Canım BABAM… Seni çok özlüyorum!…
Zelin Artuğ
“Seç “dedi ucubeler Migimbim,
“olmak istediğini seç..”
Bir ses değildi bu..
Bir his, hiç değildi..
Duyamıyor,göremiyor,düşünemiyorum ki..
Ama, dediler işte ;
“ol-mak is-te-di-ği-ni”..
Bir deniz mi olsam acep?
ayaklarını ıslatsam dalgalarımla
girsen içime yüzsen
Ohh! desen..
Dilediğinde coşsam, sörf yapsan..
Durulsam dilediğinde, üzerime yatsan..
Mavi göğü yeşil ormanı yansıtsam ,
seni yansıtsam..
Ahh! Bir deniz mi olsam?..
Bugün e-postama bir duyuru geldi. Okuduktan sonra birkaç yere yönlendirdim.
Sonra, bunun yeterli olmadığını düşündüm! Konu üç beş dostu değil, milyonları ilgilendiriyor. Süt bebeleri de işin için girince, bu duyuruyu bizim sitede de yayımlamaya karar verdim. Konu sağlık olduğunda, akan kirli sular durmalı… Hele de akan sular çamurlu bir sel gibi geliyorsa üzerimize, mutlaka durdurulmalı! Karşı bir selle!.. Hiç bir selin, hiçbir felaketin durduramayacağı İNSAN SELİyle…. Posta kutuma gelen duyurunun tamamını aşağıda yayımlıyorum. Tharıkof”un yürekli yazar ve okurlarına saygımla.. sevgimle… (ZA)
Seni hala seviyorsam, bilesin!..

Sebebim sadece çocuklar!..
Esmer bahtlı, aç bir çocuğun, kırık oyuncağı en değerlisi ya…
Sırf onun yoksulluğu için seviyorum seni…
Ki bence;
O çocuğun karnı guruldadığında, bir fayı kırılıyor insanlığın…
Ağladığında, sel basıyor plazaların üst katlarını.
Düşüp yaralandığında, savaşlar kaybediyor büyükler…kaleleri yıkılıyor zenginlerin.
Tanrının değil, çocukların ahı tutuyor zalimlerin yakasını…
Gören gözüm, yazım, baharım, güzüm..
Engin kayalıkların kartalı, sevgi bahçemin kelebeği..
Uzak diyarların kasırgası, gönlümün ılık meltemi..
Dağların azgın aslanı, kucağımın mırmır kedisi..
Kanamadığım, doyamadığım sevgilim..
Gökte iki bulut olmak varken birlikte, neden yıldız olmayı seçtin? ..
Sarı çiçeğindim senin , yaşama sevincimdin..
Ey sevdiceğim!… Sızılı gecelerimin yadigarı…
Biliyorum, gün geçtikçe bana benzeyeceksin…
Hangi şehre gitsen, orada yalnızlığın nüfusu bir artacak.
Yürüyen bir hüzün olacaksın, “her şeyim var şükür” diyen insanların şık sokağında.
Camlarından, seni gördüklerinde en çok yalnızlıktan korkacaklar…
Yanındakine sıkıca sarılacaklar kadınlar/adamlar…
Her adımda, ayaklarının altı acıyacak…
Doktor!..Bir daha gelmeyeceğimi söylemeye geldim sana.
Ne olur beni umursa!
Ben anladım…
Kırık ayağı, yerine eğreti tutturulmuş bir masa benim hikayem.
Çekmeceleri dolu, üstü boş.
Üstüme ne koysalar, ağır gelip düşüyor Doktor.
İçim kimseyi almıyor…
Ben Tuzla-Buz arası bir halk otobüsü kadar doluyum.
Doktor!…”çocukluğuna gidelim” deme bana..
Büyük ihtimal, o şimdi sokakta, oyundadır arkadaşlarıyla.
Biz mümkünse yarınıma gidelim,
Ben, yarınımdan şüpheliyim.
Ne olur!… Baştan başlamayalım doktor!….
Başlarken iyidir her şey.
Sen bana, sonu kötü biten hikayeleri silmeyi öğret.
Ya da ağız dolusu gülmenin vizitesi kaç para Doktor!… Nerde satarlar?…

![]()
Saatler boyu sensiz
saatler boyu sessiz gecelerde..
Boşluğundaydım uzak düşlerin.
Bir nefes sigaram,
dumanıyla seni yazmıştım ciğerlerime..
‘nice’ deki günlerim
ve ‘ah! ‘daki bilmecem..
Sinmemiştin sarı çiçeğim,
sinememiştin ciğerlerime..
Yazının tamamını okuyun »
Çok zor oluyor böyle yazmak..
Yazmamaksa daha da zor..
Aramızda ki engelsiz engellerden , ucubeler diyarının hiç var olmamış tünelinden geçememek,
ve toslamak kalın duvarına ucu bucağı görünmez sonsuzluğun..
Çıkamayan haykırışlarımın, kulak tırmalayıcı sessiz çığlıklarımın, duyulmayan yakarışlarımın hengamesinde buluşmuş, akamayan gözyaşlarımın sel olduğu zorundalık; yaşama ve ölüme dair..
Bir tül perde kıvamındaydı bakışların oysa..
ve asla bir engel değil, bir sınır süsüydü olsa olsa,
bir sevda büyüsüydü..