Anasayfa Anasayfa

Sayfa 4 / 43« İlk...«23456»...Son »

Öbür dünyadan mektuplar-1

12 Şubat 2010

rencontre3
Rüyalarımın sayın yönetmeni;

tam kabullenmişken herşeyi..

bir kez daha öğrenmişken

olması gerekeni

ve sallamaya başlamışken başımı;

‘en doğrusunun böyle olduğu’na dair..

 

Yazının tamamını okuyun »

Elele olmak aynı aşkla…

10 Şubat 2010

elele
Elele tutuşup  iki küme olurduk çocuk oyunumuzda. Karşı kümeden birini seçerdik oy çokluğu ile…
O seçilen, elele tutşanları şöyle bi süzerdi iyice, sonra 
elleri kimin daha zayıfsa, kim elini sımsıkı tutmuyorsa yanındakinin
ona yönelir, olanca hızı, olanca gücüyle yüklenirdi, ellere…
Ayırabilirse elleri, birini alıp giderdi kendi kümesine… sayısı azalan küme kaybederdi  oyunu…
Şimdilerde elele veren görüldüğü yerde  koparılıp, ayrılması gerektir,
korkaklarca, korkudan…

Yazının tamamını okuyun »

Gelirken beni getirmeyi unutma!….

08 Şubat 2010

 femme_a_la_fenetre_310143332_std

Bir gece bana gel olur mu?… Çağırmadan… Şöyle beklenmedik bir anda… 

Ayaza kesmiş  geceye düş,  yolunu şaşırmış sersem bir yaz yağmuru  gibi…  Ya da kıyıda oturmuş, birbirlerinin gözüne girmeye çalışan sevgililerin ellerinden uçup havalanan kağıt helva gibi… Ya da, kaybolmuş bir oğlan çocuğu  gibi…

Yazının tamamını okuyun »

Mükemmeliyetçilere…

08 Şubat 2010

p_main
Mutluluğu

Mükemmelde arama

Boşuna yorulur,kaybolursun,

Dünya yuvarlaktır,

Ne diye dört dörtlük der durursun?

Yazının tamamını okuyun »

Ey aşk! Sen kimleri heder ettin!

06 Şubat 2010

 communaute_de_l_anneau_09_debut

Bu yazı başlığı, ne zamandır heybemde duruyordu da, bir türlü fırsat olmamıştı açığa çıkarmaya. Bu yazım, yaklaşmakta olan “Sevgililer Günü”ne de kapak olsun!

İşine geldiğinde “emekçi”yi pöhpöhleyip, işine gelmediğinde “mezbelelik” sayan zihniyet, yaşadığımız çağa çok uyan bir fotoğraf karesinde kendine de bir yer bulduğu anda hemen “çağdaşlaşır” ve emekçiyi çağdışı ve “sevgi” kavramını da emekçinin dilinde “fazlalık” ilan eder!

Yazının tamamını okuyun »

“Cennete giden yol”…

05 Şubat 2010

 

20090218172543

Dosto’nun çığ altında kalıp öldüğü o kış, ben henüz 6 yaşındaydım. Olup bitenleri kavrayamamıştım. Çocuk aklım, ölümün ne olduğunu anlamıyordu bir türlü. Sapanla vurulan kuşların, bir daha uçamadığını, öldüğünü biliyordum. Ama iş Dosto’nun ölümüne gelince, bir tuhaf oluyor, koskoca Dosto’nun bir serçe gibi düşüp ölebileceğine bir türlü inanmak istemiyor, onu metrelerce karın altında cansız bir halde yatarken düşünemiyordum nedense.

Artık her şey gözümde anlamını kaybetmişti. Ne okulu, ne çok sevdiğim öğretmenimi ne de derslerimi  düşünüyordum…  Aklım fikrim hep Dosto’daydı. Her sabah, karlara bata çıka okula gittiğimde; sınıfın kapısından içeri girince, o mahcup tavrı ve utandığında hemencecik kızaran yanaklarıyla bana gülümseyen yüzünü göreceğimi umuyor, ama her seferinde sıramdaki yerinin boş olduğunu görüp üzüntüden kahroluyordum. Ders boyunca; ya önümdeki defterin sarı yapraklarına dalıyor ya da pencereden; dışarıda yağan karlara bakıyor, bazen Jülide öğretmenin ses tonu değişince kendime geliyor, onun tebeşirle kara tahtaya yazdığı kelimeleri çabucak defterime yazıp, sonra yine Dosto’lu anılarıma geri dönüyordum.

Yazının tamamını okuyun »

Telaş-sızım

04 Şubat 2010

indifference
Ah ciğerparem…

Seni sevmeye ayarlı saatim, ne zaman yokluğunu vursa, yaralı bir arslan misali, beni öldürecek birini bulmaya çıkıyorum sokaklara.  Hayat acemisiyim  İstanbul’un  kedere çıkan yokuşlarında…

 

Yaram beni görünmez kadın yapıyor sanırım.  Görmüyorlar… Nefesimi tutuyorum, içinde sen varsın diye . Balat’ ın eski meyhanelerinden,  yanından yöresinden bıçaklanmış kabadayılar  çıkıyor naralı…yürüyorlar  üstüme üstüme. İnsanların içinden geçiyorum, ruhları bile duymuyor onlardan geçtiğimi…  Herkes bir yaşamak telaşında… Sanki tek  ben telaş-sızım!… Solundan yıkılanların telaşsızlığı var üzerimde…

 

Yazının tamamını okuyun »

hidalgo

02 Şubat 2010

 

Yazının tamamını okuyun »

CANkurtaran mektup!…

02 Şubat 2010

 

feuille 
 

Olur ya, sizinde başınıza gelirse diye, cebinizde dursun şu mektubum… Şey gibi… önemli ve acil durumlarda hastalığınızın adının yazdığı bir kart gibi…

Yazının tamamını okuyun »

Yaşam

01 Şubat 2010

Sırrına eremediğimiz,

Formüllerini bilemediğimiz, vide_R44813

İşlerimizi bitirip

Haydi şimdi elveda

Diyemediğimiz,

Yarım kalan bir yolculuk,

Yarım kalan bir iş,

Yarım içilmiş bir çay gibi

Ansızın çekip gittiğimiz

Bir zaman tüneli gibi

GEÇTİĞİMİZ…

Yazının tamamını okuyun »