De ki ömrüm
Cafer Demirtaş
Masallara rengini veren hüznüm
Ve çocuksu aritmetik gibi berrak bakışlarım;
Ne çok sevdim
Ne çok ağladım
Büyüdüğümün hesaplarını yaptıkça öğrettiğin rakamlarla…
Masallara rengini veren hüznüm
Ve çocuksu aritmetik gibi berrak bakışlarım;
Ne çok sevdim
Ne çok ağladım
Büyüdüğümün hesaplarını yaptıkça öğrettiğin rakamlarla…

Hiç belediye otobüsünde ıslak bir koltuğa oturdunuz da , o hain ıslaklığı fark eder etmez ayağa fırladıktan sonra, hemen yanındaki koltuğa, münhal durumda olan; “Islak Koltuk Bekçiliği” kadrosuyla tayin oldunuz mu?
Her nekadar insanlara “Islanmış,oturmayın lütfen” demekten yorulmuş olsam da, bu durum bana; “Otobüste Boş Durumda Bulunan Koltuğa Yönelik İnsan Davranışları” konusunda minik bir “doğal gözlem” imkanı verdi..İşte izlenimlerim ve insan davranış çeşitlemeleri:

Merhaba Sayın Özdil,
Sözü hiç uzatmadan direkt konuya girmek istiyorum. Şimdi aşağıda anlatacağım olay, bizzat gece yarısı şahit olduğum ve hala etkisinden kurtulamadığım bir konudur ki altının çizilmesi gerektiğini önemle vurgulamak isterim.
Tarih : 06 Ekim 2011
Yer : Kartaltepe Mah. – Bayrampaşa / İstanbul
Saat : Geceyarısı 01.30 suları
Burası huzurlu ve sakin bir mahalle. Komşulukları uzun yıllara dayanır. Bitişik nizam apartmanlarda yaşayanların çoğu birbirini en az 20 yıldır tanır.

Bırakıp deli sularına kendini hayatın
Uzaklaşmaktan korkma kıyısından.
Tutunacak dal kalmayabilir bazan
Kalp atışlarından başka…
Sen uyu çocuk!…
Ölüm azar azar gelir.
Ölüm;
Karanlık bir gece gibi sessiz,
Davetsiz bir sürüngen gibi hain pusuda
Korkak ve gürültüsüz….

Sen, Kristalin ardından kırılan ışığa bakar gibi
Baktığında bana
Renkler gördüğünü sanıyorsun
Yeşil-mavi-sarı-kırmızı-mor

Biz biliyorduk aslında… On yıl kadar önce. Kendi aramızda evlerde toplanıp konuşuyorduk. Meydanlarda bağıracak cesaretimiz olmadığından mıydı acaba duvarlar arasında konuşmamız? Şimdi düşünüyorum da… Yanıtsızım. İşte yine öyle bir akşam, bir arkadaşımız “Kurbağa Teorisi” dedi sakince. “Kurbağaları toplayıp içi kaynayan bir suyun içine atarsanız, panikle sudan kaçmaya çalışırlar. Amaa…” biliyorduk lafın nereye varacağını ya, devam etmesini bekledik, gözlerimiz ellerimizde, masadaki bardakta, yani başka yerlerde… “Eğer kurbağaları alışık oldukları ısıda su dolu bir kaba koyar, altına da kısık ateşi verirseniz… Ne olduklarını anlayamadan haşlanırlar.”
Boynuz ölüm çanları çalıyor insanın eksildiği yerde.
Aç bir fitilin lambasında can çekişiyor onurun aydınlık dili.
Sarı salyalı İblisin elinde İncil;
Ayaklarının altında aç bi ilaç Afrika perileri.