..Bir küfür sallarsın rüzgar tanrısı Hermes’e ,”göndersin güçlü poyrazını da söksün mandallanmış bedenini , kurtarsın bu mel’un ipten “diye..
YÜREKLERİN GÖÇTÜĞÜ
Yaşamın maden ocaklarında
yeraltının en karanlık mağralarına
girme cesareti gösterenlerin,
insanlığın elmas değerine ulaşması
adına çıktıkları YÜREK YOLCULUĞUDUR.
UĞUR MUMCU, HRANT DİNK, MUAMMER AKSOYLARI
SAYGIYLA ANIYORUM.
Yazının tamamını okuyun »
Kazdağlarından(bin pınarlı İda dağı) bir yel gelir ki; ipil ipil kekik kokusuna, binbir pınarının binbir çiçeğini harman etmiş… yetmemiş, zeytin yapraklarıyla nemini aldığı bol oksijeni boca etmiş içine…